komite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
komite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.12.13

Ne Var Ne Yok?

Sonunda klavyenin başına oturdum blog...Aslında klavye başından kalkmayıp da "Sonunda klavye başına oturdum." cümlesiyle başlamak da ironi mi desem ikiyüzlülük mü desem bilemedim yemin ederim.

O kadar uzun oldu ki yazmayalı en son ne yazdığıma bakmak zorunda kaldım. Baya bir efkarlanmışım da yazmışım son yazımı anlaşılan. O zamanlarki -sanki yıllardan bahsediyorum yalnız hepi topu 1-1.5 ay bir şey!- ruh halim depresif,kızgın,karmakarışıktı. Şimdi sakinleştim. Hem zaten sakinleşmeyip de ne yapacaktım ki? Sinir,stres sadece bünyeye zarar. Demişim zaten "Giden gelmiyor geri." diye. Aynısını çok sevdiğim lise fizik hocam da söyledi: "Geçmiş,geçmişte kaldı. Önüne bak." diye.

Hem gittikçe daha iyi oluyor sanki yıl blog. Hematolojiden aldığım 82 üzerine enfeksiyondan da 83 aldım. Bu da sene sonu ortalaması için hatırı sayılır bir puan demek.

Seçmeli komitemiz yeni bitti. 1 ay boşlukta yüzdük resmen! Filmin,dizinin dibine vurdum. 3 kitap okudum. Boş boş takıldım anlıyacağın. Az endokrin çalışayım filan dedim ama olmadı. O boşluğa bünye çok dayanamadı. Koyverdi anlayacağın. Seçmeliden de 100 bekliyorum. Eğer o kalori sorusu 20 değil de 30 ise :D Tabi Adli Tıp'çı söz verdiği gibi yoklamada tam olanlara 100 verirse...Onun da kokusu çıkar bugün yarın ki % 5'lik komite...Az değil.

Bugün de endokrin başladı. Korkulu rüyam. Nefretim. Hayırlısı artık....

Neyse çok konuştum. Dersler cephesinde durum bu. Onun dışında haftasonu Eskişehir'e gittik ev arkadaşımla. Onun ailesi orada yaşadığından mütevellit bir ziyaret edelim dedik. Annesi de ,sağolsun, davet eip duruyordu madem boşuz gidelim dedik. Çok güzeldi Eskişehir! Türk Kültür Başkenti olacak olmasından dolayı hummalı bir inşaat hakim şehre ama harika hala. Yani ben zaten TurkMSIC Genel Kurul dolayısıyla gitmiştim ama öyle çok gezememiştim haliyle oturumlardır, hangoverlıktır falandan ötürü. Aile ile çay-meyve keyfi, 3D film izleme ve Reyhan teyzemin muhteşem yemekleri ve profiterolü -bu ayrı belirtilmesi gerekn bir lezzet sevgili okur- ile harika bir 3 gün geçirdik.

Bu arada spora başladım. Bildiğin spor salonuna gidiyorum. Eşyalarımı çantama tıkıp çıkıyorum evden ve kaplumbağa misali geziniyorum ortalıkta. Seçmelinin boşluğunda artık neredeyse marketteki kasiyer bile "Spor yap camış." bakışı attıktan sonra takıldım Yağmur'un peşine gidiyorum. Yağmur her gün spor yapan arkadaşım. Beraber yürüyüp,koşuyoruz. Ben kas filan çalışıyorum;ama öyle aman aman vücut geliştirme değil. Maksat kas kitlesi artsın. Zaten cüsseliyim bir de Arnold Schwarzeneger olmanın manası yok değil mi ama?

Aşk hayatım ise bildiğiniz gibi. Ben yine birinden hoşlanıyorum. Sinyallerimi gönderiyorum. Sinyaller manyetik duvarlardan seke seke suratım çarpıyor. Gerçi hoşlandığım kızla şu aralar bir şeyler olabilir. Umarım blogumu okumuyordur ki bu yüzden yazımı sosyal medyada paylaşmayacağım artık. Aslında sırf böyle şeyleri yazabilmek için nickle mi yazsaydım başta blogu demiştim. Hatta denemiştim. Ama bir arkadaşım şak diye anladı ben olduğumu. Yazdıklarım ele veriyormuş çok. Ondan Pucca,HBBA vs.ye çok özeniyorum. Rahat rahat cirit atıyorlardı bloglarında...

Couchsurfing'e başladım bu arada. İlk misafirimi bekliyorum; ama gelemedi adam Samsun'dan! Atatürk müsün arkadaşım ne işin var Samsun'da di mi! Kop gel işte; ama yok, illa gezecek...

Neyse yaa...anlatacak, iç dökecek çok şey vardı da bayramdır, hastalığımdır vs...Yeter. Fazla uzun olmasın. Hem artık geçmişi geride bırakıyorum. Yeşil çay içiyorum (Böğk bir tadı var lanet şeyin!). Çayı şekersiz içiyorum (ki cehennem gibi) Yani en azından bazen...Ama kalkıp börek yapıyorum. Böyle de malım. Ama çabalıyorum değişmeye...

Değişiyorum diyemem. Ama aynı da kalmıyorum blog...

4.5.13

Pikniğimiz...

Merhabalar blog,
Bu sefer bir önceki yazımda "adsız" kişinin yorumuna yanıt olarak söz verdiğim üzere mutlu bir yazı yazıyorum gördüğün üzere. Yalnız haksız da değilmiş adam/kadın isyan etmekte. Son yazılarıma baktım da darlandım resmen. Ne melankolik ne depresif yazmışım. Bildiğin Güzin Abla'ya iç döker gibi dökmüşüm ne var ne yok ortaya. Haydin başlayayım.

Eh yani o kadar sık sınav oluyoruz ki haliylen sınavdan bahsetmediğim blog yazım kalmamış blog. Ama bu sefer kötü bahsetmeyeceğim. Geçen perşembe Nöroloji-Psikiyatri komitemizi olduk sevgili blogcuğum. Aslında komitenin cuma pratik sınavın perşembe olması gerekirken sevgili Hacettepe bize her zaman elinde hazır bulundurduğu kazıklardan atıp sınav günlerini değiştirdi. Biz komiteye bir gün daha az çalıştık. Amaaaa kaybı kazanca çevirmek için var gücümüzle de çalıştık.
Cuma sabahtan olan pratik sınavımızdan çıktıktan sonra hooop pikniğe gidecektik! :D
Şöyle ki grup grup sınava girdiğimizden toplanmamız zaten bir 11'i buldu. Her kadim üyemizin sınavdan çıkmasını beklemek zorundaydık çünkü takdir edersin ki. Neyse toplanana kadar ve toplandıktan sonra e başladı bir tartışma tabi: Nereye gidiyoruz? Nasıl gidiyoruz?
12 kafadan 12 farklı ses çıktığından biraz zor oldu kararlaştırılması ama mantığımız arkadaşın evinin bulunduğu Oran'daki askeri lojmanda karar kıldı ki geçen sene de orada yapmıştık pikniğimizi eğlene eğlene.

Hem arkadaşın evi de orada olduğundan kap,bıçak,tuz vs. gibi öteberimizi de onlardan karşılayabileceğimiz mantığına "Eymir Gölü'ne gidelim"ci arkadaşlar da karşı çıkamadı haliyle.

Atladık Haticegül'ün arabaya ama ne atlamak! Bir sinek için bile yer yok arabada, kapıdan yalvarıyor resmen "Beni de alın içeri vız vız." diye. O derece sıkışığız. Yolda durdursa polis ne yapardı bize merak ediyorum ama bir şekilde vardık lojmana. Yaptık alışverişimizi.
Yalnız o lojman kantini -kantin dediğim bildiğin kocaman market- nasıl bir yer öyle! Her yer çocuk dolu! Ben böyle agudu gugudu diye çocuk sevmekten alışveriş yapamadım. Arkadaşlar bana bir şey soruyorlar, ben çocuk seviyorum. Öyle bir durum.
Bir tane çocuğun çikolatanın fiyatını babasına sorması üzerine babasının da "Kasiyer amcaya sor" demesiyle kasiyer askerin "Ne amcası ya. Ben daha 25 yaşındayım" şeklindeki küskün homurdanması da yerinde komikti blog.

Hep beraber toplandıktan sonra bomboş olan piknik alanında deyim yerindeyse cirit atarak hazırlıklara başladık arkadaşlarla. Tavukları soslamak ve köfteyi yapmak bana düştü. Mangal ve salata işine hiç karışmadım. Salata muhteşemdi! Selenge,Elif,Cansu yardırmışlar ve salatada harikalar yaratmışlardı. Hem de yanıbaşlarında -çok afedersiniz- bir bok yapmayan Barış'ın homurdanmalarına rağmen hem de.
Hayır öyle bir saçmalıyor ki al elindeki 2 kilo kıymayı yapıştır suratına! Yaymış göbeğini oturup etrafa çemkiriyor. Deli etti beni. Hayır dünya tatlısı da biridir ama o hazırlık aşamasında al şişi batır göbeğine hisleri uyandırdı bende.



İzelle köfteleri hallettik. Tavuklar hazır. Salata şahane. Mangal yanıyor. Sonuç: Muhteşem bir piknik!
Aras'tan kuratabildiğimiz kadar yedik artık =D Camış ne var ne yok sildi süpürdü. Hayır metabolizmasına halay çektiğim ye ye de az kilo al değil mi? YOK! Adam yedikçe kilo veriyor, Allahın uzaylısı!
O kadar yaptığımız şeylerden Haticegül'ün hiçbir şey yememesi de üzdü...

Mangalda pişme potansiyeli olan herşeyi yedikten sonra sıra geldi Haticegül,Elif ve Çağdaş'ın doğum günlerini kutlamaya!!






3 pastayla kutladık doğum günlerini =D Hatta pastalar o kadar fazla geldi ki Barış sağ olsun yüzümüze gözümüze bile sürdük yani! Bir anda her yerimiz pasta kaplandı resmen! Hayır evde neyin olsak neyse gir duşa sıcak sıcak yıkan ama o buz gibi piknik alanı çeşmesinde beyin hücrelerim dondu resmen!



Son olarak da klasik oyunumuz "Vampir"le bitirdik günümüzü. Şöyle diyeyim "Vampir"le dostun düşman oluyor sana blog. İnsanın içindeki politikacı ortaya çıkıyor. Ama eğleniyorsun bayağı


Pikniğin akşamına ise ben ve İzel İzmir'e doğru yola çıkıyoruz...O da bir sonraki yazıya artık =)

26.2.13

Kafa Boşaltmaca vol. 11

Çok uzun zaman oldu yazmayalı sana blog. Gastrointestinal komitesi geçti,yazmadım,sezen aksu konseriAradan koskoca (!) 2 hafta tatil geçti yazmadım.2. dönem başladı ben yazmadım....Peki neden yazmadım? Dinlendim blog. Çok yorulmuştum. Dinlendim. Aslında keşke yazsaymışım diyorum şimdi o zaman kafam rahatlardı;ama işte üşengeçlik başa bela blog. Hadi başlayalım!

GİS Komitesi

Genel cerrahi okumak istediğimden sindirim sistemi hep ilgilendiğim sistemlerden olmuştur blog zira genel cerrahinin işi onla. Yemek borusu,mide,bağırsaklar,rektum,karaciğer,pankreas,safra kesesi...Açıkçası vücudun % 60ından fazlası bu komitedeydi resmen. Onun için sevdiğim bir komiteydi. Hocalarımız da bu komite çok iyiydi açıkçası -sanki diğerleri kötüymüş gibi!- ama gel gör ki bu komite de notlar berbattı! Geçen senenin hiçbir notuyla tutmuyordu ve o iyi hocalarımız slayt bırakmıyordu. Derslere devamlı girdim. Slayt,not,kendi yazdıklarım...bir ton şeye çalıştım. Ala ala 63 aldım.
Oysa sınavdan çıkışımı görmeliydiniz. İlk kez "Oha,çok iyi geçti sınavım!" diye çıkmıştım. Lanet olsası 2.5 sene boyunca öğrendiğimiz "erken konuşma" kuralını bozmuştum. Sonuç 63 oldu.
Sorular çok zor değildi bana göre ama çıkan herkes "Çok zordu." diye çıkınca beni bir şüphe almadı değil ama işte o an insanın aklına gelmiyor böyle şeyler işte. Psikolojik bir savunma mekanizması herhalde.
Şimdi Genitoüriner sistemdeyiz...Kadın-doğum ve börekler yani =) Bakalım belki bunda şans güler yüzüme...

Sezen Aksu!!!!!

Komite biter bitmez tüm sınıf arkadaşlarım Ankara'dan kaçarcasına memleketlerine tüydüler;ama ben 2 gün daha kaldım blog. Sebep? Sebep Sezen Aksu konseri!!!!
Taaa 7 Ocak'ta almıştık daha biletlerimizi ki o an bile zar zor yer bulmuştuk. Boru değil sonuçta. Sezen Aksu yani!
Konser Congressium Ankara'daydı. Muhteşem bir gece geçirdik arkadaşlarla.
Salon muhteşem güzeldi. Belli bir eğimle yerleştirilmesiyle koltukların en arkalardaki insanların bile görme sorunu yoktu. Ses sistemleri,akustik çok iyiydi.



Ama iyi olan...çok iyi olan...muhteşem olan...tabi ki Sezen Aksuy'du. Yaklaşık 3 saat sahnede kaldı ve Sezen Aksu klasiklerinden muhteşem bir ziyafet verdi salondakilere. Bu ziyafet sadece şarkı anlamında değil espriler bazındaydı da....Sahnede inanılmaz komik biri Sezen Aksu. Kırıldık gülmekten deyim yerindeyse.

Ama şunu anladım ki doğru insanlarla gitmek lazım konserlere blog. Misal: Esra ve ben Sezen Aksu şarkılarıyla kendimizden geçip yerimizde duramazken Haticegül telefonu düşürmüyordu ve neredeyse uyuyordu ya! Oğuzhan desen konser değil de "2. Dünya Savaşı: Soykırım ve Ötesi" adlı bir belgeseli izler bir ciddiyetle elleri kavuşturup izledi konseri! 2. bölümde yerleri değiştirip yanyana gelince Esra'yla koptuk ama...

Sezen Aksu kadar vokalistleri Nurcan Eren ve Cihan Okan da sesleriyle salonu büyülediler. Gecenin en gözlerimi yaşartan olayı ise ön sıralarda olanların yazdıkları mektupları Sezen Aksu'ya verip ona dokunma ayrıcalığına sahip olmalarıydı.

2 Hafta Tatil!!

Sezen Aksu'nun ardından tatilim başladı ve İzmir'e gittim sonunda blog. Sınavdan hemen sonra olduğundan tatilde herhangi bir şeye çalışma zorunluluğum olmadığından sadece yattım blog! Ultimate bir şekilde yattım hem de! 1 hafta boyunca ailemleydim. Babamın ameliyatından dolayı izin alan annem, okulların tatil olmasından dolayı da kardeşim ve ablam da evdeydi. Eniştem de nöbetleri elverdiğince bizimleydi. 1 hafta boyunca her gün "pazar kahvaltısı" ettim. Türk kahvesi içip televizyonda zap yaptım. Olabildiğine dinlendim ve çok iyi geldi blog. Resmen tatile ihtiyacım varmış. Laçka olmuş sinirlerim bir toparlandı,bir kendine geldi.

Diğer haftayı ise arkadaşlarımla geçirdim. Lise arkadaşlarımla buluştum. Onları bu kadar özlediğimi hiç farketmemiştim ve yıl oldu görüşmeyeli ama okulu asıp da kordona gitmişiz sıcaklığındaydık resmen.
Gerçek arkadaşlıklar uzun süredir görüşmeseniz bile görüştüğünüzde kaldığınız yerden devam edenler demekmiş,bunu anladım.

Gizemlerde kaldık bir gece. Ahmet,Ece,ben ve Ece'nin abisi Mehmet. Hep beraber güzel bir gece geçirdik. Kutlayamadığımız doğum günlerimizi kutladık bir pastada.

O gecenin gözlerimi yaşartan olayı ise koskoca Bornova'da Kipa Ekstra açık olmasına rağmen "Jello Shot" yapmak amaçlı jöle bulamamış olmam! Bütün dükkanlarda olan 5 temel şey vardı öğrenciler için: Makarna,konserve doğranmış domates,tuz,peçete,kondom!

Buradan esnaflara sesleniyorum: Yapmayın canlar! Bu kadar market odaklı olmayın!

 Dönüş

Her güzel şeyin bir sonu var tabi haliyle blog. Sonuçta "Karma is a bitch!"

Ankara'ya döndüm ve yeni komiteme başladım...Daha yazacağım bir ton şey var aslında ama o da bir sonraki yazıya artık....

23.9.12

Bir Komite Klasiği: Hastalığım

Dönem 3'ün ilk komitesi de geldi çattı sevgili blog. Çarşamba günü baba baba bir "Hematopoetik Sistem ve Neoplazi" komitesi önümüze gelecek. Senin anlayacağın "kan hastalıkları ve kanser"
600 sayfa notuyla dönemin en az notuna sahip -yanlış bilmiyorsam eğer- komite olmasıyla üst dönemlerden "Amaan ilk komite kolay yaa," şeklinde geçiştirilmesi ise  neden bilmiyorum beni daha bir korkutuyor sanki. Ya da bu korkum sonrakiler için mi inan ondan da emin değilim.

Stres,stres,stres...


Çok stresliyim blog. 3 günüm kaldı ve ben daha ilk okumamı bitirebildim. Sor bir şey biliyor muyum? Hayır! Çıldıracağım sanırım. Oku,oku bitmiyor.Bitenlerse kalmıyor. Nasıl iş anlamadım. Ortaokul ve lisedeyken hayat ne güzeldi halbuki. bayılırdım biyolojiye. Hiç çalışmazdım bile. Aklımda kalırdı herşey. Zevk olsun diye omurgasızlar textbooku filan okurdum. Şimdiyse bir sayfa önceden okuduğum şeyi unutuyorum. Bunama filan mı başladı lan bende yoksa?

Hastalığım...


Ve tabii ki de bir komite klasiği olarak hastalandım blog! Hastalanmasam şaşarım. Zaten geçen gün bir düşmemden ötürü dizimdeki yaranın acısı cepte. Bir de onun üzerine ağzımda aft çıktı! Aslına bakarsan basit bir sıyrık. Çocukken olmuştur hepinizin böyle kabuk filan bağlar. Hah işte ondan ama nasıl acıyor şerefsiz! Deli etti beni. Bacağımı kıpırdattığım anda zıplatıyo acısı yemin ederim! Hem bu acı hem de en sevdiğim kotumun parçalanmış olmasının acısı üstüste çekilmiyor valla blog!. B*k vardı Hacettepe A kapısının ordaki yeri öyle rende gibi tırtıklı yaptı. Neyine yetmiyor senin düz yol pis üniversite!

Afta gelirsek sabah bir uyandım,pat çıkmış ağzımda yara. Bilirsiniz gıcık bir acıdır o böyle. Atsan atılmaz, satsan satılmaz bir şey. Dilin sürekli oraya değer acıdan gözünü yaşartır böyle. Bastım tuzu -ki hep öyle yaparım- biraz hafifledi acısı ama hala yerinde duruyor utanmaz şey.

Bunar yetmedi tabi bünyem bir kere daha bana hediyesini verdi. Boğazım şiş, öksürük-hapşırık gırla, akan burun ayrı dert....Evet, sanırım üşüttüm blog. Sakın bana "Bu havada!?" şeklinde nidalarla gelme zira Ankara bu! Kıçımız donuyor akşam affedersin. Nasıl oldu inan ben de bilmiyorum ama stresin bağışıklık sistemini göçerttiğini kendi deneyimlerimle kanıtlamış bulunuyorum.

Göz seğirmesinden ise bahsetmek istemiyorum. Zira yeterince sinir bozucu zaten kendisi!

Neyse blog,gideyim de konularımı bitireyim.

Okyucularım ise -eğer okuyorlarsa- nolur bi dua neyin bişi edin bi totem yapın filan da iyi geçsin şu sınavım. Dönem 3'te bütünlemeye filan kalmak istemiyorum zira.

16.4.12

Kafa Boşaltmaca vol.7

Bir "Kafa Boşaltmaca" ile daha karşındayım blog. Yine doldu tabii caaanım saksı. Haliyle boşaltmak gerekiyor azcık. Hadi başlayalım.

Vurgun vurgun üstüne...

Evet blog, bu komiteden de vurgun yemiş bulunuyorum. "Ah yine bana haram geceler" modu açtım ne yazık ki =( Zira 70 ve üzeri bir not almam gereken komiteden - Gastrointestinal Sistem - bendeniz 57 almış bulunmaktayım ki kendisi en iyi geçen anatomi sınavıma sahipti.
Ancak bu sefer vurgun hiç beklemediğim - tamam, yalan söylemeyeyim azcık da olsa beklediğim - fizyolojiden geldi!
İki adet hocamız var ki acımadan "Yahu yazık çocuklara, dur çok zor sormayayım sevinsin garibanlar" demeden ölümüne sınavı soktular! Diğer üçüncü hocamız ise - ki kendisi allahım allahım dünya tatlısı bir insan!- gayet makul ne zor ne kolay, bilgiyi ölçen sorular sordu.
Histoloji zaten komite boyunca çok iyi bir hoca olan, slaytları textbook tadında bir hocanın elindeydi ve kendisi gayet makul sorular sordu.
Anatomiyse - beni şaşırtarak - yapılabilecek sorularla doluydu...
Ah fizyoloji ah!
Neyse artık önümüzdeki komite endokrin ve ürogenital. Umarım bunda hayallerim suya düşmez...Yoksa...Yoksasını düşünmek istemiyorum...

X'elim Change'elim...

Vee sonunda SCORA X-Change çalışmalarıma başlamış bulunuyorum. Ne yazık ki hayvan gibi geç kalmış olarak...
Şimdi öncelikle "Ne ki bu?" diyen cümlelerinize bir yanıt vereyim.
Efendim SCORA X-Change bendenizin çalıştığı bir öğrenci topluluğunun -TurkMSIC (Türk Tıp Öğrencileri Uluslararası Birliği ) -
bir projesi.
Olay şu ki çalıştığım üreme sağlığı ve HIV/AIDS alt kolu bünyesinde insanlar değişim yaparak gittikleri ülkede üreme sağlığı ve HIV/AIDS ile ilgili konularda "Hacı bu ülkede işler nasıl yae?" gibi sorulara cevap arıyorlar.Yani o ülkedeki durumu öğreniyorlar vs.
Bu seneki tema Hacettepe için "Çocuk İstismarı" ve ben daha yeni prgram oluşturmaya başladım.
Teek teek tek anabilimdallarını gezip hoca bulmam gerek ve ne yazık ki hiçbir STK'dan geri dönüş alamadım. Üniversite bazlı bir program olacak yani =(
Tıp Tarihi ve Etik anabilimdalı tamam. Şimdi sırada psikiyatri,acil,halk sağlığı anabilimdalları var. Umarım doğru düzgün bi program hazırlarım.
Bana bi program lazım...O da bu hafta lazım...Poffff =(

Takılmayışlardayım!!!

Evet blogcuğum doğru duydun,takılmayışlardayım. Macaristan'daki arkadaşımdan aylardır direkt haber alamıyorum ki kendisi Facebook'tan Twitter'dan çıkmıyor. Ne mesajlarıma yanıt, ne yorumlarıma yanıt, ne paylaşımlarıma tepki! Bildiğin takmıyor beni ve üzülüşlerdeyim...
Kendisi sürekli ders çalıştığından bahsediyor ama görünen köy de kılavuz istemiyor...
Artı ben de sürekli der çalışıyorum!

Sinirimden bahsetmiyorum bile...



İstanbul Constantinopolis İstanbul

Haftaya İstanbul'dayım blog! Yani bu haftasonu. TurkMSIC'ın Nisan Genel Kurulu bu sene İstanbul'da Yeditepe Üniversitesinde gerçekleşiyor. Geçen GK Ekimdeydi ve Kocaeli'ndeydi. Çok eğlenmiştik. Bakalım bu seferki nasıl olacak?

24.2.12

Akıttım İrini- Oh Mis!

Sonunda Google'ın Blogger sekmesine tıklayabildim blog! Sonunda başbaşa kalabildik. Biliyorum, çok boşladım seni; ama n'olur kızma bana zira zamanım yok blog. Bildiğin yok lan!

Son iki komitemiz üzerimden buldozer gibi geçti. Dağıldım, incindim, örselendim, depresyonlara girdim blog. Hayatımda bir kez bu kadar kötü hissetmiştim. Sadece 1 gün! Geri kalan günlerimde tamam, "Hadi bakalım hoppa! Oturmaya mı geldik yav!" modda değildim; ama idare ederdi yani.


O 1 gün de çok da şaşırtıcı olmayarak lise son sınıfımın doktordan rapor alıp evde, dersanede, yolda ÖSS kasmak günlerinden birine denk gelir. Hatırladıkça tüylerim diken diken olmakta o günü. Az kassam tıp literatürüne "Günübirlik depresyon" adlı bir hastalığı katabilirim sanırım o günle.

Aslında çok sıradan bir gündü. Sabah kalktım, sabah dediğim 11 filan-. Sözde ÖSS çalışıyoruz! Millet 7'de yola çıkıp dersaneye çadır kuruyor, ben "11'ler 12'ler...Aman sabahlar olmasın!" moddayım.

Neyse kalkmışım böyle canım ne kahvaltı etmek istiyor, ne yataktan kalkmak istiyor. Test çözmek desen "O ne hemşerim?" sorularındayım.

Annemi arıyorum, öyle böyle diye  "Çok sıkıldın, çık gez biraz. Kendine tatil ver." diyor. Hep öyle der zaten .Şimdi bile sıkıldım desem "Ders çalışma bugün." der. Arkadaşlarımın anneleri kelepçe vuracaklar neredeyse çocuklara benimki : "Salla çocuğum. Gel kipaya gidelim."

 Ama ben napıyorum? Mırın kırın! Camış gibi yatıyorum bütün gün. Ev dandini, elimde kumanda. Derya Baykal senin Ebru Şallı benim zapping yapıyorum televizyonda. Harry Potter okuyayım diyorum ki hep moralimi düzeltir, o bile tık demiyor bünyede düşün!

Tabi o zamanlar uydu neyin yok evde. Öyle 246545 tane kanal yok. 24 tane kanal var. Dön Allah dön aynı şey. İnternet desen ÖSS senesi.Rüya gibi...

24 kanallı 2154 kez turladıktan sonra Tv 8'deki filme takılıyor gözüm. "Griffin and Phoenix" diye bir film.

Görüp görebileceğim en dandik aşk filmlerinden biri olsa gerek. Bir şey yok ya kanallarda, boş gözlerle izlemeye başlıyorum.

Amanın! Bir acıklı çıktı mı sana film! Ama nasıl! İki sevgili bunlar, kanser filan. Birbirlerinden haberleri yok filan. Tabi şimdi çok saçma geliyor. Bir de sonradan normal anımda da izlemiştim filmi hiç etkilenmemiştim.
İşte depresyon bünyesi.Nerden vuracağı belli olmuyor! Sen izle filmi, izle filmi. Sonuç?

Bir ağlıyorum! Allaaah! Salya sümük! Yok böyle bir hüngürdeme! Böğrüme böğrüme panda stix çubukları saplıyorlar sanki akupunktur niyetine! Nasıl bir deşarj o var yaa! Böyle tırnak filan batar da orası şişer ya, yolarsınız -ki yapma, git doktora!- filan sarı irin akar. Hah, işte o içimden çıktı resmen! Hayatımda bu kadar dayımın cenazesinde filan ağlamıştım sanırım.

Ama ondan sonra...İşte o patlamadan sonra yeniden doğmuş gibiydim. Hayat daha neşeli, her şey iki katı komikti. ÖSS kolaydı. Matematik yapardım. Kimya zordu. Fizik elektrik dışında çocuk oyuncağıydı. Biyoloji muhteşemdi. Tabi daha sonra öyle olmadığını anladım; ama anlık da olsa böyle düşünmek güzeldi.

Tatilden önce de aynen bu şekilde hissediyordum işte. Aynı o gün gibi. Çaresiz, depresif, hiçbir şey çalışmak istemeyen vs. Allahtan araya tatil girdi de ta eylülden beri gidemediğim İzmir'de az kafa dağıttım. O da başka yazıya artık...

Şimdi her şey farklı. Hayallerimi unutmuştum bir süre önce. Onları hatırladım. Neden burada olduğumu....Ağlamadım belki ama o irini akıttım blog. Evet son 3 komitem kötüydü belki; ama bunun kötü olmasına izin vermeyeceğim. Hayaller mi...Sonra anlatırım...



P.S : Filmde en çok böğürmeme sebep olan şey ise ahanda bu şarkıydı.http://fizy.com/#s/1dldby

17.1.12

Depresif Mod!

Biliyorum uzun süredir yazmadım blog.Aslında yazmadım değil,yazamadım. Zira üzerimden bir hayvani 2 komite geçti. Zaten kas ve periferik sinir sistemi sınavımın kötü geçtiğini söylemiştim hatırlarsan.Üzerine hemen nöroloji -resmi adı: merkezi sinir sistemi- komitesi gelince ben iyice bi battım.

Yok böyle bir komite blog. Bak açıklanalı kaç hafta oldu -1- hala etkisi üzerimde! Hayatımda aldığım en kötü notun 10.sınıfta Coğrafya'dan aldığımı düşünürsek -45- nörolojiden 37 almam bildiğin şşşt moriyelellli yar yila lililom hesabı koydu bu bünyeye...

Korkunçtu! Sabah 8.40'tan akşam 17.30'a kadar ders. Paso lab! Çok zor.Hiçbir şey anlamıyorsun. Son haftalara doğru bir şeyler oturuyor ki anatomi bitiyor fizyo bastırıyor! Göz,kulak cabası! Zamanın yok,yetiştiremiyorsun!

Sinir hastası oldum yeminle. Gözüm seğiriyor 2 aydır sırf şu komite yüzünden. Yazaymıyorum resmen şu an aklıma geldikçe delleniyorum...Ooof of...

Bilgisayarım da bozuldu zaten. "L" tuşu basmıyor.

Tatil gelsin artık blog...

7.10.11

Kafa Boşaltmaca vol. 6

Merhaba blog. Bir kafa boşaltmacayla daha karşındayım sonunda. O kadar dolu bir haftam vardı ki blog ancak bu hafta yazmaya fırsat buluyorum ki farkındaysan bir Kafa Boşaltmaca'yla karşındayım? Neden? Çünkü kafa oldu kazan! Boşaltmak lazım bi yerde...

Azı Gitti Çoğu Kaldı
Öncelikle ilk komitemizi başarıyla (!) atlattık sevgili blog. 70 aldım =( Üzgünüm;çünkü çok çok daha yüksek notlar alınabilitesi olan bir komiteydi. Çok da üzgün değilim zira 70 yeter de artar bile aslında. Sonuçta hem geçen seneki notlarımla hem de eminim bu seneki notlarımla ve de Kastamonu Tıp olmanın getirdiği dezavantajla MD-PhD programına seçilmem imkansız. Zaten cerrahi bir dala uygun bir PhD programı  da yok; ama farmakoloji iyi giderdi sanki demekten de alamıyor insan kendini.Neyse işte bunlardan dolayı geçsem de yeter moddayım anlayacağın o yüzden 70 ile seneye başlamak iyi geldi. Ama şöyle de bir durum var ki senenin en kolay komitesinden 70 almak...Dınınınınnnn....Gelecek komiteler...Korkuyorum...

Çalsak Çalsak ne Çalsak!?



Sorular çalındı! Evet blog yanlış duymadın.Çalındı değil de aslında sızdı daha mantıklı bu duruma. Efenim, şöyle ki bu komite ve gelecek diğer komitelerde bizim histoloji ve anatomi pratik sınavlarımız oluyor. Histolojide elinde boya kalemlerin-bildiğin anasınıfında kullanılan- giriyorsun.Veriyorlar sana dokuyu hadi yavrum çiz. Olay bu.Yanda da bizzat çizdiğim çok katlı yassı keratinize epitel görülmekte.Saygılar...

Anatomide ise masalarda kemikler...Boyamışlar her girintisini çıkıntısını. Çatır çatır soruyorlar, kağıda yazıyorsun. Ancak, sivri zekalının biri -ki okulda Jammer var lan!?- nasıl yaptıysa telefondan gönderiyor soruları. E yaratık, hadi gönderdin. İçeride 250 kişi var! Hocalar anlamaz mı bir şeyler döndüğünü? Nitekim anladılar ve sınav iptal edildi! Ve bomba olan ise ertesi gün sınavın sözlü olacağı duyuruldu!

Hayatımda böyle heyecan,korku,stres,adrenalin ne dersen de yaşamadım blog! Son masanın son sırasındayım bi de.Bekliyorum içeride, milleti kurbanlık koyun gibi alıyorlar içeri. Bi zor soruyorlar diyor biri,diğeri kolay...Kime inanacağımı şaşırdım, ambele oldum resmen.

Neyse sıra bana gelince girdik, olduk sınavımızı. Allahtan okulun en matrak anatomistleri geldi de kolay sordular blog =D Çatır çatır bildim sorulanları =D Pratikten de 97 ile geçtim. Sanırım histolojide kapsülü iyi çizemedim diye puan kırdılar; ama gel gelelim bir çöp adam çizmeyi bile beyhude bulmuş bendenizden çok da harikalar beklememek lazım.

Ölümüne Dehidrateyim!


Sınavdan sonra arkadaşlarla bizim evde toplandık ve bi arkadaşımızın yurtdışından getirdiği absinth'i denedik. Güzel, yeşil bişi. Anason mu desem meyan kökü mü desem keskin bir kokusu dolayısıyla tadı var. Özel bir kaşığı var -ki resimde görülüyor- onda şeker eritip içine öyle içiyorsun ve sindirim kanalın yanıp kül oluyor! Ama çok lezzetli =D Pek kafa yapmadı bize yüzde 55 alkollüydü ve çok içmedik. O yüzden olduğunu sanıyorum.Yoksa sağlam içeni zımbalar gibi de bir his yok değil içimde. Sonra arkadaşlarıma tavuklu pilav yaptım ve onların mest oluşlarıyla sonlandı akşam.

Cuma'nın bu kadar eğlenceli geçmesine inat sevgili kader ağlarını ördü ve ben hafta sonu zehirlendim! Ya da her ne kadar arkadaşlarım tarafından gastroenterit şeklinde yüzeysel geçiştirilse de bence kolera olma olasılığı daha yüksekti! Bütün hafta sonu diare aldı başını gitti! Susuzluktan ellerim filan buruştu böyle. 3 gün filan böyle sürdü ve geçti. Olan benim boş haftasonuna oldu =( Arkadaşımla da buluşamadım!

Allah kimseyi dehidratasyonla sınamasın valla...

İkinci Komite Gelir Hoş Gelir
Tabi vakit kaybetmeden ikinci komiteye başladık blog.Kas ve Periferik Sinir Sistemi! Oyşhh!!! Bildiğin adı bile insanı ürpertiyor! Kas sinir dediğine bakma damarları da var bu işin! O da ayrı bir giriyor doğrusu! Ve bu komite programını görsen kafanı kaşımayı düşünecek vaktin yok! Sabah 8.40'tan akşam 17.30a kadar ders,lab.! Paso dolu anlayacağın! E haliyle ben de n'aptım bu böyle olmaz, valla yetmez dedim ve 9 günlük bayram tatilimi Ankara'da ders çalışarak geçirmeye karar verdim.


İnşallah iyi etmişimdir blog =(


Not: ER izlemeye aşladım ve nasıl oldu da daha önce izlemedim diye kendime kızıyorum!

21.9.11

Tam da Zamanı!!

Bugün dert günü blog. Bildiğin dert yanmaya yazıyorum gecenin şu yatılıp zıbarılası saatinde, ona göre adam ol! Dinle...

Bu haftam çok pis başladı blog. Bildiğin pis ama...Zira senenin -ki daha eylüldeyiz lan!- ilk hastalığına ,üzerine afiyet, yakalanmış bulunuyorum ki ne menem bir hastalıkmış anlamadım gitti.

Kanımca Amerika'nın oyunları bunlar blog. Kesin biyolojik silah ayağına bana virüs mirüs bir şeyler verdiler ve ben bu hale geldim. Çünkü hastalığım basit bir soğuk algınlığı gibi başlayıp faranjit gibi devam etti. Daha sonra nezle benzeri belirtilerden sonra öksürük başladı ki bana grip ve verem olasılıklarını hatırlatırken son olarak 20'lik dişin de katılımıyla tıp literatürüne yeni bir hastalık olarak girdi kanımca.

Bu ne yaa! İlk gün kalktım yataktan üzerimden kamyon geçmiş gibi. İspanya boğa koşusu yapılmış, gece de ben de boğaların yolunda uyumuşum gibi. Her yanım ağrıyor. Kafam kalkmıyor. Boğazlar şiş. Hayır, hasta olacak zamanım olsa hay hay başım üstüne; ama yok anasını satayım yok! Bırak hasta olmayı nefes alacak zamanım yok ki bu daha ilk komite blog. Kemikler! Hem de kasları çıkarılmış! Bir de kaslarla olaydı halimiz nice olurdu bilmem!

Neyse bu zamansızlıkta derse gitmemek de olmaz. Alayım, dedim sabah Katarin akşama doğru iyileşirim. Ancak okulda içmeyi planladığım ve içtiğim sert kahvenin uyku açıcı etkisinin sabah aldığım Katarin'in uyku etkisini nötralize etmesi planım tabii ki de işlemedi ve ben derslerde -ki kafa kemikleri!!!!!!- kafamı kaldıramadım. Peki durumum iyiye mi gitti? Hayır! Daha da ilerledi .Ses gitti, burun aldı başını gitti, boğazlar kendi halinde şişip şişip indi ve ben bittim...

Şimdi üçüncü günümdeyim ve burun akıntım bitti gibi. Tabi önce bir okyanusu akıttı içinden ondan sonra! Hapşırık aldı mı beni! Allahım alerjik insanlar olur ya paso kedi tüyüne köpek kılına hapşırırlar paso hapşırıyorum ve her hapşırık başıma zonk zonk zonklama olarak geri bildirim veriyor. Tam o da bitti, burun da sakinleşti derken öksürük başladı şimdi de! Ve inanılmaz olanı ben hala doktora gitmedim çünkü vaktim yok!

Yarına iyileşeceğimi umuyorum. Ya da Amerika'nın silahının yeni bir marifetini göreceğim, bakalım bu sefer ne çıkacak...

İşin kötü yanı bir de aşık oldum galiba blog...

28.3.11

NIGHTMARE RETURNS: KOMİTE!


Amma uzun zaman olmuş bloga yazmayalı. En son  şuradaki 25 saatlik Ankara-İzmir arası maceramdan (!) sonra bir süre ara vermişim sanırım yazmaya, farkında değilim.

Peki bunda blogspot.com’un kapanmasının rolü var mı? Yok tabii ki! Yahu akadaşım, kardeşim,canım gülüm hakim beyim. Hiç bi çoluğun çocuğun yok senin? Hiç mi torunun amca oğlun yok? Onlara sorsana. DNS ayarlarını yaparak gayet rahat, ne var ne yok giriyorsun internet sitesi adına. E herkes girdikten sonra bize iki "tık" attırmaktan başka ceza vermemiş oluyorsun, farkında değilsin. Hayır yapan cezasız kalsın demiyorum; ama farklı bir yaptırımın uygulanmasının gerekliliğini görmek bu kadar mı zor? Ya bi densiz için benim gibi, efenime söyleyeyim zehirli sarmaşık gibi işinde gücünde insanların da bi yazma keyfi var yani bi yerde onları bundan mahrum etmek doğru mu? Hukuk fakültesinde bunu mu öğretiyolar çocuuuum!?

Neyse biz, cezaların bi işe yaramadığını söyleyip esenlikler dileyelim yüce adaletimeze de bana gelelim.

ANAM =S Bittim ben blog! Komite 3 var 8 Nisan'da. Şimdi bilmeyen insanların, “Oha, daha iki hafta var lan!?” “Yok artık çalışmaya başladım deme sakın!” “ Eee, noolmuş canım varsa. Benim de doğum günüm o gün mesela” gibi cümleleri fikren ve fiilen ortaya koyan insanlar olacak bu yazıyı okuyan,biliyorum. Ama bilmiyorsunuz. Bu komitede ben değil sanırsam herkes batacak.

Bi kere soru sayımız arttı. Şimdi çoğuna göre bu iyi bir şey.Zira yapamadıklarımızın yerine başka sorular olacak, yok sorunun etkisi azalacak cart curt... Sorusu artacak dersler -ki bunlar psikiyatri,halk sağlığı,spor hekimliği,kalp hastalıkları,iç hastalıkları gibi dersler olup ders değil “Yahu bu çocuklar tıbba gelmişler,bir iki bir şey gösterelim bilinçlensinler. İlk iki komşte biyokimya, organik kimya verdik bir şey öğrenmediler. Bari şunlara AIDS, Kalp Hastalıklarından korunma, efenime söyleyeyim, Bellek neyin öğretelim de kör cahil çıkmasınlar. Komşu teyzelere, yeniyetme ergenlere bir iki  bir şey anlatsınlar.” amaçlı giriş konuşmaları olduğu için boşu boşuna bir de bunları okumak zorunda kalacağım . Zira bunları dönem 3’te dönem 4’te kafamıza vura vura- yumuşattım bu ifadeyi- öğretecekler. Her şey yüzeysel olacak sözde de sınav soruları öyle değil işte! Bu da insanı ister istemez bi strese sokuyor hani.

Bu komite mikrobiyoloji var. Bakteri, mantar, parazit...Koptuk, gidiyoruz.  Ve sürpriz! Bunlar da giriş dersleri. Genel özellikler filan. Aslını dönemm 3’te kafamıza vura vura öğretecekler. Ve benim kafam Latince isimlerle dolu. Hayır, Latinceden şikayetçi değilim bilakis en sevdiğim olay. Neden bilmiyorum ama Latinceyi aklımda tutmak sorun değil benim için. Ve şöyle bir şey var: Mikrobiyolojide öğrendiklerimizi  ileride işimde kullanacaksınız. O yüzden öğrenmek zorundasınız ve aklınızda kalıyor ama bir biyofizik!

Allahım o ne! Ruhumu teslim edeceğim. Ne dandik, ne öğrenilmesi gereksiz, nasıl bir şey o yaa! Anlatan hocaların anlatımlarının da pek yardımcı olduğu söylenemez ki derse sadece uyumak için gelip "Ninni gibi geliyor abi, nasıl rahat uyuyosun anlatamam. " diyen insan biliyorum. Örnek soruları çözemiyorsunuz ki yapmanız gereken topu topu formüle koymak değerleri...De değerler manyak! Değerleri giriyorum hesap makinesine,yavrucak ağlıyor resmen bu ne diye! Dile gelse küfredecek makine.Yukarıdaki devreyi al hücre zarına uygula.Hah işte biyofizik böyle bir şey sayın okur. Sonuç : Tırs mod on.

26.1.11

TUS Dediğin Nedir Gülüm, Gelsin Onun Elinden Ölüm

Komiteye son 2 gün sayın izleyen...Yusuf yusuf'un dibine vurmuş durumdayız bizler ki sanmayın ben bu "yusuf yusuf forever" güruhunun dışındayım, tam tersi o güruhun kuruculuğunu üstlenip grubun vizyonu misyonu bölümlerini yazan kişiyim.Başkanım bi yerde.

Tamam, sulandırmayalım. Efenim şuradan ve şuradan bildiğiniz üzere bendeniz birinci komitede deyim yerindeyse - hiç bu kadar yerinde olmamıştı bu deyim- sıçtım! Vurgun yedim, örselendim,hor görüldüm, dağıldım, derbeder oldum, hayal kırıklığı yaşadım, depresyona girdim ve bir dolu daha umutsuzluk yayan kelime....

Geçen komitedeki başarısızlığı organik kimyaya- lanet olsun ona!!!!- ve ÖSS-YGS-LYS sisteminden -ki onlara da lanet olsun!- gelmiş şu bünyemin çözecek soru bulamamasına bağlamıştım. Ki bence hala öyle;ama durun burayı anlatmadan önce size tıp fakültesindeki işleyişi anlatayım.

Efenim, burada ilk günümüzde birinci sınıfta  - yaa daha körpeyiz, toyuz, çömeziz-  bize abilerimiz ablalarımz(!) dediler ki "Kitap almayın.Derslere gitmeyin. Notları okuyun, çıkmış sorulara çalışın. Yeter. Oh mis!"  Bizde tabi bi gözler kaydı, bi hülyalara daldık. Aslında ben dalmadım. Her derse gittim filan. Ama konumuz bu değil.

Burada bahsi geçen notlar...

İşte onlar iki kırtasiyenin ölümcül rekabetine istinaden çıkan hayat kurtarıcılar. Bunlara çalışıp düşük not alıyoruz öyle düşünün =D

Aman uzattım.Asıl konuma geleyim. Bu kırtasiyelerden biri -ki favori kendisi- işte bu gördüğümüz konulardan sorular filan çıkarmış; çalışsın çocuklar, maksat ülke tıbbına katkımız olsun fikr-i edasıyla(!). Aldık. Geri kalır mıyız? Kalmadık.

Ve diyorum ki iyi ki yapmışım. Allahım allahım, nasıl bir mutluluktur o, anlatamam size. Çözüyorum çözüyorum neşeleniyorum. Nasıl mutluyum nasıl...Sürekli suratımda salak bir sırıtış var yani o derece ve eğer şurada şu lanet YGS-LYS sistemine çalışan varsa şu yazıyı okuyan, yeminlen kıymetini bilin o soru bankalarının kuzucuklarım derim kendilerine.

İşte o soruların sonunda bi de çıkmış TUS soruları var. Ben onları çözdüm. Kolaylar. Cidden kolaylar ve çok salaklar. Hep aynı şeyi hem de ardarda senelerde sormuşlar. Hani ÖSS'de bile yapmıyorlar bunu.

Sen bunu görünce aldı mı bende bi TUS'u küçümseme, "Hıh! O da neymiş öyle,elimin kiri" modu. Çözüp çözüp daha bir neşeleniyor, çözüp çözüp daha bir küçümsüyordum ki sağımda anatomi çalışan 4 sınıfı, solumda patoloji bakan 5. sınıfı gördüm ve anladım.


TUS da bize girecek.... =(

22.12.10

Hasta Değilsem Bile Hasta Oldum Sayende Hacettepe!

Sonunda odayı boş bulup, zamanı tutturup, kahveyi doldurup da önüne gelebildim blog. Anlatacak çok şey var şu aklımda da üşengeçlikten, zamansızlıktan ve de bilimum internet yetersizliğinden yazamadım.

Öncelikle şunu belirteyim; komite depresyonundan sıyrıldım sayılır. Tabi buna, geçmişi unutmam mı yoksa ikincisine hayvan gibi kasmaya başlamamla depresyona vaktimin olmaması mı sebep oldu tam olarak çözemedim; ama haticeye değil neticeye bak der atalarımız ki benim kendilerine saygım sonsuz. Doğru söze ne hacet azizim..

Histoloji dersimiz başladı ve ben komite 1'deki başarısızlığımın nedenini buldum! Görsellik eksik yaa!! Tıbbi biyolojide gördüğümüz, herkesin ezberlediği ve komite sonrası unuttuğu o proteinler, hücre iskeletleri neyin şu histoloji sayesinde sonunda gediğine oturdu bende de ileride fena girecek ne yazık ki ondan korkuyorum.

Geçen ne oldu? Dersteyiz. Hocamız ders anlatıyor. Ve o kadar iyi anlatıyor ki bildiğin aydınlanıyorum derste. Böyle vahiy geliyor,nur misali ışıklar sarıyor dört bir yanımı, aman sabahlar olmasın moddayım. Sen arkadan bi ses, bi gürültü...Çat! Kadın kesti dersi, gitti! Haklı! Sonuna kadar haklı bence. Yahu kadın profesör! Gelmiş sana, işi mi yok gücü mü yok. Birinci sınıfsın yani asistan neyin göndermemiş ders anlatmaya,kendi gelmiş. Hemi de hücre yani!Kıytırık hücre! Sen kalk kadına saygısızlık yap!

Derste telefonu çalan mı dersin,konuşmalar gülüşmeler mi dersin...Gırla! Kadın da seni mi çekecek? Çekmez tabi. Bastı gitti. "Anlatmadığım yerden soracağım" dedi. Ve bazıları da  "E yuh!" dedirdetecek bir camışlıkla "En azından nereden çıkacağını öğrendik" diye sevindi. Anladım bu ülke doktorlarının neden böyle olduğunu. Bizden bi cacık olmaz zira.

Bugün laboratuvar dersi vardı mesela. Deney yapacağız.Verdiler elimize üresidir, üreazıdır. Enzimi ekle, al asitle çalkala. Olay bu yani. Bunu yapıp grafik çizeceğiz. 4 saat yapamadık!

O değil, deneyi yaptık. Veriler dandik! Kimseninki kimseninkiyle uyuşmuyor. Arkadaş da aldı eline kağıdı kalemi diğerlerini geziyor. Bütün verilerden gözümüze hangisi hoş gelirse, onu yazacağız diyorlar. "Yahu" diyorum " kendi verilerimizi yazalım. Hatallıysa da bir şey olmaz. Geçen hatalı yaptım, takmadılar." diyorum. Yok! İlla en iyisi olsun. E yalan atıyorsun! Neresi iyi! Ne o? Tıp öğrencisi deney yapıyor! Sen öyle san! Hayatımız kopya olmuş, bu da kopya olsun ne yazar mantığı! Yarın öbür gün hastada da kopya çekersin yan doktordan di mi!

Bir diğer atar konumsa sağlık sistemimiz. Daha doğrusu Hacettepe'nin durumu.

Efenim, kolumda böyle sivilcenin patlamış hali mi desem, su çiçeğinin yandan yemişi mi desem yoksa kıçı kırık bi döküntü mü desem; ne desem bilemediğim kızarıklıklar var. O gün,  işim erken bitmiş, tam da böyle hastane havamdayım. Bir arkadaşımın da ayağında tırnak batması varmış. Dedim gel beraber gidelim sağlık merkezine. Nese gittik bizim okulun sağlık merkezine.
 
Girdim adamın yanına. Bir kere ahanda şurada bahsettiğim ortam yok yani, söyleyeyim. Öğrendiğimiz her şey yalan yani. Oturdum, adam bana bakıyor, ben adama. Sonunda adam sordu sorunumu da öyle geçebildik muayeneye.

İşte kolumu gösterdim beyimize. Bir inceledi eller cepte bir şekilde şimdi, Allahı var,yalan söylemiyim." Valla su çiçeğinin son safhasına benziyor." dedi.  Adam, artık nasıl baktıysam adama, " ama öyle gidip gelmez su çiçeği." diye devam etti tırsak bi sesle. Mal yaa! " Sen bi cildiyeye görün." dedi. E bravo monsieur!

Ben salağım ya, öyle laf olsun diye geldim sana! Bana bi kağıt neyin yaz di mi! Alın bu çocuğu diye. "Nasılsa öğrencisin seni alırlar hemen." diyor. Nah alırlar! Öyle olmuyo işte o! Arkadaşa da hastaneye git dediler.
Anlıcağınız bizim sağlık merkezi insanlara hastaneye gidin demek için açılmış bi yer.

Nese gittik cildiyeye - dermatoloji değil işte cildiye! Bana randevu vermedikçe cildiye diye anıcam sizi kahrolsun dermatoloji!- Tabi doğal olarak almadılar muayeneye. Çarşamba sabah veriyorlar randevuları ve bizim de lab. derslerimiz var gelemeyiz filan diyoruz. Mal mal yüzüme bakıyor.

Asistanla konuşalım dedik, karı suratımıza kapattı kapıyı! Pislik! Kıçı fezaya çıkmış aspamın bi de atar yapıo "Aaa bakamiciiim diye!" Hayır yapacağı şey de ne? Bakçak, iki tahlil isticek! Nörolojik mi dermatolojik mi bi anlasam rahatlıcam!

Arkadaşın ayağı da kötü. Onun için de dahiliye, acil, cildiye ne varsa dolandık. Sonunda acilde ortopedi dediler de ortodepedide bi asistan - bak böyle olsun canımı yesin- bulduk da baktırdık.

Doktorluk zor meslek de hasta olmak daha zor bence...

5.12.10

Yıktın Geçtin Beni Buldozer Hesaaaabı!

3 Aralık'ta sınav bana girdi.

 Evet, sayın izleyen. Geçen cuma sınavım vardı ve ben fark ettiysen bundan iki gün sonra bu yazıyı yazabiliyorum. Anca kendime geliyorum, fena çarptı şu nalet sınav zira, iki günde zor toparladım. Hayatım komite öncesi, komite ve komite sonrası olarak üçe ayrıldı resmen.

Komite öncesi: fark ettiyseniz, bir post dahi yok. Neden? Çünkü bendeniz; depresif, neşesiz, gergin bi Serdar oldum. Sanki hayatım di mi? Değil; ama işte geriyor insan kendini tuza yatırılmış post gibi.

Notlar her yerde. Odayı b*k götürüyor affedersin. Kalemlerim uçuşmuş etrafa. Slaytlarım silinmiş, onun derdi sarmış bir yandan. Halk Sağlığına bakmamışım, çocukları lazımlıkta bırakmışım, biyokimya sarmış dört bir yanımı, köşedeyse organik kimya melül melül bakar olmuş. ve ben delirmişim. 

Artık sonuna doğru bir "Salla yahu! Kolay gelir nas'olsa ,aç ordan bakiim bi House! Oooh! Aman sabahlar olmasın" moduna girdim ve kaçınılmaz son gerçekleşti. Komite geldi çattı.

Girdim sınavı olacağım yere ki hayatımda pek de yaver gitmeyen, kara bahtım kem talihim bu sefer bana bir kıyak geçmiş; "Yav zaten pek üzülecek bu çocuk bu işin sonunda." deyip beni yerin dibindeki amfiler yerine üstvkatlardaki göreceli olarak havadar laboratuvarlara vermişlerdi. Masanın metal ve soğuk olmasından başka sorunum yoktu. Ha, bi de bi b*k bilmemekten....

Neyse getirdiler kitapçığı. Bi an böyle geriye gittim. "Aaaah ah..." dedim vakt-i zamanında bu kitapçık önüme gelsin diye yüzlerce kitapçık önüme geldi. Bi içlendim....

Ve sınav başladı....

Şunu söyleyeyim: ÖSS geleydi önüme, YGS geleydi, LYS geleydi de rahat olaydı. Çat çat çözeydim. Düşün artık gerisini....

Mesela bu sınavda, bi soruya 4 soru sıkıştırmanın da yolu varmış, onu öğrendim. Fütursuzca atmayı gördüm....Tepkimeye mal mal bakmayı öğrendim. Sözcüklerin hangisinin sempatik geldiğine bakarak cevap vermeyi öğrendim. Kafeinin ne demek olduğunu, çayın dibine nasıl vurulacağını, fosforlu kalem bitirmeyi, okuduğunu aklımda tutup iki dk. sonra unutmayı öğrendim. Bu sınav çok şey aldı benden; ama çok şey de kattı yani bi manada sayın izleyen...

Ve sonra komite sonrası dönem geldi. Etrafı toparlamak.Çamaşır yıkamak.Odayı temizlemek.Notları gözden uzağa sıpıtmak. İ.mek,gezmek,tozmak! 

Ve tabi mideyi bozmak....

Be gülüm! Be canım arkadaşım. Burger King'in ardından; bol bira, nargile, çay,kokoreç olur mu! Olmuyomuş...Hele ki közü açan ben, söndüren de bir arkadaşın olunca hiç olmuyormuş!Kafa güzel oldu mu çekilmiyomuş.

Ama her şey ahanda şu yandaki gibi olabilmek için....Kabulüm...


...

.....

...

...

Yorumlar....

Yorum.