staj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
staj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.10.14

Bir Başka Gece Yazısı

Ah yine yazmayalı yüzyıllar olmuş sevgili bloguma...Öyle ki "En son ne yazdım ben ya?" diyerekten geçmiş yazılarımın arasına bile daldım son yazıma bakayım isterken...

Son yazımdan devam edersem Lucy'i sonunda izledim. Çok tuhaf -aslında biraz da abartı- bir bakış açısıyla işlenen insan potansiyeli olayı gibi geldi. Ama düşünce fantastik ve her ne kadar saçma gelse de içimizden ufak bir parçanın da "Ah keşke olsa..." şeklinde dilediğimiz bir olay. İzlemeyenlere öneririm, zira ne kadar kötülemeye çalışsam da beğendim filmi.

Peki o yazıdan sonra ne oldu? Evet, çok doğru bir tahminde bulunduğunu düşünüyorum -bulunmadıysan çaktırmadan okumaya devam et :) - Ankara'ya döndüm! Ancak 2 yıl üst üste çektiğim dönem 3'ün yegane amacı olan dönem 4'e bir diğer deyişle "Stajer Doktor"luğuma başlamak için!! Nitekim başladım da :D Hem de -beklediğim üzere- Pediatri yani Çocuk Hastalıkları stajıyla.

Başlamak ama ne başlamak! Yani geçen seneden ev arkadaşım da aynı süreçlerden geçtiğinden hatırı sayılır miktarda bir bilgiye sahibim ve kendimi de buna göre hazırlamıştım zaten de insan karşılaşınca daha bir farklı oluyor haliyle. Yoğunluğumuz inanılmaz! Aslında dönem 3 ile karşılaştırıldığında pek değil gibi görülüyor kağıt üzerinde;ancak iş uygulamaya geldiğinde ne yazık ki akşam eve haşat halde gelmiş oluyorum. İlk 3 hafta propedötik -muayene eğitimi- eğitiminin yanında teorik dersler diğer 5 hafta servislerde hasta başı eğitimleri, ünitelerde küçük grup dersleri, patoloji konferansları üstüne katılmamızın zorunlu olduğu mortalite, vaka ve poliklinik vaka toplantılarıyla enerjimizi hastanede bırakıp çıkmamız;ancak üstüne eve gidip hastalarımızı,ilişkili durumları ve tabi ki sınava çalışmamız gerekli. Hal böyle olunca ne spora vakit kalıyor ne de diyeti adamakıllı sürdürmeye. Ancak yine de elimden geleni yapıyorum o konuda. Yani en azından hoca bakmazken bir iki adet diyet bisküviyi ağza tıkmak elimden gelenin en iyisi sayılırsa. Yoksa bir şeyler yemeye zinhar vakit yok sevgili okuyan. Kaç arkadaş patır patır fenalaştı düşük şekerden ne sen sor ne ben söyleyeyim;ama alıştık haliyle. Şimdilerde daha iyiyiz. Vakit aldı tabi adaptasyon ne de olsa. Umarım yazın verdiğim 3-5 kiloyu da bu nedenle geri almam :(

Hasta başı eğitim demişken tabi ki 4. sınıf olmanın en güzel olayından bahsetmeden olmaz: Hastalar!

Pediatride olduğumdan hastalarım pek tabii ki çocuklar. Ve benim gibi çocuk görünce ağzı burnu kayan sırf çocuk gülsün diye şekilden şekle giren bünyeye yapılacak şey mi bu blog! Yapılacak şey mi bu stajdan başlatmak?! İlk servisimiz olan Onkolojideki hastalar -ki kendileri çok ağır tedaviler almaktalar- gülsün diye elimden geleni yaptım. Bazılarında başarılı oldum; ama bazılarında ne yazık ki olamadım :/ Zira çocuklardaki o yabancılama ve üzerimdeki beyaz önlük en büyük düşmanımdı sanırım. Hatta ilk hastamdan şöyle bir hediye bile aldım. Kendisi 7 yaşında bir kız hastamdı.(İTİRAF: Aslında benim hastamla aynı odada kalan, başka bir arkadaşımın hastasıydı;ama olsun :D Benim hastam daha büyük bir yaştaydı çünkü)

 

Sonraki servisimiz bebek servisiydi ve buradaki hastam onkolojideki büyük hastalarımın tersine 1.5 aylık bir bebekti. Kendisi tatlılıkta sınır tanımıyordu tahmin edebileceğiniz üzere;ancak araya bayram girdiği için kendisiyle çok fazla ilgilenme fırsatım olamadı ne yazık ki günlük muayenelerim dışında.

Pazartesi ise adölesan servisine geçiyorum. Orada da arkadaşlarımın dediğine göre çok çeşitli yaşlarda ve çok çeşitli nedenlerden yatan hastalar mevcutmuş. Umarım güzel geçer...


Tabi sınava az kaldığını ve benim konularımı yetiştiremediğimi söylememe gerek yok sanırım. OY DAĞLAR!!!

P.S: Bir sonraki yazım beni deli eden üst komşum üzerine olacak sanırım! ŞU AN BİLE -23.52- KADIN MOBİLYA ÇEKİYOR YUKARIDA YA!!!

3.8.12

Staj...

Sonunda bütünleme sınavını da oldum blog.Artık ne gelirse bahtımıza. Sanki finalden daha insaflıydı sınav;ancak insan yine de emin olamıyor tabi. Bir yanım daima "Acaba?" diyor ki o yanımı dinlememek için elimden geleni yapıyor,pozitif düşünüyorum. Evrene pozitif iyonlar gibi pozitif düşünceler salmaya çalışıyorum.
Neyse gelelim bugünkü yazımızın konusuna: Genel cerrahi stajım!
Evet, yanlış duymadın blog. Genel cerrahide staja başladım. Şu lanet olsı bütünlemeye kalmasaydım bir ay yapacaktım;ama şimdi 15 gün yapacağım. Sonra da tatil....Neyse hadi başlayalım.
Sabah bendenize söylenen saatte gittim efendim hastaneye. Çıktım bölüm 63'e. 3. kat. Geldim masaya bekliyorum. Hemşireler sabah rutin taramalarını yapmakla meşguller tabiri caize beni takmadılar bile. En son gittim dedim bugün başlayacağım filan diye otur bekle dediler. Başladım beklemeye fakat feci halde danışma modundayım. Gelen geçen bana bir şey soruyor. Hayır, bilsem! Seve seve söylerim de bilmiyorum ki. "Iıı hemşire ablalar gelir şimdi ona sorun isterseniz. Ben stajerim kem küm." şeklinde geveledim durdum.
Sonra asistan abi geldi yanında diğer stajer arkadaş ve intern arkadaşla beraber. Akşamdan nöbetçi abiden raporları aldıktan sonra işlere giriştik.

Mission 1: Kan alma!

Kan alınması gereken hastalar vardı. Birkaçına intern, birkaçına da diğer stajer arkadaşla biz gittik. Kız işte bana anlatıyor böyle filan ben bildiğin dönem 4 filan herhalde sandım. Kız demesin mi ben dönem 1'im....Nasıl yıkıldım! Sonradan mantıklı buldum tabi kız 1 aydır stajda. O bilmeyecek de kim bilecek ama dönem 1 olduğu da anlaşılmıyor be arkadaş. Neyse izledim ben kızı alırken. Kolay bir şey de asıl trick damarı bulmak.
Neyse ilk kanımı alıyorum. Eldiveni turnike niyetine bağladım hastaya. Damarı buldum (hey maşallah!) Tak! Girdim damara az biraz kan çektim. Turnikeyi çıkarayım derken hop bendeniz mis gibi damardan çık! Yeniden bulayım derken iğnede kan pıhtılaş! Anlayacağınız fiyasko moddaydım ilk kan alışımda. Moral sıfır oldu. Kız da olur böyle ilklerde filan moral vermeye çalışıyor. Ben iyice depresyona girdim.!
Ama neyseki diğerlerinde aynı hatayı yapmadım. Çıkarmadım turnikeyi. Sülük gibi aldım kanlarını hiç acıtmadan =D

Mission 2: Pansuman!

Staj yaptığım yer genel cerrahi olunca e bir hayli pansuman işi çıkıyor tabi sevgili blog. Zira hastalara ameliyat sonrası "dren" dediğimiz karın içindeki sıvıyı boşaltan bir hortum taktığımız için bu drenin efenşme söyleyeyim dikiş yerlerinin her gün pansumanın yapılması gerekli ki malumunuz en sık komplikasyonlardan olan enfeksiyon komplikasyonun önüne geçilsin.
Pek zor değil aslında;ancak dikkat etmen gereken birkaç küçük nokta da yok değil. Eğer bunlara dikkat etmez isen bayağı bir başın ağrır sevgili blog.
Küçük önemli noktalar dışında en büyük sorun benim için aslında baticone. Bildiğin tentürdiyot yani. Maddenin kedisi sorun değil de lekesi sorun be blog. Önlüğüme bulaşıyor,hastala da kan sanıp bayağı bir iğreniyorlar haliyle...Hele ki geçen inguinal herni (kasık fıtığı) ameliyatı olmuş bir hasta geldi. Adam tam bir pimpirik. 5 dk.da 40 soru soruyor. Hayır açıklayabilsem seve seve; yanlış bir şey söylerim hastaya zarar gelir diye paso "Doktorumuza soralım." filan diye geçiştiriyorum. Neyse adam tutturdu pansuman odası pis diye. Hoppalaaaa....Dedik ne alaka beyefendi oranın örtüleri filan disposable yani tek kullanımlık. Diyor ki valla ben yerdem kan idrar gördüm. Hijyenik değil. Halbuki bilse onlar baticone lekeleri ve büyük ihtimal o lekeler odanın geri kalanından daha temiz....


Mission 3: Sonda çekme.

Sonunda iyi hekimllik uıygulamalarının yararını gördüm blog. Hastaların sonralarını çekerken (ki çok basit bir işlem) adımları tek tek tek uyguladım;ancak hastanede sndaya ne kadar serum fizyolojik basıldığının yazılmadığını gördüm ve üzüldüm. Zira yazılmalı ki istenmeyen kazalar olmasın. Durduk yere üretrayı (dış idrar yolu) parçalamayalım di mi!?


Mission 4: Ameliyat!

Bir hafta boyunca böyle takıldıktan sonra arkadaşımla cesareti toplayıp başasistana sorduk(sanki adam bizi yiyecek!) "Abi ameliyata girebilir miyiz?"
Yarın gelin girin cevabıyla biz tabi mutluluktan arşlardayız. Bir splenektomi(dalak çıkarılması) ve bir de açık kolesistektomi(safra kesesi çıkarılması) ameliyatlarına girdik. Hastanın aksesuar dalağı vardı yani doğuştan fazladan küçük bir dalak. Asistan abi onu da bana aldırdı =D
Kolesistektomide ise başta ameliyat laparoskopik başladı. Yani kamerayla hasta hiç açılmadan halledilecekti ameliyat;ancak hastanın safar kesesinde masa tenisi topu büyüklüğünde iki adet taşı -ki gerçekten öylelerdi!- olduğundan açık ameliyata geçtik. Taşlar ne mi oldu? Hasta yakınına verdik köye götürecekmiş.


Dün ise 3 farklı ameliyata girdik ve bir tanesi Whipple diye tabir ettiğimiz pankreatikodudenoktemi yani pankreas ve on iki parmak bağırsağının çıkarılması. Yaklaşık 5 saatlik bir ameliyattı. Tümör böbreğe de sıçradığı için hastanın böbreği de çıkarılmak zorunda kalındı. Çok yorulduğumuz için ameliyat sonuna kadar kalamadık;ama ben tümörü görmek için hocayla anlaştım ve kendisine sarma yapma sözü verdim. Dün gece yabancı öğrencilerle gittiğimiz clubtan gece 2de dönünce haliyle sarma da gece 4 gibi hazırdı. Dün gece 5te uyudum blog ve 9da kalktım. Gözlerim resmen acıyor uykusuzluktan. Zaten yazıyı da öğlen arasında yazıyorum okul bilgisayar laboratuvarında.....Uyusam mı acaba?

NOT: BÜTÜNLEMEYİ GEÇTİM BLOG!!! ARTIK 3. SINIFIM!!! TEY TEY TEY =D

14.8.11

Bugünlerde Olanlar...

"Yapmayayım, girmeyeyim" dedim post çalıştığım laboratuvardan; ancak canıma tak etti sayın izleyen. Zira o kadar birikti ki yazacaklarım artık unutmaya başladım - Aah ah yaşlılık zor zenaaat!-

Neyse haydi başlayalım =)

Ev,ev,ev,ev....

Evvet  sayın izleyen. Doğru duydun ki zaten şurada da belirttiğim üzere eve çıktım. Hatta eve çıkmak için zaten güzelim, caaanım İzmir'i bırakıp 1 ay evvelsinden tası tarağı toplayıp Ankara'nın taştan yollarına düştüm. Hem evimi toparlayayım yeni yıla bomba gibi bir giriş yapayım hem de histolojide staj yapayayım da ufkum genişlesin Nirvana'ya bir adım daha yaklaşayım dedim. İyi halt ettim!

Zira ev öldürdü bizi sayın izleyen yaa! Hayır, çok şükür ki sevgili dostlarımın yardımıyla daha bi kolay hallettik tabi ancak yine de zordu. Çünkü bizim ev - aman aman "bizim ev". Hoşuma gitti lan =)- 4 katta ve kendisinin -tabii ki de!- asansörü yok! Hoş, olsa da hayvan gibi kanepeleri, çamaşır makinesini, bazaları filan koyamayacığımız için yine manual  taşıyacaktık tabi haliyle.

Öyle ya da böyle taşındık yani anlayacağınız. Ben direkt kurdum odamı. Öğrenci evi mantığını tam olarak anlamamış ev arkadaşlarımın aksine çat kurdum bez dolabı, açınır kapanır masayı bi de yatak. Oh mis! Bakınız solda fotosu. Onlarsa 3 gün dolap kitaplık kurmakla uğraştılar. Tam da bu yüzden evdeki küçük odayı ben aldım. Uğraşamam öyle döşemekle temizlikle falan. Bak geçen haftasonu odayı temizlemem 3 dk.mı aldı =D İşi bilcen, işe gitmicen kanka.Olay bu yani...

Evin ve odamın maszarası ise alt tarafta ;)

Ramazan,sahur,iftar,formaldehit...hönk?

Malumunuz ya şehr-i ramazan modu açtık sayın izleyen. Ailemden ilk ayrı ramazanımı geçiriyorum. Zor tabi...Haftaiçi pek oruç tutamıyorum.  9'dan 5'e kadar laboratuvarda formaldehit, alkol ve bilimum kimyasal kokusu arasında çalışmak azıcık kötü oluyor oruçlu oruçlu. Saat 1 gibi benim algı sıfır, şeker 50, öbür tarafa transit bilet bakıyorum kendime. O derece!

"Ama," dedim " ilk gün tutayayım". Zaten çocukluğumdan beri ne yapar eder ilk günü bi de son günü tutarız biz. Ben ve kardeşim yani. Hayır,eve yeni taşınmışız. Evde buzdolabı yok. Dışarıdan filan yiyoruz dolap gelene kadar. Ama tutmak da istiyorum ilk gün. Çünkü o suçluluk duygusu çok kötü bende. N'apsam, ne etsem? Gittim nugget aldım marketten. Bi de konserve yaprak sarma. Oh mis dedim; ama nuggetlar yaradı bi tek. Zira sarmalar berbattı. Lan sarmaya şeker konur mu bee!! İğrençti.
Neyse akşamına da tavuklu bazlamayla orucumuzu açtık Coca Cola sponsorluğunda. Allah kabul etsin...

Maksat Türkiye kazansın

Efenim, bendeniz malum MEDISEP adlı fevkalede bir öğrenci topluluğunda çalışıyorum. Bu grubumuzun bir etkinliği ise böyle değişimle gelen yabancı stajerlerle ilgilenmek. Bendeniz buradayım ya! Bir şeyden geri kalmayacam ya! Bizim CP ( Contact Person) arkadaşlara arada yardım ediyorum. Öğlen yemeği filan yiyoruz . Hoş ortam, böyle kültürler arası alışveriş filan..İyi oluyor yani...

Yalnız bu yabancı öğrencilerde gördüğüm bir şey beni bir hayli düşündürdü sayın izleyen.Yahu bunlar aç! Bildiğin aç! Ya da artık nasıl adapte olmuşlarsa minimum besinle besleniyorlar. Şimdi diyeceksiniz ki " Bu kanıya nereden vardın?". Şimdi bunlar buraya gelirken belli bir miktar para ödüyorlar ki kalacakları yer bir öğün yer yer iki öğün yemekleri filan karşılansın. E adı geçen öğün de okulumuzun yemekhanesinden karşılanıyor haliyle.





Neyse oturmuşuz yemeklerimizin başına, başlayacağız. Menüde de şansımıza kısır... Hobaa! Gel de anlat bunlara kısırı. Yahu adam bulguru bilmez mi!? Bilmiyor abi. Otur anlat bulguru hadi bakalım. Sonra bamya! Yok! Azeriler bile bilmiyor ki onlar daha vahim, biber sanmışlar. Daha feci! Mercimek...Lan mercimeği bil bari be! E yuh diye diye böyle mutfağımızı değil de sanki anaokulu çocuğuna yiyecekleri tanıtıyoruz her gün. Umarım dünya açlıktan ölmez. Tek temennim bu.

Not: Makarnayı biliyorlar.

Aslında yazacak çok şey var ama hepsi de bir yazıda olmasın artık...Kendine iyi bak sayın izleyen....




22.7.11

Kafa Boşaltmaca vol. 5

Eveeet sayın okur, uzun bir aradan sonra “Kafa Boşaltmaca” serimizin 5.siyle karşınızdayım.

Efenim, öncelikle “Kafa Boşaltmaca Seri”sinin nasıl, ne amaçla, neden yahu neden?!! yazıldığından; niye böyle bir seriye ihtiyaç duyulduğundan bahsetmem yerinde olacaktır sanıyorum.

Efenim, bendeniz her yazımda genellikle bir, iki - taş çatlasın-  üç konuda kendimce düşündüklerimi, yaşadıklarımı anlatır, böyle gül gibin geçinip giderim kendimle. Ancak bazen öyle bir an gelir ki uzun süre bloga bir şeyler yazacak zaman bulamam ve yazacağım konular birikir de birikir kafada - lan sanki 40 yıllık yazarım ne birikicek di mi!- aman işte eğer yazmayı seven bir insansanız bilirsiniz bir şey olur “Bunu yazmalıyım bloga!” diye düşünürsünüz ya da ben düşünürüm şimdi ne yalan söyleyeyim.Velhasıl kelam böyle birikince şeyler ben de bunlar için teeek tek tek uygun başlık bulmaktansa "Kafa Boşaltmaca" başlığı altında toplarım bunları. Neler yaşamışım, neler düşünüyorum,  geyik neyin bu yazıların altındadır.

Allah alllaaah! Amma ciddi giriş yaptım yahu. Edebiyat parçalamaya çalışmışım ama edebiyat beni parçalamış gibi olmuş azıcık. Neyse gelelim konularımıza...

LAN!!! 1. sınıfı geçtim oğlum lan! Teleloyyyyy =D Ama geçene kadar da anamız ağladı yaa sorma okur...Bir final çalışmam var ki ne sen sor ne ben söyleyeyim. Kapandım yurda. Paso dizi izliyorum! Allahım lan final var. Girecek kök gibi 4 komite! Ben oturmuş “Heroes” izliyorum! Hay bin kunduz! Sanki koca yaz durmuyormuş gibi sen kalk indir Heroes’un izleyemediğim son 3 sezonunu, aç, izle.  Başlıyorum. “Dur şu bölüm bitsin,”Aman bu bölümden sonra söz bakteri bakacağım.” , ”Ama çok heyecanlı yerinde kaldı bu bölümden sonra söz biyokimya bitecek!” filan… Zor çalıştım resmen finale yaa.”Hayır nereden çıktı bu dizi sevdası?”, “Hani senin internetin kahnı kalıntısı hızındaydı?” gibi sorular geliyordur aklınıza sanırım ki gelmeli de; ancak şu zalım – zalim değil! zalım!- Hacettepe her türlü bölümün sınavlarını erken erken haziranın başında yapıp - ki hazırlık okuyan arkadaşım bildiğin mayısta evine gitti!- bizimkini haziran sonuna koyunca bizim oda boşaldı tabi! Bi tıp okuyan arkadaşım bi ben kaldık odada ki o da kütüphaneyi mesken bellediği için odada ben yalnız… Açıyorum interneti, dönem içi 5 kb/sn hızla indiremeyip can çekişen hız 500’lerde 600’lerde geziyor.

 Ama şimdi sorarım sana okur! Bu hızda dizi indirilmez de n’apılır!Evet ben de yaptım işte. İndirdim ve izledim. Pişman değilim!Yine olsun yine yaparım!Ama sonunda geçtim ya o da bişi =D

Duyuruyorum: Evlendim!

Neyse bu sınav teranesi bitince biz tabi aldık soluğu sokaklarda. Amaç: Ev bakmak!
Gez Allah gez, gez Allah gez o sıcakta… Sokak sokak sahibinden, emlaktan ne verdiyse Allah baktık; ama bulamadık pek bir şey tabi. Herkes bavul mavul topluyor, evine gitmeye hazırlanıyor. Biz hala Ankara’da kısılı kalmış vaziyette ev bakıyoruz. Sonra bulduk evimizi. 3 arkadaş çıkacağız. Büyük, ferah bir ev. 4. Kat, ışık alıyor filan. Ev işte… Okula yakın olması ise onun evden çok parti sığınağı gibi kullanılabilitesini arttırsa da gayet uygun bi yer. Zira gezdiğimiz yerlerle karşılaştırılamayacak bir halde. Hele gazinoların üzerinde gezdiğimiz bir evi düşününce “Oha lan 4 ayak üstüne düştük.” diyor insan. İşte Perşembe günü gideceğiz bakalım ev toplamaya filan.
Henüz daha hangi odayı alacağıma karar vermedim. İki büyük bir de küçük oda var; ama sanırım küçük odayı alacağım.Bir de büyük odaların temizliği, döşemesiyle filan uğraşamam. Zaten minimalist (!) bir insanım. Küçük odayı severim =D Maksat kavga çıkmasın…

Stajımı da yaparım acımam!

Ankara’ya gittiğimizde 4 gün filan ev ile uğraşacağız ondan sonra da zaten Histoloji stajım başlıyor. Histoloji efenim , doku bilimi. Dokuları neyin inceliyorsun böyle mikroskop altında rengarenk filan. Hoş, görsel bir şey. “Bari,” dedim “birçok arkadaşımın aksine klinik bilimde değil de temel bilimde yapayım da bu sene öğrendiklerimi filan kullanırım”. İnşallah iyi geçer. Zira geçen senemizde histoloji hocaları azcık kök söktürmüştü dönemimize. Ama laboratuarda daha bi uysal daha bi sakin işte sıcaktan da “Amaan sıcak zaten uğraşamam senle git başımdan” moda girip beni serbest bırakacaklarını düşünüyorum.  Bir arkadaşım tıbbi biyolojide stajını yaptı ve gayet memnundu. “Bayağı bir şey öğrendim. Bol bol pratik yaptım filan.” dedi inşallah benim de öyle olur.

Harry Potter da bitmeyeydi iyiydi…

Anam! Dün Harry Potter’a gittim! Oha yaa bildiğin bitti =( Ben ki Harry’e kendini adamış bir insan için bunun ne büyük bir trajedi olduğunu çoğu insan anlamaz =(

Şimdi gelelim film eleştirilerimize. Yani bundan önceki 7 film bana öğretti ki kitabı filmde birebir beklemeyeceksin arkadaşım! Yok! Olmuyor! O yüzden eğer böyle bakmazsan olaya film gerçekten iyi olmuş! Senaryoyu değiştirmeleri filme bol aksiyon katmaları iyi olmuş; ancak Dumbledore ve Harry’nin ilahi sahnede konuştukları çok az ve yavan kalmış. Halbuki orada Dumbledore, tüm serinin her şeyini olduğu gibi anlatıyordu. Her şey orada netlik kazanıyordu.

Bir diğer üzüldüğüm şeyse ölümlerin kitapta o kadar dramatik olmasına rağmen filmde üzerinde durulmadan pat pat geçilmesiydi. Yazık oldu Fred’e….

Onun dışında filmin 3 boyutu berbattı! O kadar iyi bir 3D film çıkarabilecek bir potansiyel varken bu denli kötü bir 3 boyut bize baş ağrısından öte bir şey vermedi.
Ama Hogwarts savaşı efsaneviydi.Ve McGonagall’ın Snape ile düellosu! Ve tabii ki de Mrs. Weasley-Bellatrix düellosu!

Sonuç olarak beğendim ama Quiddtich sahasını yakmasalardı iyiydi….

Tatil tatil diye nicesine sarıldım….

Bir de bu arada tatil de yaptım sayın okur. Zaten bir aylığına gelmişim İzmir’e dedik bi de denize filan gidelim.  Didim’de ev tuttuk. Havuz, deniz, güneş filan…
Gerçi sıcaktan bunalıp klimanın altında yattığımız saatler de azımsanacak miktarda değildi; ama yine de güzeldi. Maaile hep beraberdik. Kalabalık, ergen kuzenlerim filan…İngiliz komşu ile konuşma çabalarım bile sonuç verdi inanır mısınız facebooktan ekledi kadın beni. Artık ne konuşacağız bilmiyorum…

Döndü,döndü,döndü…

Geçen sene Macaristan’a giden arkadaşımı hatırlarsınız: Cansu. Geçen gün Türkiye sınırlarına giriş yaptı kendisi. Ama şu an Bandırma’da, bir akrabasının yanında. Şimdi bu konuda sevinmem gereken:  Kız ,ilk senesini bitirdi, sağ salim döndü.Üzülmem gereken: Kendisini sadece 2 gün görebileceğim zira Ankara yolları taştan bendenize. Belki o Ankara’ya gelir de biraz daha görüşürüz yoksa teeee seneye, yaza göreceğim kızı =(

Başka daha çok var yazacağım şey aslında blog; ama o da başka “kafa boşaltmaca”ya artık. Haydi kalın sağlıcakla….


...

.....

...

...

Yorumlar....

Yorum.