aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.7.13

Bitse de Gitsek!!

Bitsin Artık!!!

Bulaşıklar birikti...Koltuk örtüleri darmadağın...Poğaça yemekten için kıyıldı...Her şey fosforlu kalem lekesi...Her yerden kalem fırlıyor...Notlar her yerde...Çıkmış sorular bastığın her alanda...Kitaplık darmadağın!

Bitsin artık şu final çilesi! O kadar sıkıldım ki! O kadar sıkıldık ki! O kadar sıktılar ki! İllallah dedik resmen! Hacettepe'nin "dünya kriterlerindeki" dandik sistemi yüzünden acılar içindeyiz resmen blog. "Hep ileriye...
en iyiye" mantığını çok yanlş anlamış olan Hacettepe'nin zor sınavlarından,kıytırık sisteminden,akıl almaz öğrenci düşmanı yönetiminden resmen gına geldi artık!

Ufacık...minicik...mini minnacık mantıklı bir hareket yapsalar dişimi kırmak ne kelime söküp vereceğim olduğu gibi 32 dişi ellerine!

Diğer fakültelerle karşılaştırıldığında insafsızlığın daniskası kalan soruları...Eh yuh artık dedirten mantıksızlıkları LYS tercihlerinin yapıldığı şu günlerde insanlara "Sakın gelme!" dememin en baş sebebi olsun ve kayıtlara da böyle geçsin lütfen.

TUS dershanesindeki derste hocanın söyledikleri:" İstanbul Üniversitesi'ne de ders verdim, Çapa'ya da...Hacettepe'nin soruları resmen insafsız. Onların soruları laylaylom kalmış sizinkilerin yanında."

Diyoruz ama inanan yok ya en çok da o koyuyor belki de...

Neyse işte bitsin artık şu Pazartesi-Salı ve -Allahım n'oolur ama n'ooolur geçeyim =( - bitsin şu çile!

Her Şey Aşktan....

Sonunda Işın Karaca'nın yeni albümünü dinledim blog...Ders eşliğinde tabi.

Resmen bayıldım...Arabesk çok yakışmıştı Işın Karaca'ya ve bayılarak dinlemiştim o şarkıları...Arabesk söylendiğinde beğenmediğim şarkılar Işın Karaca'nın sesiyle yepyeni taptaze olarak ruhuma işlemişti; ama ikinci arabesk albümünden sonra da bir Işın Karaca artık kendi tarzına dönemeyecek mi yoksa korkusu sarmadı da değildi bünyemi ancak bu albümle yine haklı olarak kendine hayran bıraktı beni...Tangodan popa birçok şarkı var ve ben hepsini çok beğendim özellikle "Yalnızlık" ve albüme adını veren "Her Şey Aşktan" şarkılarını...İçindeki albüm yaz vakti çıktığından olduğunu düşündüğüm remix "Helal Olsun" da orjinal hali kadar başarılı değil bence ama onu da seven vardır elbet. "Vurgunum" da harika...

Allahım bu böyle gider...Sonuç olarak cidden her şarkı tek tek çok güzel olmuş....Işın Karaca efendim...Dinleyelim...Dinletelim.

İyi ki Doğdu!!!!

Bugün 5 Temmuz'du...Yani benim biricik ablamın doğum günü!! İyi ki doğmuş o ve iyi ki hayatımda! Hem kardeşim hem ablam....Onlar olmasa ne yapardım bilmiyorum. Keşke şu lanet okul olmasaydı da evlilik hazırlıklarında yanında olabilseydim. Keşke beraber yapsaydık alışverişlerini...Yine sinir etseydim ben onu "Çok gereksiz bu ne alıyorsun." diye diye...Ama kısmet...İnşallah geçerim de şu dönem 3'ü bütünlemeye kalmadan da düğününde yardıraraktan Roman havasında affettiririm kendimi....Yani umarım.....






16.1.13

Kafa Boşaltmaca vol. 10

Yine gecenin bir vakti klavyenin başındayım...Uzun zaman oldu yazmayalı...Çok uzun.
En son 20'lik dişimi yazmışım baktım da onun üzerine diğerini de çektirdim,alveolit oldum da iyileştim de...Sen anla artık ne kadar zaman olduğunu.
Bugün ev arkadaşımla şöyle bir konuşma geçti:
"Sen blog yazıyorsun oğlum. Kim neden seni okusun. İşşizsin."
"Doğru işsizim"
Aslında tam böyle değildi;ama ana tema buydu. Hakikaten ben blog yazıyorum;kim neden okusun beni?...Ne yazık ki anlayamadığı nokta burada. Ben başkaları okusun diye yazmıyorum ki. Yani evet başkaları okuyor yazılarımı;ancak bu sadece benim yazmamın yan etkisi gibi bir şey benim için. Bilen bilir yazmak konuşmaktan daha kolaydır bazen. İçini dökersin böyle...Alırsın kağıdı kalemi,kalvyeyi her neyse yardırırsın. Döktün mü içini,rahatladın mı da kimse görmsein istiyorsan yakarsın,yırtarsın,silersin...Ama çıkmıştır içinden o atmak istediklerin...Bir nevi detoks...
Ama anlamadı ev arkadaşım. "Kim neden okusun ki?" dedi...Olsun...Ben yazayım da...

Yar Yine Bana Depresyonlar

Kardiyoloji komitemizden de çaktım blog. Hem de öyle böyle değil. Sanırım tehlike çanları çalıyor benim için. Gerginim,yer yer sinirli yer yer mutlu yer yer suskun. Saçma sapan bir ruh halindeyim.
Bir arkadaşım "Moralin nasıl?" diyor kedi yavrusunu incitmekten korkan kişinin ses tonuyla 5 dk sonra başka bir arkadaşım "Off Serdar bir sus yae." modunda...Sanırım dengesizim. Evet,evet iyice dengesizleştim.

Çalışma stilimi değiştirdim. Umarım bu komite işime yarar;zira öncekiler gösterdi ki çalışma stilim bir b*ka yaramıyor. Şemalarla,textbooktan vs. çalışıyorum. Ama tek bir sorun var:zaman! Eğer yetiştiremezsem s*çtığımın resmidir.

Slaytlarını vermeyen hocalara da buradan "Hocam, çeyizinize mi saklayacaksınız?" sorusunu sormak istiyorum yeri gelmişken...

Diyet Diyet Diye Nicesine Sarıldım...


Dengesizliklerim yetmezmiş gibi bir de diyete başladım blog. Artık her sabah kahvaltı ediyorum. Şekeri-ekmeği kestim. Sebze dostum cips düşmanım oldu. Kolanın kokusu burnumda ,cızır cızır sesi kulaklarımda sürekli; ama ayranı yoldaş yaptım kendime. Kepekli tostlar kankam artık...

Yeşil çay içiyorum sürekli;metabolizmam hızlansın diye;ama kendisi "oturan boğa" mübarek. İbre ileri atmıyor yemin ederim. İçlerde...çok derinlerde "Spor yaaaap!" diye bağırıyor iç sesim;ama ona da zamanım yok blog. O yüzden çok da takmıyorum o sesi -ki bu ses arada arkadaşlarımın sesleri oluyor. Onları da takmıyorum.

Ve şekersiz çay-kahve cehennem gibi...

Yeni Yıl...

Sürekli aklımdaydı..yazacağım yazacağım...yazamadım. Yeni yılınız kutlu olsun. Umarım yeni yıla musmutlu,ailenizle girmişsinizdir. Benim yerime de eğlenmişsinizdir;çünkü ben o sırada ders çalışıyordum.(LANET OLASI 34 ALDIĞIM SINAVA! BAK YİNE DELLENDİM!!!) Sadece bir ara ailemle kamera açıp mezdeke eşliğinde koptuk o kadar. Kıyamam nasıl şaftım kaydıysa artık teyzem anneme dönüp: "Abla bu çocuk neden bu kadar mutsuz?" diye sordu. Ben de eğlendirmek için azcık koptum kamerada...Ah bir bilseler stresimi....

Sağlık,mutluluk bla bla....Hepsini zaten diledi çevredeki insanlar size. Benim dileğimin pek bir fark yaratacağını sanmıyorum. O yüzden tek bir dilek istiyorum: Aşk getirsin yeni yıl...

Sırf ben değil diğer tıpçı arkadaşlarım da yeni yıla gönüllerince giremediler sınav ayağına.Sonuç olarak biz de cuma günü girmeye karar verdik bir 18 gün gecikmeyle...

P.S: Fotoğraf yeni yıl gecesi masamın hali...

Siyanozlu Hastam...

Bildiğiniz gibi hekimliği öğrenme babında hasta görüşmelerimiz olmakta. Bir diğerini ise geçen gün siyanozlu hasta üzerinde gerçekleştirdik sevigli blog. Bir önceki görüşmelerimi zaten yazmıştım daha önce burada.

Siyanoz. Yani kanın yeterli oksijenlenmemesine bağlı olarak gelişen morarma tabiri caize. Bizden bu hastayla konuşup,şikayetini dinleyip, kalp ve solunum muayenesini yapmamız bekleniyor. Kalp ve solunum muayenesini geçen sene maket üzerinde öğrendiğimizden gerçek hastayla -oyuncu hasta- yapmak biraz heyecanlıydı takdir edersiniz ki...

Bilgiler gözden geçiril,videolar izlendi,kitaplar okundu ve görüşme başladı...

Artık tabiri caizse "kaşarı olduğumuzdan" görüşme kısmı gayet güzeldi. Gerekli kibarlık,iletişim,hitap,sorular vs. gayet yerindeydi. Nitekim hastam da gayet tatlı bir kadındı ve güzel bir görüşme geçirdik. Ve sıra fizik muayeneye geldi.

Solunum muayenesi,tansiyon,nabız,ateş...Hepsini birbirine karıştırdım. Tansiyonu ölçtüm, ateş için koltuk altına termometreyi koydum, bu arada solunum muayenesine başladım sonra nabız aldım akciğelere geçtim. En son kalple bitirdim. Bayağı bir karıştırdım adeta "ortaya karışık" yaptım.

En son bitirdim,giyinebilirsiniz dediğim ağza,dudaklara bakmak geldi ona ayaküstü baktım. Oturduk parmakta çomaklaşmayı sordum...Sanırım muayene kısmında olması gereken sistematiği yok ettim;ama suçun bende olduğunu da sanmıyorum! Klinikte öğretilmesi gerekn şeyleri maketle öğretim hasta yanına salmak çok da doğru değil bence...

Ama hastamdan "Öğrenci değil de profesyonel bir hekim gibiydin." geri bildirimi....İşte o an her şey silindi gözümde....

Evet, dedim. Hekim olmalıyım. Geriye sadece tek bir soru kaldı: Kalmadan başarabilecek miyim?

21.9.11

Tam da Zamanı!!

Bugün dert günü blog. Bildiğin dert yanmaya yazıyorum gecenin şu yatılıp zıbarılası saatinde, ona göre adam ol! Dinle...

Bu haftam çok pis başladı blog. Bildiğin pis ama...Zira senenin -ki daha eylüldeyiz lan!- ilk hastalığına ,üzerine afiyet, yakalanmış bulunuyorum ki ne menem bir hastalıkmış anlamadım gitti.

Kanımca Amerika'nın oyunları bunlar blog. Kesin biyolojik silah ayağına bana virüs mirüs bir şeyler verdiler ve ben bu hale geldim. Çünkü hastalığım basit bir soğuk algınlığı gibi başlayıp faranjit gibi devam etti. Daha sonra nezle benzeri belirtilerden sonra öksürük başladı ki bana grip ve verem olasılıklarını hatırlatırken son olarak 20'lik dişin de katılımıyla tıp literatürüne yeni bir hastalık olarak girdi kanımca.

Bu ne yaa! İlk gün kalktım yataktan üzerimden kamyon geçmiş gibi. İspanya boğa koşusu yapılmış, gece de ben de boğaların yolunda uyumuşum gibi. Her yanım ağrıyor. Kafam kalkmıyor. Boğazlar şiş. Hayır, hasta olacak zamanım olsa hay hay başım üstüne; ama yok anasını satayım yok! Bırak hasta olmayı nefes alacak zamanım yok ki bu daha ilk komite blog. Kemikler! Hem de kasları çıkarılmış! Bir de kaslarla olaydı halimiz nice olurdu bilmem!

Neyse bu zamansızlıkta derse gitmemek de olmaz. Alayım, dedim sabah Katarin akşama doğru iyileşirim. Ancak okulda içmeyi planladığım ve içtiğim sert kahvenin uyku açıcı etkisinin sabah aldığım Katarin'in uyku etkisini nötralize etmesi planım tabii ki de işlemedi ve ben derslerde -ki kafa kemikleri!!!!!!- kafamı kaldıramadım. Peki durumum iyiye mi gitti? Hayır! Daha da ilerledi .Ses gitti, burun aldı başını gitti, boğazlar kendi halinde şişip şişip indi ve ben bittim...

Şimdi üçüncü günümdeyim ve burun akıntım bitti gibi. Tabi önce bir okyanusu akıttı içinden ondan sonra! Hapşırık aldı mı beni! Allahım alerjik insanlar olur ya paso kedi tüyüne köpek kılına hapşırırlar paso hapşırıyorum ve her hapşırık başıma zonk zonk zonklama olarak geri bildirim veriyor. Tam o da bitti, burun da sakinleşti derken öksürük başladı şimdi de! Ve inanılmaz olanı ben hala doktora gitmedim çünkü vaktim yok!

Yarına iyileşeceğimi umuyorum. Ya da Amerika'nın silahının yeni bir marifetini göreceğim, bakalım bu sefer ne çıkacak...

İşin kötü yanı bir de aşık oldum galiba blog...

15.7.10

İade - i Mim =)

Mimlenmişim =) Sağ olsun zehirli sarmaşık mimlemiş beni yazısında. E adettendir diyerekten ben de nacizane görüşlerimi yaziim bu konularda.Gerçi iyi bi psikanaliz oyunudur bu ama neyse işte.İşte yanıtlarım...
Felsefem: "Draco dormiens nunquam titiliandus" der Hogwarts amblenin altında. Anlamını öğrendikten sonra bunu felsefem olarak belirledim."Asla uyuyan bir ejderhayı uyandırma." Anı kendi haline bırak. Ona uyum sağla. Değiştirmeye çalışma. Su gibi kabının şeklini al.
Hayat: İnsana bazen istediğini,bazen istediğinden fazlasını,bazense istediğiyle en alakasız olanı veren olgu. İnsanın elinde olan,değiştirmeye gücü olan şey. Sevdiğinizde onun da sizi sevdiği;nefret ettiğinizde onun da sizden nefret ettiği olay.
Çocukluk: Hayatımın en güzel günleri...Şimdiki çocuklar gibi apartmanlara tıkılmış olmamamdan,sokaklarda arkadaşlarımla kendimi yaralaya bereleye eğlendiğim, Canter Strike değil de saklambaç,meşe,hırsız-polis oynadığım zaman dilimi.Giden ve geri gelmeyecek mucize zamanlar...
Güneş: 4.sınıfta yıldız olduğunu öğrendiğimde çok şaşırdığım gök cismi. Kendisine hiç sanatsal ilgi duymadım. İlgim tamamen bilim. Fotosentezin ana etmeni olmasından ötürü aşırı saygı duyduğum doğa unsuru.
Gözler: "Denizde,öğlen Güneş'inde,45 derecelik açıyla kuzeye baktığımda yeşil olduğuna inandığım görme duyusu unsuru." Ama ne yazık ki gözlerim ela...Bi de masmavi olanlara sahip olan insanlara saf kıskançlıkla baktığım,renkli lense de karşı olduğum için asla mavi olamayacak iki küre...Mavi olmasını çok isterdim...
Yıldızlar: Çocukluğum Aliağa'sında gökyüzünü kızamık çıkarmışçasına saran parlak noktalar. Şehirde ışıklardan mıdır nedir hiç görünmüyolar. Bi de uzaklıkları karşısında ağzımın açık kaldığı sonsuz addettiğim nesneler.
Güzellik: Lafta değil özde iç güzelliğe önem veririm. Ugly Betty'ye hastayım bu konuda mesela.
Sevgi: Eksikliğini hiç duymadığım duygu. Annemden,babamdan,ablamdan,kardeşimden,dedemden,arkadaşlarımdan,öğretmenlerimden aldığım enerji =)
Aşk: Kesinlikle ilk görüşte olanına inandığım duygu. Hollywood filmlerinin etkisindeyim belki de bilmiyorum.
Müzik: Dinediğim şu demem. Hoşuma ne gidiyorsa dinlerim. "One more cup of coffee" dinledikten sonra burak kut dinleyebilirim. Hoşuma gitmesi yeter. Pop,rock,metal,caz...hoşuma gitsin yeter.
Dost: Arkadaşlıkla karıştırılmaması gereken kavram. Bir yılda da on yılda da oluşabilecek bir şey...
Para: "Benim için her zaman önemsizdir" falan diye yalan atmayacağım konu. Önemli;ama hayatımın amacı değil...
Zaman: Özellikle bu sene kayıp giden,bazen keşke geri alsam dediğim olay.
Kızlar: Anlamaya çaba harcadığım insanlar. Arkadaşlıklarımın çocğunluğunu sağlayan güruh ve arkadaşlıkları erkek arkadaşlarımdan daha sağlam olan grup.
Savaş: Nefret ettiğim, nefret etmeyenden nefret ettiğim,her türlü engellenmesi gereken olay. NO WAR!!
Ağlamak: Yapmaktan asla utanmayacağım,"Erkek adam ağlamaz." sözünün saçmalığın daniskası olduğunu düşündüğüm eylem. ÖSS stresi ve acıklı bir aşk filmi veya Hitler almanyası filmi olayı bitirir. Mutluluktan olanı tercihimdir. Rahatlattığına inannırım bi de. 
Deniz: Hastası olduğum, kirletildiğinde adam akıllı tepemi attıran konu. Onsuz olmaz!
Ayna: Sabah kalktığımda bi de dışarı çıkarken baktığım.Hastası olmadığım şey.
Hayal: Çok geniş olduğuna inandığım dünyamın temel taşı. Harry Potter'la doruklara çıkan %100 özgür olduğum tek yer..




Bunlar da mimlediklerim;
http://hayalmeyalbuschra.blogspot.com
http://parisinbed.blogspot.com
http://diclegulsahin.blogspot.com
http://kortizol35.blogspot.com

...

.....

...

...

Yorumlar....

Yorum.