21.12.12

20'lik Diş...

Her gencin tadacağı o lanet acıyı tatmış,olgunlaşmış,büyümüş biriyim artık blogcuğum. Neden demene gerek yok zira başlıktan da anlaşılıyor sanırım! Lanet 20'lik dişlerimi aldırdım.

Yapmak istemedim aslında ama ilişkimiz artık sürdürülemeyecek düzeye gelmişti.  Birbirimizi yıpratmaya başladık. Yürütebiliriz sanmıştık.Ama olmadı. Çünkü sorun bende değil onlardaydı...

Hayır dişşen dişliğini bil, adam gibi çık değil mi ama! Haksızsam haksızsın deyin! Değilim! Neden? Benimkiler manyak çıktı zira. Çeneye 180 derece açıyla çıkar mı bir diş ya! Rot-balans ayarı bozuk resmen yandan yandan geliyorlar! Resme benzer bir şey yani. Hem de ikisi de öyle! Ya da dur baştan başlayayım...

Her şey geçen hafta başladı. Aslında daha önce...Komite komite üstüne gelince ben hep ihmal ettim dişçiye gitmeyi. Neden? Çünkü o lanet MEDİKO'da diş hekimi sabah 1 akşam 1 olmak üzere 2 bulunuyor hepi topu ve kimsenin de aklına gelmiyor, "Bu çocuğun dersi vardır. Bu çocuğun aman da lab.ı vardır."....Hiiiç! Dolayısıyla salla salla ben bir türlü gidemedim. Sonunda endokrin ve beraberindeki depresyonum da bitince yeter artık dedim bizim buradaki ağız ve diş sağlığı merkezinden randevumu aldım. Hem de arkadaşımın annesinden.

Gittim randevuma. Sağ olsun Saime Teyzeciğim nasıl yardımcı oldu anlatamam! Her halde o olmasaydı 3 ay filan gider gelirdim ben.  Neyse, gittim randevu saatimde -ki MHRS sistemi bence başarılı- aldı beni muayene etti veee bingo! Çürüğüm çıktı. Artık eminim genetik yatkınlığım filan var sanırım. Dişlerimi fırçalarım zira;olabildiğince dikkat etmeye çalışırım ama yok! Ağzımı görsen bir ton dolgu var.Sanırsın Efes harabeleri. Sorsalar vücudunda nereni beğenmiyorsun, diye hepinizin aklına gelen "göbeğim" cevabı değil "ağzım" cevabı çıkar benden. Neyse röntgen alalım dedi haliyle bir de 20'liklerine baktıralım dedi. İzmir'deki doktorum yan geliyor demişti ama bir şey yapmadı dedim ve röntgen filmleri İzmir'deki doktorumu haklı çıkardı. İki dişim de yandan yandan geliyordu.

Ameliyathaneye indik randevu almaya ve şansıma bir randevu boşaldı! Aldırmak ister misin, diye sordu Saime Teyze ve ben de sınava uzak nasılsa bitsin bu çile diyerekten yattım bıçak altına!

Hayır, acı yok. Biliyorum soran bunu soracak zira. Ama o sesler,o çeneye bastırmalar,o boğazından aşağı inen koterize olmuş bağ-sinir-mukoza dokusunun yanık tadı. Haliyle kan tadı vs.....Hoş değil;ama kaçarı da yok. Kıtır kıtır bir şey çenenizden kopuyor. Tekrarlıyorum acı yok;ama gerçekten rahatsız edici bir his.

Sonrası ise kabus! Ağrı kesicilere bağımlı yaşıyorum resmen! Bu ilkiydi ve bir hafta Majezikle idare ettim ki artık 4'e filan çıktım günde  -ki max doz 3. Siz yapmayın. Mide koruyucu aldım ben yaparken.Eczacıya danışarak-  ağrımasın diye ama yine ağrıdı yine ağrıdı!Ağzımda gezen dikiş iplerinden bahsetmiyorum bile!

Dünse ikincisini aldırdım. Bu sefer dost tavsiyesi dinleyerek Apranax aldım ve aman allahım! Lanet olsun birincisinde Apranax'ı almadığım her güne! Nasıl rahatım anlatamam! Evet,ikinci aldırdığım çok şişti. Adeta bir davul ama acısı yok! Hatta geçen hafta aldırdığım ve sözde şu anda iyileşmiş olan bile daha çok acıyor yemek yerken.

Şimdi ikisinin de geçmesini beklerken adeta çiğnemiyor yutuyorum yemeklerimi ki bunun sonucu olarak midem allak bullak. 2000 mg. antibiyotik almanın da pek bir faydası olmuyor duruma...

Özet olarak:

  1. Kaçarı yok. Ne kadar erken o kadar iyi, deyip aldırın.
  2. Benim cerrahım çok tatlı bir bayandı. umarım sizinki de iyi bir cerrah olur. Bunun için dua edin.
  3. Apranax'tan aşağısını kullanmayın.
  4. Ameliyat sırasındaki değil sonrasındaki acıyı düşünün ve kahrolun;ama unutmayın; aldırmazsanız daha da çok acıyacak.
  5. Yemek yiyemediğiniz için "Oh oh kilo verirsin azcık." esprileri yapan zevzek arkadaşlarınızı takmayın. Zira sevdiklerinden takılıyorlar.

12.12.12

Salak Bir Yazı 2

Normalde bir yazı yazmadan önce düşünürüm blog...Hani böyle yürürken filan kulaklıkları olan insanlar görürsün kah müziğe eşlik eder dudak kıpırtılarıyla kah önüne bakarak hızlı hızlı yürür. Ha işte ben genelde onlardan olmadım. Evet kulağımda kulaklık vardı ve evet müziğe tempo tuttum ve yine evet yere bakarak hızlı hızlı yürüdüm;ama bir farkla. o insanlar büyük ihtimal o gün ne yapacaklarını, okula yetişip yetişemeyeceklerini ya da sevgililerini filan düşünüyorlardı. Bense genelde yazılar düşünürüm. Cümleler kurarım. Satırlar gezer kafamda. Sözcükler...
Bu yazıyıysa hiç düşünmedim. Parmaklarım geziniyor sadece klavyede. "Salak Bir Yazı" yazmıştım vakt-i zamanında. Sanırım bu da ona benzeyecek sonunda....

Endokrin girdi. nasıl girdi anlatamam. Gireceği çok belliydi ve inanılmaz düşük bir not aldım. Hazırlamıştım aslında buna kendimi ama somut bir şekilde görmek daha bir farklı koyuyor bünyeye. Çalışşmasam içim yanmayacak! Hocaların resmen -şahsi kanaatim olduğunu da belirtmek isterim- art niyetine maruz kaldık. Normal değildi o sınav. Ayıp!

Dünden beri bombok haldeyim o yüzden. 3 paket patos 1 litre elma suyu ve koca bir bardak milkshake ile anca kendime geldim ama sanırım kalpten filan gideceğim.
Bugün okula gitmedim. Gitmek istedim ama çıkamadı ayağım kapıdan. Evde kaldım,biraz ders çalıştım biraz yattım,biraz oyun oynadım. Tatilimsi bir şey oldu.
Tabi okula gelmeyince depresif modumu sezen arkadaşlarım ellerinde bir pasta kapımda belirdiler!! Laaaan! Nasıl sevindim! Çünkü pasta çikolatalı-meyveliydi! =D
Makale saatinde sunum yaptım geçenlerde. Geçenlerde dediğim de sınavdan 2 hafta önce filan. Ardından bir arkadaşım benim için;

"Okulumda eleştirel düşüncenin gelişemediğine en güzel örnek geçen günkü makale saatindeydi. Makaleyi sunan arkadaş birinci sınıfta tam 4 makale sunmuş! Uzun uzun anlatamıyorum ama “Eleştiriler ve Tartışma” kısmı tam bir fiyaskoydu. Sayılardaki tutarsızlığı görmeyip, tabloları incelemeyip, konu hakkında fikir yürütmeyip sadece “Eleştiri ve Tartışma” diye bir başlık var diye bir iki çift laf etti. Berbat etti. " diye yazmış....

Şaşırdım aslında. İlk makale saatimizdi. Hayatında ilk kez bilimsel bir makaleyi inceleyecek olan insanlar gelecekti. Bu yüzden bilerek "kötü" bir makale seçmiştim ki hakkında tartışıp fikirler yürütebilelim, bir makalenin iyi veya kötü olduğunu anlamamızdaki kriterleri öğrenelim.Kısacası:
 "tartışabilelim" Ki bunu makale saatinin başında belirtmiştim.

Aslında tam da istediğim olmuştu. Bol bol tartışmıştık makaleyi; zira sayılar arasındaki tutarsızlığı görüp tabloları inceleyip konu hakkında fikir yürüterek makalenin "kötü" bir makale olduğuna karar vermiştim. Ne yazık ki arkadaşım bunu görememiş. Yazık....

Az sonra kitap okumak istiyorum! Çok uzak kaldım kitaplara. Arkadaşım bir kitap verdi geçen: Kırmızı - Uwe Tımm'den ona başlayacağım. Bu arada Buket Uzuner'in "Su: Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları" kitabını bitirdim ve hayran kaldım! Uzun zamandır okuduğum en içten kitaptı sanırım. Özellikle "Su" hakkındaki bölüm hayata bakışınızı değiştirebilir eğer okursanız....

Kim ne derse desin cerrahi çok güzel bence.

Arkadaşımda akut böbrek yetmezliği çıktı. Alllahtan iyileşti! Çok geçmiş olsun diyeyim bari buradan ona. Amfinin gene kanısının "nazar" olması ise bir ironik...

Feridun Düzağaç dinleyiniz,dinletiniz.

Bir de sucuklu-salçalı makarna yaptım.

8.11.12

Bir Komite Sonrası Kabusu: A Kapısı

Aslında bambaşka bir yazı yazacaktım. Kafa Boşaltmaca serisinden olacaktı o yazı zira bir ton şey birikti şuraya yazmak istediğim;ama zamansızlıktan yazamadığım. Kim bilir belki bundan hemen sonra ikinci bir yazı sizi karşılayabilir;ama şimdilik bununla idare edeceksiniz.

Komiteyi Olduk! Sonunda!

Sonunda şu lanet enfeksiyon komitesi bitti,gitti sevgili blog;ama giderken de benden bir sürü şey aldı götürdü. Aslında çok da zor bir sınav değildi blog. Cidden;çünkü ben bile şu cahil halimle birkaç soru yapabildiysem büyük ihtimal bizim amfi atı alıp Üsküdar'dan bana el sallayacak. Bol bol çıkmış soru sordular mesela. Çıkmamışları da kolay sordular sanki;bilmiyorum. Çünkü o konulardan pek bir haberim yoktu.

Evet,yetiştiremedim. Bu sefer konularımı yetiştiremedim blog. Hem de bayağı bir kısmını! Neden? Bayram! 10 günlük bayram tatiline güvendim ve hata ettim. Peki bayramda çalışmadım mı? Kesinlikle çalıştım! Ama yetmemiş görüldüğü kadarıyla.



Sınavda Ne Yaptım?

Batırdım. Böyle hem de "Oohhhh bak bu A bence. Bu da B olsun. Ehe!" filan diye ardı ardına işaretlemeye başladım blog. Adeta bir sapık gibi sorudan soruya atladım. Bildiklerimi yaptım bilmediklerimde Yüce Rab'bime sığındım. Ve soruları bitirip,2.turumu da attığımda daha 35 dk. olmuştu sınav başlayalı! Az çaprazımdaki kıza göz ucuylan baktım,3. ya da 4. sayfasındaydı 11 sayfalık sınavın. Kendimden utandım.
Amfiden ilk çıkan,ezik,hiçbir şey bilmeyen insan olmak istemedim ve beklemeye başladım. Sınav kağıdıma Şakşuka'nın,Broken Heart Sun'ın şarkı sözlerini yazdım;Pisagor teoremini kanıtladım, çeşitli surat ifadeleri çizdim...Bekledim anlayacağın. Ve o lanet olası amfiden bir kişi bile çıkmadı! İlk çıkan yine ben oldum yine ben oldum...

Bir Komite Sonrası Kabusu: A Kapısı
Bilen bilir,Hacettepe'nin bir sürü kapısından biridir "A Kapısı" Amfilere yakınlığından ötürü de tıp öğrencileri tarafından en sık kullanılan kapıdır ki bir diğer adı da "tıp kapısı"dır.


Kabusumuz genç dimağlarımız sınavdan çıkmasıyla başlar. Birken iki, ikiyken üç,üçken üç yüz olurlar. Ve başlarlar konuşmaya;
- Ya 14. soruyu naaptın? Crytocooccuslu olan?
- D yaptım galiba. Asıl sen serumlu soruyu naaptın? Abi kesin yanlış o soru bak!
-Yok yanlış değil oğlum. Adam derste söylemişti onu. Asıl artropod soru ne olcak. Ben E yaptım.
- Off neyse yaa konuşmayalım. Geçti,gitti.
Son sözü söyleyen arkadaşı 1 dk. 15 saniye sonra şu konuşma içinde bulursunuz.
- Biyokimyanın sorusu neydi?
- Perikard.
-Hadi yaa! Peki boya sorusunu naaptın? Ben lugol yaptım
-Metilen mavi olacaktı.
-Off neyse konuşmayalım soru ya.
Yine son cümleyi söyleyen arkadaşı başka bir soru konuşmasında bulmanız 1 dk.dan fazla sürmez ve böyle sürer gider. Sonra etrafı bir dinlersiniz,insanlar uğultu şeklinde üzerinize çullanır resmen "5.soru neydi?" Wuschericha olcaktı o" "LAP yaptım ben." "Löffler dedim ama..." "yanlıştı o soru bence.."
Böyle böyle cümleler sarar bir yanı ve siz altında boğulursunuz! Zira kimse sizin sorulardan konuşmak istemediğinizi anlamaz ve ha bire şu neydi bu neydi diye sorarak sizi de işin içine dahil etmeye çalışır.

Bir de not arsızları vardır burada. Bir gaflete düşer, "Nasıl geçti?" diye sorarsın. "Yaa kötü geçti. Çıkmışları yaptım,bildiklerimi de yaptım. Bir 75 olur herhalde." Hönk! 75! Lan kötü geçtiyse biz ölelim.vBir diğeri 80 alacağına üzülür;başka biri 60 bekler ama gelen notu 90'dır. Nasıl geçti? dedim -dilimi eşek arısı soksun- "Kötüydü ya.82 alırım." dedi. Ölür müsün,öldürür müsün!?

Velhasıl kelam, sınavınız kötü geçtiyse, bol bol salladıysanız ve insanların bu muhabbetlerini dinlemek istemiyorsanız: M kapısını kullanın.

4.10.12

Salak Yazı

Bugünlerde bir tuhafım blog. Sanki kendim değilim. Bir başkasıyım. Bipolar mıyım acaba? Bildiğin şüphelenmeye başladım. Ya da dur baştan anlatayım....

Anlatayım dedim de başı yok ki bunun. Bildiğin değiştiğimi fark ediyorum yavaş yavaş. Artık o kadar takmıyorum insanları mesela. Ezelden takmazdım zaten. Takmazdım derken hakkımda kötü şeyler söyleyenlere -ki hep vardır böyle insanlar hayatınızda- güler geçerdim-hala geçerim. Çocukluklarına verirdim-hala veririm. Beni sadece kendim ilgilendirir modundayımdır. Hayatım boyunca hep öyle oldum.

Kibarımdır mesela ben. Böyle yetiştirildim. Küfür etmem mesela bir bayanın yanında. Hoş, erkekler arasında da etmem. Yani etmezdim...

Artık ediyorum. Bilmiyorum neden? Sürekli gülüyorum bir şeylere. Çok salak şeyler aslında;komik bile değil. Durduk yere.

Sonra artık arkadaşlarımla beraber takılmaktan filan da öyle çok zevk almıyorum mesela. Eve gelip uyumak istiyorum,odamdan sonsuza kadar çıkmak istemiyorum.

Gülüyorum dedim ya. Hah işte içten gülüşlerim değil onlar...yani sanırım. Sürekli bir maske suratımda. Sanırım....Salak salak şeyler yazıyorum Twitter'a Facebook'a ama onlar da maske sanki....

Artık sıkıldım blog. Nasıl biri olmam gerektiği,ne yapmam gerektiği konularını düşünmekten,insanları dinlemekten sıkıldım.

Bak yazıyı bile saçmaladım. Of.....

30.9.12

Yanlış Yerde miyim?

Aslında her şey ben küçükken başladı...Bayağı küçükken...6.sınıfta.

Bilirsiniz, 5'ten 6'ya geçmek müthiş bir eylemdir. Kendinizi büyümüş hissettiğiniz anlardan -liseye geçmek,üniversiteye geçmek vs.- biridir. Her derse farklı hoca gelecektir. Farklı kitaplardan çalışacak,her ders için farklı defteriniz olacaktır; hem de harita metod!

İlk dersimiz fen bilgisiydi. Hocamız da aynı zamanda sınıf öğretmenimiz olan Mehmet Evişen. Tuhaf bir insandı. Komikti aslında ve çok iyiydi. Ya da benim gözümde en azından. Biyolojiyle başlayacaktık. Artık müfredata göre ara ara kimya,fizik gidecekti öyle. İlk konumuz: Hücre.

Hocanın söylediklerini yazmamla "Tamam"dı benim için. "biyoloji benim için tek seçenek"ti. Tuhaf aslında. Tamam; Matematik, Fizik'te filan berbat değildim. Türkçe, Edebiyat, dil...Gayet iyi bir öğrenciydim; hatta üzerilerine gitseydim gayet hepsinde meslek sahibi olabilirdim.

Sonra ileride Türkçe öğretmenim şu cümleyi söyledi benim için: " Hayatımda öğrenmeyi senin kadar seven öğrencim olmadı."

Öyleydi. Öğrenmeyi severdim ben. Hala severim! Bulmak,keşfetmek,anlamak...Bunlar da bilimde vardı. Bu yüzden bilimi seçtim. Biyolojiyi seçtim. Yaşamı seçtim. Tıbbı seçtim.

İnsanlara yardım etmek, hayatları kurtarmak. Bunlar itti beni tıbba. Hep çalıştım. Evet, müthiş zeki değildim. Sürekli çalıştım istediğime ulaşmak için. Aşırı değil. Dozunda. Aptal da değilim sonuçta. Olmadı ilk yıl. Çoğu yere gireceğim puanı aldım o lanet sınavdan;ama tıbba yetmeyen puan...Risk aldım,bir sene daha hazırlandım. Hayallerim için, kendim için, insanlara yardım için.

İlk yıl,ikinci yıl derken tıbbın en zor yılı denilen üçüncü yıla geçtim. Herkes tatil yaptı,gezdi. ben final,bütünleme çalıştım. İnsanlar hala gezerken,denize girerken veya bilimum güzel zaman geçirirken ben ilk sınavımı oldum. Ve kendime şu soruyu sordum: "Acaba yanlış yerde miyim?"

Çok zordu çünkü. Ya da bana çok zor geldi. Sürekli çalışan bana,öğrenmeyi seven bana cidden zor geldi;çünkü nedenimi unuttum. Öğrenmeyi sevdiğimi unuttum. Okudum geçtim. Anlamadım,öğrenmedim. Öğrenmeyi unuttum. İnsanlara yardım etmek istediğimi unuttum.

Ve sonra stajımda karşılaştığım bir hasta aklıma geldi Genel Cerrahi servisinde yatan. Orta yaşlı,emekli Coğrafya öğretmeni "G....... Hanım"* Neşeli, kibar, ilk görüşte kanınızın kaynadığı insanlar vardır ya işte onlardan biriydi. İşlemlerini yaptık ve yatırdık hastamızı. Kendisinin kolon kanseri vardı. Ya da kolonda kitle dememiz daha doğru sanırım. Çok iyi hatırlamıyorum aslında. Hatırladığım şey hocanın ilk vizitinde kadını gözyaşlarına boğulduydu. Ciddi bir ameliyata giriyordu ve korkuyordu haliyle.

Ameliyat gerçekleşti. Yoğun bakım vs. derken hastamız odasına alındı. Pansumanlar,ilaçlar,diyet listeleri derken giderek hastamız iyileşti. Gün gün, saat saat yanındaydık. İyileştiğini,güldüğünü,sohbet ettiğini,su içtiğini,yemek yediğini gördük. 4-5 gün sonra da gülücükler saçarak,teşekkürler ederek ayrıldı hastaneden.

O an anladım. Evet, çok zordu belki. Hatta daha daha daha da zorlaşacaktı. Aileden,arkadaşlardan uzak olmak, yalnız olmak daha da zorlaştıracaktı belki. Ve benim tutunacak tek bir cümlem var : "Yanlış yerde değilim."

23.9.12

Bir Komite Klasiği: Hastalığım

Dönem 3'ün ilk komitesi de geldi çattı sevgili blog. Çarşamba günü baba baba bir "Hematopoetik Sistem ve Neoplazi" komitesi önümüze gelecek. Senin anlayacağın "kan hastalıkları ve kanser"
600 sayfa notuyla dönemin en az notuna sahip -yanlış bilmiyorsam eğer- komite olmasıyla üst dönemlerden "Amaan ilk komite kolay yaa," şeklinde geçiştirilmesi ise  neden bilmiyorum beni daha bir korkutuyor sanki. Ya da bu korkum sonrakiler için mi inan ondan da emin değilim.

Stres,stres,stres...


Çok stresliyim blog. 3 günüm kaldı ve ben daha ilk okumamı bitirebildim. Sor bir şey biliyor muyum? Hayır! Çıldıracağım sanırım. Oku,oku bitmiyor.Bitenlerse kalmıyor. Nasıl iş anlamadım. Ortaokul ve lisedeyken hayat ne güzeldi halbuki. bayılırdım biyolojiye. Hiç çalışmazdım bile. Aklımda kalırdı herşey. Zevk olsun diye omurgasızlar textbooku filan okurdum. Şimdiyse bir sayfa önceden okuduğum şeyi unutuyorum. Bunama filan mı başladı lan bende yoksa?

Hastalığım...


Ve tabii ki de bir komite klasiği olarak hastalandım blog! Hastalanmasam şaşarım. Zaten geçen gün bir düşmemden ötürü dizimdeki yaranın acısı cepte. Bir de onun üzerine ağzımda aft çıktı! Aslına bakarsan basit bir sıyrık. Çocukken olmuştur hepinizin böyle kabuk filan bağlar. Hah işte ondan ama nasıl acıyor şerefsiz! Deli etti beni. Bacağımı kıpırdattığım anda zıplatıyo acısı yemin ederim! Hem bu acı hem de en sevdiğim kotumun parçalanmış olmasının acısı üstüste çekilmiyor valla blog!. B*k vardı Hacettepe A kapısının ordaki yeri öyle rende gibi tırtıklı yaptı. Neyine yetmiyor senin düz yol pis üniversite!

Afta gelirsek sabah bir uyandım,pat çıkmış ağzımda yara. Bilirsiniz gıcık bir acıdır o böyle. Atsan atılmaz, satsan satılmaz bir şey. Dilin sürekli oraya değer acıdan gözünü yaşartır böyle. Bastım tuzu -ki hep öyle yaparım- biraz hafifledi acısı ama hala yerinde duruyor utanmaz şey.

Bunar yetmedi tabi bünyem bir kere daha bana hediyesini verdi. Boğazım şiş, öksürük-hapşırık gırla, akan burun ayrı dert....Evet, sanırım üşüttüm blog. Sakın bana "Bu havada!?" şeklinde nidalarla gelme zira Ankara bu! Kıçımız donuyor akşam affedersin. Nasıl oldu inan ben de bilmiyorum ama stresin bağışıklık sistemini göçerttiğini kendi deneyimlerimle kanıtlamış bulunuyorum.

Göz seğirmesinden ise bahsetmek istemiyorum. Zira yeterince sinir bozucu zaten kendisi!

Neyse blog,gideyim de konularımı bitireyim.

Okyucularım ise -eğer okuyorlarsa- nolur bi dua neyin bişi edin bi totem yapın filan da iyi geçsin şu sınavım. Dönem 3'te bütünlemeye filan kalmak istemiyorum zira.

14.9.12

Karar Vermeliyim...

Selam blog,
Bugün kendim için yazmak istedim nedense. Hoş, sanki diğer yazıları bana silah zoruyla yazdırdılar da sanki. Onlar da kendim için yazılmış şeyler aslında ama ne bileyim bugün böyle durduk yere yazmak istedim. Bir olay filan yok yani hayatımda -ne zaman oldu ki zaten?- Öylesine anlatmak yani bu yazının amacı.
Eve geldim az önce. Gayet sıkıcı bir günün ardından yine pis eve adımımı attım. Aslında çok pis değil blog ama ne bileyim olmasını istediğim gibi değil. Her yer, her yerde! Odam sıcak, dolayısıyla salonda çalışmak çok çok daha mantıklı ama çalışamıyorum zira orada konsantre olmak için beynimi kavanoza filan koyup üzerine o berbat,insanların hayatlarını karartan konsantrasyon ilaçlarından boca etmeliyim turşu kurar gibi. Anca öyle...
O yüzden odamda çalışmaya çalışıyorum anlayacağın günün tüm Güneş ışınlarını içime işleterek! Bilmiyorum acaba ev arkadaşlarımı değiştirmeli miyim? O kadar ciddi mi problem? Bilmiyorum blog ya. Hayır aslında gayet iyi anlaşıyoruz ama birkaç sorun var sadece. Onun için de bir sürü telaşa girmek doğru mu? Ama bir yandan da şu gerçek var: Dönem 3!
Hele ki dönem 2 bütünleme kabusunu yaşamışken dönem 3'te böyle bir şey yaşanmasına gerçekten izin veremem. Sinirlerim kaldıramaz bunu. Enerjim yetmez.
Öte yandan ev taşımak gibi bir yük ise...belki de asıl risk bu. Off blog yaa bildiğin kafam karışık. 2 arkadaş var eve çıkmak istediklerini söyleyen aslında ama onlarla da olur mu bilmiyorum ki. Bi de bunu acil karar vermem lazım bana göre zira Ankara'nın hayvani kışında taşınmak gibi bir durum söz konusu değil. E kış geçtikten sonra da bir manası yok zaten.
Geçen gün olan bir şey gerçekten üzdü mesela beni blog. Bulaşık yıkıyordum evde. Nescafe'nin küçük bardakları var hani sıcak çikolata içmek için olanlardan.Çikolata görünümlü. Onu yıkıyordum ki sapı "çıt" diye elimde kaldı! Ve ben elimi çok pis kestim. Sol avuç içimin kenarında bir yerden. Ama bayağı kestim yani! Ev arkadaşıma seslendim kağıt havlu için filan. Kanamayı durdurmaya çalışıyorum;ama nasıl acıyor. Bulaşıkları da yıkamıştım. Durulanacakalardı sadece. 3-5 bardak 2-3 de tabak yani. Bu.
Ev arkadaşıma "Şunları durulayıversene" dedim. Kendisi bana; "Valla ben kullanmıyorum onları dursunlar böyle veya ben sana eldiven verebilirim." dedi ve odasına gitti.
O sinirler o bulaşıkları nasıl yıkadığımı inan ben bile hatırlamıyorum blog! Hayır, kendisi kişilik olarak tuhaf bir insan. Biraz bencil, kendini düşünen, dünya algısı çoğu insandan çok farklı olan. Yer yer kibirli biri.  Tamam, olabilir. Kabul edebilirim. Sonuçta kendi kişiliği;ama bu hareketi kırdı blog. Ben de artık muhabbetimi minimumda tutmaya karar verdim.
Bencillikten nefret ederim....

8.9.12

Kafa Boşaltmaca vol. 9

"Kafam doldu. Artık boşaltmanın vakti geldi."
İşte tam da bu cümlenin ardından yapılacak şeyi yapıyorum sevgili blog takdir edersin ki..."Kafa Boşaltmaca vol. 9" Aslında sevmiyorum böyle herşeyi bir araya yazmayı ama ardarda 5-6 gönderi de girmek istemiyorum. Neyse, hadi bakalım...

Bütünümü parçaladın Bütünleme!

Evet şurada da azıcık bahsettiğim üzere bütünlemeyi geçtim blog! Artık dönem 3'üm! Geçtim,geçtim ama geçene kadar akla karayı seçtim yemin ediyorum! Temmuz sonuna kadar ders ders! Beynim jöleye döndü valla. İki haftada anca kendime gelebildim. Gerisi malum: staj
Arkadaşım İzel'le bütünlemeye çalışırken hop oturduk hop kalktık. Resmen manik depresif bişi olduk blog. Birbirimizi gaza getirmeler,karşılıklı iç dökmeler filan. Hani filmlerde vardır ya sorunlu kahramanımız içki alışkanlığından kurtulmak için onu "Hoooşgeeeldiiin Bıdı Bıdı" diye karşılayan gruplara girer. Aynen öyle bir gruptuk adeta. Valla İzel olmasa zor atlatırdım sanırım. Birbirimize attığımız spot bilgi sms'leri resmen 3-4 soru yaptırdı sınavda. Hem de sadece okula yürürken bakmıştım. Düşün artık gerisini.
Neyseki İzel de Cansu da İltürk de Kağan da Yağmur da hepsi geçti =D O yüzden çok mutlu oldum. Kalanlar da oldu tabii ve ben çok üzüldüm =( ama yapacak bir şey yok sanırım. Umarım çok çok daha rahat bir yıl geçirirler. Allah kimseye şu lanet bütünleme stresini yaşatmasın yemin ederim. İçinde plaj şemsiyesi taşımak ile eşdeğer bir hissiyata sahip herhalde. O yüzden şimdiden dönem 2 arkadaşlara uyarılarım;

  1. SAKIN BÜTÜNLEMEYE KALMAYIN!
  2. Kalırsanız sakın telaşa kapılmayın. Sakin olun.
  3. Kesinlikle anatomi çalışmayın (final için değil bütünleme için söylüyorum dikkat!)
  4. Anatomi için harcayacağınız çabayı Histoloji-Fizyoloji-Embriyoloji ve bilimum küçük dersi yutmak için kullanın.
  5. Bizde bütünleme finalden kat ve kat kolaydı. Final ise geçen senekinden kat ve kat zordu. Çıkmış sorulara aldanmayın!
  6. Size moral verecek insanları yakınınızda tutun. Uzun süreli bir konuşma paketi alın. İhtiyacınız olur.
  7. Son belki de en önemlisi: 1. maddeyi UYGULAYIN!


Staj Staj Diye Nicesine Sarıldım...Benim Sadık Yarim Genel Cerrahidir


Şurada biraz da olsa bahsettim aslında. Bu yaz içimde kalmasın diye bir aylık stajımı 15 gün'e kısaltmak suretiyle genel cerrahide staj yaptım blog ve harikaydı! Eğer dönem 2-3 vs. iseniz cerrahi bir şeyler öğrenmek için ideal yerlerden kanımca. Özellikle yazın asistanların çoğu tatilde olduğundan ve servisler tamamen dolu olduğundan asistanların stajerlere resmen ihtiyacı var. Yani ben gidip de ne yapacağım demeyin zira gayet de işlere çok yardımcı olabiliyorsunuz. Hastayla iletişim,basit işlemlerin yapılması,hastane ortamı vs. çok ayrıntıya girmiyorum zira bir önceki yazımda bahsettim ama gerçekten güzel bir deneyimdi. Özellikle hastalar!
Emin olun birbirinden cins demeyeyim de farklı hastalar var blog. Kavga edenler,çok konuşanlar,hiç susmayanlar veya ağzını bıçak açmayanlar. Pimpirikler,yaşlı teyzeler,aksi amcalar...hepsi var anlayacağın. Hasta yakınlarından bahsetmiyorum bile. onlar ayrı bir yazı konusu olur zira.

Demek istediğim staja gidin...Özellikle cerrahi bir staja...Pişman olmazsınız ;)

EMSCon'12'yi de gerçekleştirdik!

Eveeet, bütünlemeyi sağ salim geçtiğimi öğrendikten sonra bendeniz boş durur muyum? hayır efendim durmam. Hemen stajın yanında bir işe daha el attım ya da attık desem çok daha doğru olur ve EMSCon'12 nam-ı diğer Avrupa Tıp Öğrencileri Kongresi'ne hazırlanmaya başladık. Sağ olsun Enise ve Barış başladı işlere de kongre hazırlıklarına başlamış olduk organizasyon ekibi olarak.

Kongre konumuz Radyoloji'ydi. Sene içinde yapılanlara ek olarak artık organizasyon işleri daha ağır basıyordu yapılması gerekenlerde ve biz hocalara gitmekle başladık işlere....Yavaş yavaş bilimsel programımız oluştu. Daha sonra sosyal program işleri için uğraşacaktım ki hobareyyyy ben tatile gittim =D
Tatilde olduğum için de sadece kayıtlarla ilgilenebildim;ancak o bile başlı başına bir iş valla sevgili blog. Küçümsememek lazımmış,anladım...
Sonuç olarak güzel bir kongre gerçekleştirdik sanırım. Yani katılımcılara sorduğumda çoğu memnun olduğunu söyledi. Umarım kibarlıktan öyle öylememişlerdir de gerçekten yararlı olmuştur. Şahsım adına konuşursam organizasyon komitesi olarak çok uğraştık, bir ton zorlukla karşılaştık. Hocalarımızın sunumları ise bence mükemmeldi ki sadece Emin Kansu 'nun bile kongremizde olması inanılmazdı! Zira kendisi İskender Sayek ile beraber ideal hekim profilimi oluşturmakta. Hayranıyım adamın!
Onun dışında alanında inanılmaz sayılan bir çok isim misal kongremize katılım göstererek geleceğin hekimlerine deyim yerindeyse ışıklarından bir parça verdiler. Katılım gösteren her hocama tek tek teşekkür etmek resmen az az ve çok az!

Dönem 3 Gelir, Hoş Gelir....

Çıh! Gelmedi tabisi de sevgili blog...EMSCon'12 derdine ilk 3 günü kaçırmış olsak da 3.sınıf derslerinin son iki gününe girdik. Girmez olaydık!
Hiçbir şey anlamıyorum blog. Amfi hınca hınç. Herkes bir heves derse gelmiş.Ortam boğucu ve uykuya davetiye çıkarıyor. Hocalar her hastalığı bildiğimizi düşünerek ders anlatıyor ve ben bitiyorum! Sağıma soluma bakıyorum neyse ki tek böyle durumda olan ben değilim! Herkes öyle! Kimsenin ne yazptığından haberi yok! Okuyoruz ama...nasıl sorusu akıllarda...Yar yine bana kırtasiye notları modu açmış bulunmaktayım anlayacağın sevgili blog...

Tatil Tatil Tatil....


Eneeee e ben tatilimi anlatmayı unuttum! Neyse ona da şurada azıcık yardırayım.

Efenim tatile bendeniz bu yaz Fethiye'deydim...Daha sonra da Bodrum'da...(vuuu beybi beybi)
Fethiye'ye ben direkt Ankara'dan geçtim. Gittim paşa paşa 10 saat yolumu vardım caaanım otelime. Bizimkiler de öğlen gibi geldiler İzmir'den ve tatilim başladı.
Tatil denirse tabi!


Ya blog afedersin de tüm yıl zihinsel olarak pelteye dönmüş benden ne beklersin sen? Şezlongta havuz başında yatıp kitap okumak di mi? Evet ben de aynen öyle düşünmüştüm ama gel gör ki annemler öyle düşünmedi. Gez gez bitmedi lanet olası Fethiye! Ölüdeniz,Saklıkent,Gizlikent,orman kampı! hayır tamam çok güzel yerler -bkz: fotoğraflar- şelaleler filan ama hacı ben yorgunum yaa yorgun! Dinlenmek istedim.Çok mu şey istedim!
Gittiğimiz orman kampında insanlar çadır kurmuş yazlıkçı olarak yaşıyorlardı. Arabayı park ettik. Eşyaları aldık yürüyoruz denize doğru. Çamlık,ormanlık,cırcır böcekleri vs....Nasıl güzel! Ve beni kahreden görüntü: Çocuk iki ağaç arasına kurmuş hamağı açmış Jean Christophe Grange okuyor! Hayatımda hiçbir şeyi bu kadar kıskanmamıştım ve kıskanmayacağım! Çocuk orda tatil yapıyor bense dilim dışarıda eşya taşıyorum sahile!

Neyse sonuç olarak İzmir'e döndüğümüzde dinlendim -sayılır-...



3.8.12

Staj...

Sonunda bütünleme sınavını da oldum blog.Artık ne gelirse bahtımıza. Sanki finalden daha insaflıydı sınav;ancak insan yine de emin olamıyor tabi. Bir yanım daima "Acaba?" diyor ki o yanımı dinlememek için elimden geleni yapıyor,pozitif düşünüyorum. Evrene pozitif iyonlar gibi pozitif düşünceler salmaya çalışıyorum.
Neyse gelelim bugünkü yazımızın konusuna: Genel cerrahi stajım!
Evet, yanlış duymadın blog. Genel cerrahide staja başladım. Şu lanet olsı bütünlemeye kalmasaydım bir ay yapacaktım;ama şimdi 15 gün yapacağım. Sonra da tatil....Neyse hadi başlayalım.
Sabah bendenize söylenen saatte gittim efendim hastaneye. Çıktım bölüm 63'e. 3. kat. Geldim masaya bekliyorum. Hemşireler sabah rutin taramalarını yapmakla meşguller tabiri caize beni takmadılar bile. En son gittim dedim bugün başlayacağım filan diye otur bekle dediler. Başladım beklemeye fakat feci halde danışma modundayım. Gelen geçen bana bir şey soruyor. Hayır, bilsem! Seve seve söylerim de bilmiyorum ki. "Iıı hemşire ablalar gelir şimdi ona sorun isterseniz. Ben stajerim kem küm." şeklinde geveledim durdum.
Sonra asistan abi geldi yanında diğer stajer arkadaş ve intern arkadaşla beraber. Akşamdan nöbetçi abiden raporları aldıktan sonra işlere giriştik.

Mission 1: Kan alma!

Kan alınması gereken hastalar vardı. Birkaçına intern, birkaçına da diğer stajer arkadaşla biz gittik. Kız işte bana anlatıyor böyle filan ben bildiğin dönem 4 filan herhalde sandım. Kız demesin mi ben dönem 1'im....Nasıl yıkıldım! Sonradan mantıklı buldum tabi kız 1 aydır stajda. O bilmeyecek de kim bilecek ama dönem 1 olduğu da anlaşılmıyor be arkadaş. Neyse izledim ben kızı alırken. Kolay bir şey de asıl trick damarı bulmak.
Neyse ilk kanımı alıyorum. Eldiveni turnike niyetine bağladım hastaya. Damarı buldum (hey maşallah!) Tak! Girdim damara az biraz kan çektim. Turnikeyi çıkarayım derken hop bendeniz mis gibi damardan çık! Yeniden bulayım derken iğnede kan pıhtılaş! Anlayacağınız fiyasko moddaydım ilk kan alışımda. Moral sıfır oldu. Kız da olur böyle ilklerde filan moral vermeye çalışıyor. Ben iyice depresyona girdim.!
Ama neyseki diğerlerinde aynı hatayı yapmadım. Çıkarmadım turnikeyi. Sülük gibi aldım kanlarını hiç acıtmadan =D

Mission 2: Pansuman!

Staj yaptığım yer genel cerrahi olunca e bir hayli pansuman işi çıkıyor tabi sevgili blog. Zira hastalara ameliyat sonrası "dren" dediğimiz karın içindeki sıvıyı boşaltan bir hortum taktığımız için bu drenin efenşme söyleyeyim dikiş yerlerinin her gün pansumanın yapılması gerekli ki malumunuz en sık komplikasyonlardan olan enfeksiyon komplikasyonun önüne geçilsin.
Pek zor değil aslında;ancak dikkat etmen gereken birkaç küçük nokta da yok değil. Eğer bunlara dikkat etmez isen bayağı bir başın ağrır sevgili blog.
Küçük önemli noktalar dışında en büyük sorun benim için aslında baticone. Bildiğin tentürdiyot yani. Maddenin kedisi sorun değil de lekesi sorun be blog. Önlüğüme bulaşıyor,hastala da kan sanıp bayağı bir iğreniyorlar haliyle...Hele ki geçen inguinal herni (kasık fıtığı) ameliyatı olmuş bir hasta geldi. Adam tam bir pimpirik. 5 dk.da 40 soru soruyor. Hayır açıklayabilsem seve seve; yanlış bir şey söylerim hastaya zarar gelir diye paso "Doktorumuza soralım." filan diye geçiştiriyorum. Neyse adam tutturdu pansuman odası pis diye. Hoppalaaaa....Dedik ne alaka beyefendi oranın örtüleri filan disposable yani tek kullanımlık. Diyor ki valla ben yerdem kan idrar gördüm. Hijyenik değil. Halbuki bilse onlar baticone lekeleri ve büyük ihtimal o lekeler odanın geri kalanından daha temiz....


Mission 3: Sonda çekme.

Sonunda iyi hekimllik uıygulamalarının yararını gördüm blog. Hastaların sonralarını çekerken (ki çok basit bir işlem) adımları tek tek tek uyguladım;ancak hastanede sndaya ne kadar serum fizyolojik basıldığının yazılmadığını gördüm ve üzüldüm. Zira yazılmalı ki istenmeyen kazalar olmasın. Durduk yere üretrayı (dış idrar yolu) parçalamayalım di mi!?


Mission 4: Ameliyat!

Bir hafta boyunca böyle takıldıktan sonra arkadaşımla cesareti toplayıp başasistana sorduk(sanki adam bizi yiyecek!) "Abi ameliyata girebilir miyiz?"
Yarın gelin girin cevabıyla biz tabi mutluluktan arşlardayız. Bir splenektomi(dalak çıkarılması) ve bir de açık kolesistektomi(safra kesesi çıkarılması) ameliyatlarına girdik. Hastanın aksesuar dalağı vardı yani doğuştan fazladan küçük bir dalak. Asistan abi onu da bana aldırdı =D
Kolesistektomide ise başta ameliyat laparoskopik başladı. Yani kamerayla hasta hiç açılmadan halledilecekti ameliyat;ancak hastanın safar kesesinde masa tenisi topu büyüklüğünde iki adet taşı -ki gerçekten öylelerdi!- olduğundan açık ameliyata geçtik. Taşlar ne mi oldu? Hasta yakınına verdik köye götürecekmiş.


Dün ise 3 farklı ameliyata girdik ve bir tanesi Whipple diye tabir ettiğimiz pankreatikodudenoktemi yani pankreas ve on iki parmak bağırsağının çıkarılması. Yaklaşık 5 saatlik bir ameliyattı. Tümör böbreğe de sıçradığı için hastanın böbreği de çıkarılmak zorunda kalındı. Çok yorulduğumuz için ameliyat sonuna kadar kalamadık;ama ben tümörü görmek için hocayla anlaştım ve kendisine sarma yapma sözü verdim. Dün gece yabancı öğrencilerle gittiğimiz clubtan gece 2de dönünce haliyle sarma da gece 4 gibi hazırdı. Dün gece 5te uyudum blog ve 9da kalktım. Gözlerim resmen acıyor uykusuzluktan. Zaten yazıyı da öğlen arasında yazıyorum okul bilgisayar laboratuvarında.....Uyusam mı acaba?

NOT: BÜTÜNLEMEYİ GEÇTİM BLOG!!! ARTIK 3. SINIFIM!!! TEY TEY TEY =D

7.7.12

Vurgun....

Selam blog,
Bayağı oldu yazmayalı sana farkındayım. En son YOKS'u yazmışım. 94 aldım ondan blogcum ancak kötü haberi tez vereyim de rahatlayayım.Yetmedi. O kadar iyi geçen YOKS'a, pratiklere,ihu notlarına, STY notlarına rağmen. O hayvan gibi çalışmaya rağmen bütünlemeye kaldım. Lanet olası finalden 38 aldım ve bütünlemeye kaldım! Lanet olası notum 58'de kaldı ve ben bütünlemeye kaldım...
Çok moralim bozuk blog. O kadar çalış,didin. Sonuç koccaman bir HİÇ! Resmen aldatılmış hissediyorum kendimi. Sabahlardan gecelere kadar çalışmalar...Hepsi boşunaymış. "Az mı çalıştım acaba?" Evet, paso bu soruyu soruyorum kendime. Az çalıştım demekki ki büt.e kaldım.
Off blog. İzmir'e geldim. Burada çalışıyorum bütünlemeye ama final gazı gibi olmuyor zira takatim kalmadı artık. Zaten belli bir koşullanma var büt.e kalanı bırakıyorlar diye. Tüm çevrem sen yaparsın modda ama ben o modda değilim onu n'apıcaz?
Hem ben kalmak istemiyorum yaa! O lanet olsaı dönem 2'yi tekrarlamak, arkadaşlarımdan ayrılmak istemiyorum. Lanet olsun yazıyı bile doğru düzgün istediğim gibi yazamıyorum. Off blog offf ='(

19.6.12

YOKS YOKS Diye Nicesine Sarıldım....

Yeni bir yazıyla karşındayım blog. Ağır bir komite sürecinden çıkıp apağız,acayip ağır, of aman çok ağır bir final sürecine girdim. Öyle ki dışarıda şu yazıyı yazmak için zaman harcadığıma kızıp "Git ders çalış!" diye çemkirecek arkadaşlarım var. Umarım blogumu takip etmiyorlardır...

Dün YOKS'umuzu olduk. Meali: Yapılandırılmış Objektif Klinik Sınav ya da bugünkü intörnün beni aşağılamasını da işin içine katarsak ki kendisi "Iyyy YOKS mu diyosanasss siiiizzz!?" şeklinde bu ezmeyi gerçekleştirdi, OSCE(Objective Structured Clinical Examination) yani YOKS'un İngilizcesi...

Neyse bu kadar dil bilgisinden sonra gelelim sınav içeriğine..

Dünkü sınavımız 5 istasyondan oluşmaktaydı. Farklı 5 istasyonda farklı 5 beceriyi sergilememiz gerekiyordu tam puan alabilmemiz için. Şöyle ki bunlar; Hasta görüşmesi, makale arama,el yıkama ve steril eldiven giyme, solunum muayenesi, foley kateter takma.

Şimdi el yıkama ve steril eldivnen giyme zaten geçen seneden bildiğimiz olaylar. Aynı şekilde hasta görüşmesi ve makale arama da artık deyim yerindeyse piri olduğumuz alanlar. O yüzden zorlanmadık(m) haliyle ancak diğerleri....ah o diğerleri...

Aslında olay şu: Biz bu sene nazogastrik sonda takma, foley kateter takma, damar yolu açma, EKG çekme ve az da olsa yorumlama öğrendik. Kalp ve solunum muayenesini öğrenmemiz gerekirken ÖĞRENMEDİK! Ve Hacettepe'nin zalım -bkz: zalim değil bildiğin 'zalım'- Tıp Eğitimi ve Bilişimi Anabilimdalı nam-ı diğer TEBAD bize sınavda bunlar dışında hepsini sordu! Sene içinde öğrendiklerimizden sadece foley kateteri sorması her ne kadar arkadaşlarımızca "Oh Allahtan damar yolu açmayı sormadılar." şeklinde bendenizce gayet yüzeysel bulunan bir şekilde geçiştirilse de ben o damar yolu açmanın da sorulmasından yanaydım! Ve tabii ki diğer öğrendiklerimizin de...

Solunum ve kalp muayenesinde sadece eğitim filmini izlememiz -ki film gerçek insan üzerinde;ancak bizden maket üzerinde yapmamızı istiyorlar.- ve pratik yaptırmamaları bir de bunun üzerine çatır çatır YOKS'ta sormaları yakışmadı sevgili TEBAD'a. Foley kateter filminin eski olması, pratikte herkesin aynı koşullarda çalışamaması ve daha nicesi...Gerçi bunun biletini TEBAD'a kesmek de ne derece doğru şüpheliyim. 500 küsur öğrencinin her birine ayrı ayrı malzemeleri tedarik etmek zor sonuçta. Bu noktada YÖK kontenjanları çatır çatır arttırdığına göre bir zahmet de ona göre harcamalar yapılsın isteniyor ama yüce devletimiz(!) kaliteli hekim yetiştirmek konusunda ne yazık ki Hacettepe kadar duyarlı değil....

Velhasılkelam bendeniz foley ve solunum muayenesini batırdım! Ve bunu bu YOKS'tan gelecek puana ölümüne ihtiyacım olduğu halde yaptım...Hasta görüşmemde en son hastama özet yapmayı unutmam ise günün spesiyalitesini oluşturdu benim için....Kendime koccaman bir TEBRİK koydum!!

Foleyde acele ettiren"Hadi hadi"leri..."Şırınga çekili" demesine rağmen benim şırıngayı çekmemem için "Aslında puan vermemem lazım ama hadi bakalım." şeklindeki cömertliği, arkadaşımın sterilitemin içine etmesine "çıh çıh"ları, dk. başı durdurup soru sormalarıyla bir intörn abla vardı ki dillere destan.
 Benden sonraki asiste ettiğim arkadaşımın ise "Ama siz böyle hadi hadi olmaz ki ben acele ediyorum. Yanlış yapıyorum. Bir durun ya!" şeklindeki çıkışı ise benden tam not aldı. Umarım intörn abla da bize tam not vermiştir...


Solunumda ise hastaya bilgi ver deyip beni makete konuşturan, diayfram matitesini inspiryumda aldığım halde "Bi de inspiryumda al bakalım" şeklinde beni uyaran, kağıdı içinde FBI bilgisi saklıymışçasına saklayan ve aldığım notu görmemi engelleyen asistan abi ise ayrı bir konu.


Bak şimdi aklıma geldi eldiven kağıdını çöpe atmayı son anda hatılamamla asistan ablanın "hmm aferin" şeklinde kafa sallaması " Kaptın notu köftehor." şeklinde miydi yoksa "Geçti aslanım, başta unutmayacaktın." mıydı?


Ooof of! Pikolojim çok bozuk blog. Tek tesellim cuma günü annemin geliyor oluşu....

31.5.12

Kürtaj ve Sezaryen...Bi Ben Kaldım Yazmayan!

Yazmayayım yazmayayım dedim ama dayanamadım blog. Çileden çıkarmaktalar adamı. Günlerdir gerek Twitter olsun gerek Blogger olsun gerekse Facebook olsun ortalık yıkılıyor "kürtaj-sezaryen" diye. Konuşanlara bakıyorsunuz: Siyasetçiler,gazeteciler ve belki de en önemlisi erkekler! Şimdi biliyorum direkt "E sen nesin cerraam!" şeklinde bir cümle geçti aklınızdan. Burada bahsettiğim erkekler ne yazık ki "kadını umursamayan" "kadın bedeninden bihaber" , "hamileliği 'Aşerdi, yattı paso!' " şeklinde gören ne idüğü belirsiz yaratıklar!

"Kürtaj cinayettir, sezaryen kötüdür" diye net ve bilimsellikten tamamen uzak olduğu halde "Bilimsel konuşuyoruz biz yahu!" şeklinde açıklama yapanlar...Çıldırmamak işten değil!

"Küretaj" kelime anlamıyla "kazımak" demektir aslen ve kadın rahminden örnek almak için kullanıldığı gibi tabii ki de istenmeyen gebelikleri sonlandırmada da kullanılabilmekte öyle ki halk arasında küretaj "hamileliği bitirmek" şeklinde yerleşmiş durumda.

Peki bu durumda ben ne düşünüyorum bir hekim adayı olarak? Kürtaj "cinayet (!!!)" mi gerçekten? Üstelik ülkemizdeki yasal sınır 10 hafta  iken ve diğer ülkelerde bu süre 22 haftalara çıkarken! Bu yasal sınırın 4 haftaya çekilmesinin istenmesi ise ayrı bir komik!!Zaten kadın hamileliğini 3. hafta dolaylarında anlayabilecek duruma geliyor!

Biz erkekler kesinlikle bir kadını anlayamayız, emin olun. Her ne kadar "Sizi anlıyorum." desem bile bir hamileliğin getirdiği değişikliği deyim yerindeyse "travma"yı anlayamıyorum. Hele ki bu çocuk evlilik dışı bir ilişkidense! Sosyal baskıyı düşünemiyorum bile!! Hayır ne olmuş yani? Evlilik dışı ilişki veya çocuk Dünya'da bu kadar normal kabul edilirken neden bizde "ölümcül günah". Evet, çoğunluğu Müslüman bir ülkeyiz ama herkesin aynı derecede inançlı olması mümkün mü? Olmalı mı böyle bir şey?

Bir kadın için nasıl bir yük istenmeyen bir gebelik düşünebiliyor musunuz? Şahsen ben düşünemiyorum. Ve ne yazık ki "her şey kader,kısmet" de değil yani kusura bakmayın!

Çıkıp "3 çocuk 3...Yetmez 5 olsun!" demek kolay oturduğun yerden milyarlar kazanarak! Peki asgari maaşlı, evi kira olan bir baba bakabilir mi o 3 çocuğa!Her gün eve yorgun argın geldiğinde ilgilenebilir mi evlatlarıyla! Çocuklarının ihtiyaçlarını "layığıyla" karşılayabilir mi!! HAYIR ARKADAŞIM! BU, BU KADAR NET! "Allah rızkını verir." muhabbetine girmeyin hiç! Yok öyle bir şey! Ne ocaklar sönüyor sırf bu yüzden. Ya intihar ya cinnetle bitiyor sonu....

"Devlet bakar." deniyor. Bakmıyor. İki kilo pirinç,üç torba kömürle olmuyor! O çocuklar sağlıklı yetişmiyor,yetişemiyor!

Tecavüz,ensest...Var bunlar arkadaşım. Sen yok desen de var. Bunları n'apalım? "Tecavüzcüsünün çocuğunu doğursun,devlet gerekirse bakar." Affedersin ama "Nah bakar!" Gidin çocuk esirgeme kurumlarının halini görün. Günlük gülistanlık (!) di mi! Tecavüzcüsünün çocuğunu doğuran kadın sağlıklı olabilir mi ondan sonra? Peki ya çocuk? Bunları garanti edebilir misin? Edemezsin ne yazık ki? Öte yandan çocuk öğrenmez mi durumunu? Hadi öğrenmedi diyelim psikolojisi normal olur mu aile ortamı olmadan?

Peki ya engelliler? Ya da şöyle düzeltiyim anne karnında prenatal tanı alarak sonlandırılabilecek gebelikler? Herkes bir "Down Sendromu" tutturmuş gidiyor. "Onların da yaşama hakları var." diye. Evet var! Ama emin olun Down sendromu görüp görebileceğiniz belki de en iyimser hastalıklardan. Bir gözetim altında yaşayabilirler. Hatta para bile kazanabilirler! Down Cafe. Ankara'da. Harika! Ama ya diğerleri? Duchenne distrofili bir hasta? Ya da sistik fibrosis'li? Ya da fenilketonurili? Bunlar öyle hastalıklar ki blog ne yazık ki insana "Keşke doğmasaydım." dedirtiyor ne yazık ki. 12 yaşına gelmiş çocuğunun öleceğini bile bile büyütmek sence nasıl olurdu? O öldükten sonra geri kalan hayatının acı içinde geçmesi ki evlat kaybı bir anne-baba için en müthiş travmalardan biriyken...

Sezaryen...Kötü?...Sayın Başbakanımızın tıp diplomasının üniversitesini cidden merak ettim.Kendisi kadın doğum stajı yapmış mı? Konunun uzmanı mı? Hiç sezaryen ameliyatı izlemiş mi? Sanmıyorum...Sezaryenin endikasyon dışı yani gerekmediği halde kullanımına şahsen ben de karıyım ama hekimin her yaptığı tetkikten para kazandığı ortamı "siz" yaratmadınız mı? "Performans sistemi"ni burnumuza dayayıp, bir güzel yalanlarla süsleyip sonra da Dünya Sağlık Örgütü'ne "aman ne muhteşem şeyler yaptık biz" diye sunmadınız mı! Sezaryen kötü filan değil! 3 çocuk gayenize uymuyor diye tıbbi uygulamaları karalamayın bir zahmet

Hadi kürtaj yasaklandı, millet bir "oh!" çekti diyelim. Ee? nooldu? Kürtaj bitecek mi? Tabii ki de hayır! Merdiven altında aldırmak isteyenlerden dolayı daha çok kadın ölecek sağlıksız koşullarda!

Bunun çaresi kürtajı yasaklamak falan değil. İnsanlara adam gibi doğum kontrol yöntemlerini öğretmek! Hala takvim yöntemini geri çekmeyle kombine eden vatandaş halihazırda 4 çocuğa sahipken kürtaj yaptırmasın da naapsın! Adam gibi kondom kullanmayı, rahim içi araç taktırmayı yaygınlaştır. "Modern" doğum kontrol tekniklerine ulamı ücretsiz veya minimum ücretli hale getir,halka öğret. Bak bakalım kürtaj oluyor mu!

Gerçi milletten "3 çocuk" isteyen bir başbakana bir önceki paragrafı söylemek de komik oldu ha ne dersin blog?


Not: Doğum Kontrol Yöntemleri ve Kürtaj hakkında ayrıntılı bilgi için TIKLA

26.5.12

İyi Şanslar...

Sen takılmamak nedir bilir misin blog? Bana takılmamanın resmini çizebilir misin? Ben yapabilirim blog. Ne yazık ki yapabilirim biliyor musun? Hem de çok kolay...Kırıcı da aynı zamanda...

Hayatımın en önemli kararımı vermiştim. ÖSS handigabımın ardından bir sonraki sene hem de tamamen farklı bir sistemle sırf hayatımda en çok istediğim şey yani hekim olmak için sınava girmek...O sene belki matematik yazabilirdim, kıytırık bir mühendislik yazabilirdim veya biyoloji...Okurdum da;ama mutlu olabilir miydim? Orası hep soru işareti benim için.

Doğal olarak psikolojim berbat yazıldım dershaneye. Tüm arkadaşlarım üniversite hayatlarına başlamışken ben hala liseli liseli dershaneye gidip gelecektim o yıl. Depresyonumsu bir şey var mıydı üstümde? İnanın hatırlamıyorum. Sınav sonucumla 2. sınıftan başladım dershanede ki kazık çaktım oraya. Bir daha ne sınıf  indim ne de çıktım.

En ön sırada , tek başıma oturur, hocayı dinler, uslu uslu testimi çözerdim. Arkamda da o otururdu ortak arkadaşımız Ayşegül'le beraber. İlk gün sınıfın 22 kişisinden yaklaşık bir 17'si tıp istediği için orada olduğunu öğrendiğimde eminim o da içinden bir "Lanet olsun!" geçirmiştir benim geçirdiğim gibi. Zira o da aynen benim gibiydi. Hayattaki tek emeli tıp okuyup insanlara yardım eden idealist bir hekim olmaktı, aynı babası gibi.
Sonra aynı okuldan mezun olduğumuzu öğrendik ve her aynı okuldan mezun iki insan gibi hoca çekiştirmeleri başladı. Dersler,sorular,öğlen yemekleri derken arkadaş olduk. O, Ayşegül ve ben. Tüm yıl üçümüz beraber takıldık.

"Takıldık" çok yüzeysel göründü şimdi gözüme. Çünkü takılmak değil bildiğin dost olduk. Hayallerimizi paylaştık. Arkadaşlarımızı paylaştık. Sevinçlerimizi paylaştık ve üzüntülerimizi...Hayvan gibi çalıştık o lanet sınava! O benim sorularımı çözdü, ben onun sorularını çözdüm. Ben ona bir şey öğrettim o bana iki şey öğretti. Böyle böyle YGS geldi...

İyi bir sonuç aldım...Beklediğimden iyi...Ama o...Onun istediği gibi değildi sonucu. Hiç değildi. Ama kurtarabilirdi. Yapabilirdi, potansiyeli vardı. Hep destekledim, pes etmesini istemedim. Nitekim etmedi de. Beraber LYS için çalıştık. Ama ne yazık ki deneme sınavlarında tozu dumana katan kız niyeyse sınavda yapamamıştı...yapamadı...LYS'de de...

Bense tıppa yetecek puanı almıştım;ancak sevinemedim. Onun -belki de hekim olmayı en çok hakkettiğine inandığım insanın- kazanamamasına duyduğum üzüntü sevincimi gölgelemişti.

Ancak o pes etmedi. Tıp okumalıydı kesinlikle. Yapmalıydı bunu. Ve Macaristan'a gitti.Tıp okumaya....
İlk yıl ikimiz için de zordu. En çok onun için ama...İngilizceyi zar zor konuşan hocalardan İngilizce ders dinlemek, koca koca textbooklardan çalışmak konuları. Derya deniz konular...Elimden geleni yaptım. Slaytlarımı gönderdim. Siteler buldum,linkler attım. Hepsi daha rahat okusun diye. Oradaki arkadaşları da berbattı. Psikolojisi bozuktu. Ya da bana öyle geliyordu,bilmiyorum. Ama yine de mutluydu sanırım. Hayalini yaşıyordu. Bense -çok tuhaf ama- yıllar önce okul duvarına yazdığım okuldaydım. Hacettepe'de. Yani ikimiz de hayallerimizi yaşıyorduk.

Sonra skype görüşmelerimiz azaldı. Facebook sohbetlerimiz de. Duvar paylaşımlarımız da. En son kasımda falan konuştum. Sesini unuttum sanırım. Aynı onun beni unuttuğu gibi....

Ne zaman ona ulaşmaya çalışsam ders çalışıyordu. Sürekli...Ben de tıp okuyorum. Belki de bu yılım ondan daha zor. Ve kritik....Yazın burada olacak;ama ne yazık ki ben olamayacağım. yani görüşemeyeceğiz. Bilmiyorum belki abartıyorum ama artık istenmediğimi düşünmeye başladım....

Ne yazık ki çok doğru söylemiş atalarımız...Gözden ırak,gönülden de ırak...Ne diyeyim ona, iyi şanslar...


8.5.12

Kafa Boşaltmaca Vol. 8

Merhaba blog. Gördüğün gibi bir "Kafa Boşaltmaca" ile daha karşındayım. Off, yazılarımın arası çok açıldığından arada sürekli farklı şeyler birikiyor sonra böyle kompakt bir şekilde bir yazıya sıkıştırmak zorunda kalıyorum. Acilen düzenli yazıya dönmeliyim sanırım ne dersin?
Neyse biz işimize bakalım....

TurkMSIC Genel Kurulu


Şurada da belirttiğim üzere TurkMSIC genel kuruluna katılım gösterdim blog. Bu sene genel kurul İstanbul'daydı Yeditepe Üniversitesi'nde. Çok güzel bir organizasyondu. Oturumlarda, aralarda, gala gecesinde, Sortie'deki partide ne kadar eğlendiğimi kelimeler anlatamaz,orada olup benimle eğlenenler bilirler blogcuğum o derece. Gala gecesi Titanic Otel'de yapıldı. Sınırsız alkol vardı fekat bendeniz tıp öğrencisi olmanın getirdiği bilinçle (!) az içtim sayılır. Ya da daha doğrusu dans etmekten içmeye vakit bulamadım desem daha doğru sanki. Canlı müzik 90'lardan girince bendenizi kimse tutamadı haliyle. Hele bi de kafa arkadaşlarım SCORAngels da parti de olunca e yıkıldık haliyle =D

Sortie'deki müziğin berbatlığı ise tarafımdan genel kurula çalınmış bir kara leke adıyla anılmakta ki bunu da dipnot olarak belirteyim.


Evlendi Ya =(


Genel kuruldan kopup geldim. 1 hafta Ankara'da kaldım kalmadım ki hoop 1 mayıs'ı Tıpta İnsan Bilimleri kongremizi cartı curtu satıp 9 gün İzmir'e gittim blog ablamı evlendirmeye! Evlendirme derken nikah. Düğünümüz seneye yaza inşallah. Kendisi şu an Sivas'ın bir köyünde öğretmen olarak çalışıyor. Gelecek sene İzmir'e tayin olabilmesi için evlenmesi gerekiyordu ki onu da gerçekleştirdi. Umarım bir ömür boyu mutlu olur, canım ablam benim =D


TEÇÖB


TEÇÖB yani Tıp Eğitiminde Sorunlar Öğrenci Buluşması...Haftalar önce gerçekleştirdiğimiz ve bildirisini yayınladığımız  buluşmanın yarın öğretim üyelerine sunumu var blog. Umarım bir terslik olmaz. Bana kalırsa çok güzel bir iş yaptık; ama işin güzelliğini açığa çıkaracak olan öğretim üyeleri sonuçta Bulduğumuz çözüm önerilerine kulak asmadıktan sonra çalışmanın pek bir önemi kalmaz bir yerde. Umarız yarın katılım iyi olur da amacımızı bir nebze olsun gerçekleştirebilir. Haa, naapmış bunlar dersen bildirimiz için şuraya tıklayabilirsin.

Komite Gelir Hoş.....Ne Hoş Gelir'i gelmez olasıca!!


Komitemiz yaklaştı yine blog. 2 haftamız kaldı ve ben daha bırak kapak açmayı konuları bile bilmiyorum! Derslere de giremedim pek. Ve bu komiteden yüksek de almam gerekiyor yoksa bildiğin senem tehlikeye girecek! Offf of! Oturup adamakıllı çalışmanın vakti geldi! Ne güzel bi sene kaybettim diye YGS-LYS zamanı hırs yapmıştım. Yemin ederim arar oldum o hallerimi! Milletin hırsının % 0.001'i bende olaydı ne iyi olurdu blog =(

Geliyormuş!


İkinci paragrafta bağlantısını verdiğim yazımda bahsettiğim Macaristan'da tıp okuyan ve beni zerre takmayan arkadaşım 3 hafta sonra Türkiye'ye geliyormuş! İyi hoş gelsin de ben Ankara'dayım! Teeee Temmuz'a kadar hem de! Ben İzmir'e gittiğimde ise kendisi İzmir'de olmayacak. Görüşemeyeceğiz haliyle. Üzülüşlerdeyim....






16.4.12

Kafa Boşaltmaca vol.7

Bir "Kafa Boşaltmaca" ile daha karşındayım blog. Yine doldu tabii caaanım saksı. Haliyle boşaltmak gerekiyor azcık. Hadi başlayalım.

Vurgun vurgun üstüne...

Evet blog, bu komiteden de vurgun yemiş bulunuyorum. "Ah yine bana haram geceler" modu açtım ne yazık ki =( Zira 70 ve üzeri bir not almam gereken komiteden - Gastrointestinal Sistem - bendeniz 57 almış bulunmaktayım ki kendisi en iyi geçen anatomi sınavıma sahipti.
Ancak bu sefer vurgun hiç beklemediğim - tamam, yalan söylemeyeyim azcık da olsa beklediğim - fizyolojiden geldi!
İki adet hocamız var ki acımadan "Yahu yazık çocuklara, dur çok zor sormayayım sevinsin garibanlar" demeden ölümüne sınavı soktular! Diğer üçüncü hocamız ise - ki kendisi allahım allahım dünya tatlısı bir insan!- gayet makul ne zor ne kolay, bilgiyi ölçen sorular sordu.
Histoloji zaten komite boyunca çok iyi bir hoca olan, slaytları textbook tadında bir hocanın elindeydi ve kendisi gayet makul sorular sordu.
Anatomiyse - beni şaşırtarak - yapılabilecek sorularla doluydu...
Ah fizyoloji ah!
Neyse artık önümüzdeki komite endokrin ve ürogenital. Umarım bunda hayallerim suya düşmez...Yoksa...Yoksasını düşünmek istemiyorum...

X'elim Change'elim...

Vee sonunda SCORA X-Change çalışmalarıma başlamış bulunuyorum. Ne yazık ki hayvan gibi geç kalmış olarak...
Şimdi öncelikle "Ne ki bu?" diyen cümlelerinize bir yanıt vereyim.
Efendim SCORA X-Change bendenizin çalıştığı bir öğrenci topluluğunun -TurkMSIC (Türk Tıp Öğrencileri Uluslararası Birliği ) -
bir projesi.
Olay şu ki çalıştığım üreme sağlığı ve HIV/AIDS alt kolu bünyesinde insanlar değişim yaparak gittikleri ülkede üreme sağlığı ve HIV/AIDS ile ilgili konularda "Hacı bu ülkede işler nasıl yae?" gibi sorulara cevap arıyorlar.Yani o ülkedeki durumu öğreniyorlar vs.
Bu seneki tema Hacettepe için "Çocuk İstismarı" ve ben daha yeni prgram oluşturmaya başladım.
Teek teek tek anabilimdallarını gezip hoca bulmam gerek ve ne yazık ki hiçbir STK'dan geri dönüş alamadım. Üniversite bazlı bir program olacak yani =(
Tıp Tarihi ve Etik anabilimdalı tamam. Şimdi sırada psikiyatri,acil,halk sağlığı anabilimdalları var. Umarım doğru düzgün bi program hazırlarım.
Bana bi program lazım...O da bu hafta lazım...Poffff =(

Takılmayışlardayım!!!

Evet blogcuğum doğru duydun,takılmayışlardayım. Macaristan'daki arkadaşımdan aylardır direkt haber alamıyorum ki kendisi Facebook'tan Twitter'dan çıkmıyor. Ne mesajlarıma yanıt, ne yorumlarıma yanıt, ne paylaşımlarıma tepki! Bildiğin takmıyor beni ve üzülüşlerdeyim...
Kendisi sürekli ders çalıştığından bahsediyor ama görünen köy de kılavuz istemiyor...
Artı ben de sürekli der çalışıyorum!

Sinirimden bahsetmiyorum bile...



İstanbul Constantinopolis İstanbul

Haftaya İstanbul'dayım blog! Yani bu haftasonu. TurkMSIC'ın Nisan Genel Kurulu bu sene İstanbul'da Yeditepe Üniversitesinde gerçekleşiyor. Geçen GK Ekimdeydi ve Kocaeli'ndeydi. Çok eğlenmiştik. Bakalım bu seferki nasıl olacak?

27.3.12

Pis Ev Arkadaşlarım!!!

Çok sinirliyim blog! Ne hikmetse sana denk geliyor bu sinir sürekli sana kusuyorum ama affet pek bi insanım yok içimi rahatça dökebilecek - var da zamanları yok pek-
Bu seferki sinirimin nedeni ev blog. Ya da ev arkadaşlarım mı demeliyim! Evet,evet ev arkadaşlarım çok daha iyi çünkü çok daha münasip.Zira heyheylerimi tepeme çıkartanlar kendileri.
Evi b*k götürüyor! Bildiğin pislik içindeyiz ya! Her yer toz! Bulaşıklar dağ! Yemin ediyorum mikrobiyoloji anabilim dalının 300 senelik mantar stoğu bizim bir bulaşık ve buzdolabı temizliğimizden çıkar ki yine yemin ediyorum yeni türler keşfedilir de Türkiye Nobel'e oynar!
Olay şu:
Geçen haftasonu teee Moğolistan'dan arkadaşım geldi ziyarete. Ankara'yı görmek istiyormuş kendisi. Trinidad and Tobago'lu olan zat-ı muhterem Ankara'yı çok merak etmiş vs. E ben de kız o kadar geliyor.Ayıp olmasın diye evi temizledim. Bir öğleden sonramı ona ayırdım. Salon,banyo-tuvalet- mutfak...Cillop oldu yemin ederim. Haftasonu arkadaşım geldi. Kahvaltı filan yaptık haliyle. Dedik şımaralım azcık. Şımardık filan. Dedim ki bizimkilere toplayıverin az bişey var zaten. Biz de gittik eski meclisi ziyarete.
Akşam geldik biri odasında South Park izliyor -kahrolasıca South Park!- diğeri desen House mu izliyo futbol mu oynuyo öyle bişi! Embesillere toplamadınız mı diyorum "Ders çalıştık." demiyorlar mı! Allaaaaah! Çıldırmak işten değil!
Hayır hep ben temizliyorum bulaşığı filan sıkıldım artık! Tuvalet kağıtlarını bir kullanışları var umumi tuvalaetler daha temiz! Bi de ben temizim ayağına geçiniyor birisi iyice al satırı "la havle" diye giriş!
Hayır istediğim tek şey biten rulonun kartonunu çöpe at yenisini tak demirine! Yok! Yeni rulo yarı açık yarı ıslak öyle çamaşır makinesinin üzerinde!
Bi de dışarıdan söyledikleri var! Her taraf kebap,Burger King kokuyor! Hayır ağzını bağlayıp dışarı koymak çok mu zor! Git kendin at da demiyorum.Kapıya koyuyorsun kapıcı gelip alıyor yani.Olay bu! Ama yok!
Biri haftasonu elektrik süpürgesi tutmuş. Tam bulaşıklara girişecekken görmüşler ki lavaboda yemek artıkları! Vay efendim iğrençmiş de bulaşık yıkama istekleri kaçmış da! Pirinç lan o! Dün yedin onu embesil! Alıp çöpe atçan! Bahane arıyorum demiyor da mırın kırın ediyor!
Ben de bıraktım artık blog. Notlarım zaten yerlerde hiç çekemem valla. Kapatıp kapımı odamda kalıcam. Hem okulda da yemek artık 1 lira. okulda yicem isterlerse tüberküloz olsunlar umrumda değil. Zaten biri mal ikide bir midesini bozmaktan başka bişi yapmıyor. O kadar bakterinin yaşadığı ortamda doğal tabi.
Ne halleri varsa görsünler valla. Saygısızlığa tahammül de bir yere kadar!

Not: Bu yazıyı yazarken toz Türk kahvesi denedim. Nescafe gibi yapıyorsun sıcak suyla. "Dedim dandik bişi olur bu imamın abdest suyu gibi." Ama gayet başarılı. Bildiğin köpüklü damla sakızlı filan. Beğendim.

18.3.12

Nur Topu Gibi Bir İftiram Oldu!

Çok sinirliyim blog. Hayır, nasıl da duymayacağımı düşündüler? Hadi duydum diyelim benden nasıl bir reaksiyon bekliyorlar? Hadi reaksiyonu aldılar diyelim kırtasiyeci abinin buna inacağına nasıl inandılar?

NEYİN KAFASINI YAŞIYORLAR BUNLAR BLOG!!!??

Bugün öğlen suları itibariyle ilk iftiramı almış bulunuyorum sevgili blog. Vatan millete hayırlı olsun!

Olay şu:
Hacettepe'de iki adet kırtasiye öğrenci notu çıkarmak suretiyle tıp eğitimine gerekli katkıyı yapmakta, yer yer de öğrencilerden dualarını almaktadır; ancak çok da anlaşılacağı üzere bu iki kırtasiye -  no 1 ve no 2 diyelim - birbirleriyle pek anlaşamazlar. Ticaret sonuçta. Doğal.

Ben no 1'e not yazan öğrencilerden oldum. Yazdığım nota özenir, gerekli şeyleri yazar, önemli yerleri belirtirim. Textbooktan neyin, bilginin doğruluğunu kontrol ederim vs... No 1 kırtasiyeden memnunum sonuçta ve kalkıp da kimseye: " No 1 en iyisi. No 1! Git oradan al! No 2'yi salla!" demem! Kazık kadar adamlarız sonuçta. Herkes kendi istediği yerden alır. İstediğini yapar. Bana ne!

Ancak bir sorun var ki çok can sıkmakta. Yer yer no 2 kırtasiye, no 1 kırtasiyenin notlarını ele geçirip çoğaltıp cüzi bir fiyata satmaktadır ki ticaret etiğinde çok da iyi yeri olduğunu düşünmediğim bir eylemdir.

Peki bu bana nasıl yansır?

"Ben notumu yazar geçerim." modda bir öğrenci olduğum için bugün yapılanlar benim kanıma dokundu! Bildiğin kızdım blog ki şu an bile ellerim titriyor yazarken!

Bugün, ben bir eğitim için okuldaydım ve ev arkadaşım not almak için no 1 kırtasiyeye gitmiş. Orada bir kaç kızın kırtasiye sahibinin başına toplanmış "Notları no 2 kırtasiyeye Serdar veriyor!" dediklerini duymuş.

Nassssssııııı yaaa!? "Şşşş, Hoooppp çüşşşş lan!" der orada bi insan! Nitekim dedim de. Neyin kafasını yaşıyorsunuz siz yaa!

Görseniz söyleyenleri de...Amfiden göz aşinalığıyla filan tanıyorum. Ses tonunu bilmiyorum kızın o derece!
Sen kimsin de bana iftira atıyorsun ya!? Muhabbetim olsa. YOK! Kavgalı olsam! YOK!
Bildiğin durduk yere kuyruk kurtarma çabasına bendenizi günah keçisi bellemiş akıllı(!) arkadaşlarım(!) güya beni ispiyonluyorlar!

Az önce no 1'in sahibiyle telefonda konuştum: "Sen merak etme, benim sana güvenim tam. Aldırma onlara." dedi; ama benim içimde kızgınlık ve daha çok üzüntü kaldı blog...

Ve ilk kez karşılıksız kötülüğe maruz kaldım...İnsanları masum sanmamalıyım...

24.2.12

Akıttım İrini- Oh Mis!

Sonunda Google'ın Blogger sekmesine tıklayabildim blog! Sonunda başbaşa kalabildik. Biliyorum, çok boşladım seni; ama n'olur kızma bana zira zamanım yok blog. Bildiğin yok lan!

Son iki komitemiz üzerimden buldozer gibi geçti. Dağıldım, incindim, örselendim, depresyonlara girdim blog. Hayatımda bir kez bu kadar kötü hissetmiştim. Sadece 1 gün! Geri kalan günlerimde tamam, "Hadi bakalım hoppa! Oturmaya mı geldik yav!" modda değildim; ama idare ederdi yani.


O 1 gün de çok da şaşırtıcı olmayarak lise son sınıfımın doktordan rapor alıp evde, dersanede, yolda ÖSS kasmak günlerinden birine denk gelir. Hatırladıkça tüylerim diken diken olmakta o günü. Az kassam tıp literatürüne "Günübirlik depresyon" adlı bir hastalığı katabilirim sanırım o günle.

Aslında çok sıradan bir gündü. Sabah kalktım, sabah dediğim 11 filan-. Sözde ÖSS çalışıyoruz! Millet 7'de yola çıkıp dersaneye çadır kuruyor, ben "11'ler 12'ler...Aman sabahlar olmasın!" moddayım.

Neyse kalkmışım böyle canım ne kahvaltı etmek istiyor, ne yataktan kalkmak istiyor. Test çözmek desen "O ne hemşerim?" sorularındayım.

Annemi arıyorum, öyle böyle diye  "Çok sıkıldın, çık gez biraz. Kendine tatil ver." diyor. Hep öyle der zaten .Şimdi bile sıkıldım desem "Ders çalışma bugün." der. Arkadaşlarımın anneleri kelepçe vuracaklar neredeyse çocuklara benimki : "Salla çocuğum. Gel kipaya gidelim."

 Ama ben napıyorum? Mırın kırın! Camış gibi yatıyorum bütün gün. Ev dandini, elimde kumanda. Derya Baykal senin Ebru Şallı benim zapping yapıyorum televizyonda. Harry Potter okuyayım diyorum ki hep moralimi düzeltir, o bile tık demiyor bünyede düşün!

Tabi o zamanlar uydu neyin yok evde. Öyle 246545 tane kanal yok. 24 tane kanal var. Dön Allah dön aynı şey. İnternet desen ÖSS senesi.Rüya gibi...

24 kanallı 2154 kez turladıktan sonra Tv 8'deki filme takılıyor gözüm. "Griffin and Phoenix" diye bir film.

Görüp görebileceğim en dandik aşk filmlerinden biri olsa gerek. Bir şey yok ya kanallarda, boş gözlerle izlemeye başlıyorum.

Amanın! Bir acıklı çıktı mı sana film! Ama nasıl! İki sevgili bunlar, kanser filan. Birbirlerinden haberleri yok filan. Tabi şimdi çok saçma geliyor. Bir de sonradan normal anımda da izlemiştim filmi hiç etkilenmemiştim.
İşte depresyon bünyesi.Nerden vuracağı belli olmuyor! Sen izle filmi, izle filmi. Sonuç?

Bir ağlıyorum! Allaaah! Salya sümük! Yok böyle bir hüngürdeme! Böğrüme böğrüme panda stix çubukları saplıyorlar sanki akupunktur niyetine! Nasıl bir deşarj o var yaa! Böyle tırnak filan batar da orası şişer ya, yolarsınız -ki yapma, git doktora!- filan sarı irin akar. Hah, işte o içimden çıktı resmen! Hayatımda bu kadar dayımın cenazesinde filan ağlamıştım sanırım.

Ama ondan sonra...İşte o patlamadan sonra yeniden doğmuş gibiydim. Hayat daha neşeli, her şey iki katı komikti. ÖSS kolaydı. Matematik yapardım. Kimya zordu. Fizik elektrik dışında çocuk oyuncağıydı. Biyoloji muhteşemdi. Tabi daha sonra öyle olmadığını anladım; ama anlık da olsa böyle düşünmek güzeldi.

Tatilden önce de aynen bu şekilde hissediyordum işte. Aynı o gün gibi. Çaresiz, depresif, hiçbir şey çalışmak istemeyen vs. Allahtan araya tatil girdi de ta eylülden beri gidemediğim İzmir'de az kafa dağıttım. O da başka yazıya artık...

Şimdi her şey farklı. Hayallerimi unutmuştum bir süre önce. Onları hatırladım. Neden burada olduğumu....Ağlamadım belki ama o irini akıttım blog. Evet son 3 komitem kötüydü belki; ama bunun kötü olmasına izin vermeyeceğim. Hayaller mi...Sonra anlatırım...



P.S : Filmde en çok böğürmeme sebep olan şey ise ahanda bu şarkıydı.http://fizy.com/#s/1dldby

17.1.12

Depresif Mod!

Biliyorum uzun süredir yazmadım blog.Aslında yazmadım değil,yazamadım. Zira üzerimden bir hayvani 2 komite geçti. Zaten kas ve periferik sinir sistemi sınavımın kötü geçtiğini söylemiştim hatırlarsan.Üzerine hemen nöroloji -resmi adı: merkezi sinir sistemi- komitesi gelince ben iyice bi battım.

Yok böyle bir komite blog. Bak açıklanalı kaç hafta oldu -1- hala etkisi üzerimde! Hayatımda aldığım en kötü notun 10.sınıfta Coğrafya'dan aldığımı düşünürsek -45- nörolojiden 37 almam bildiğin şşşt moriyelellli yar yila lililom hesabı koydu bu bünyeye...

Korkunçtu! Sabah 8.40'tan akşam 17.30'a kadar ders. Paso lab! Çok zor.Hiçbir şey anlamıyorsun. Son haftalara doğru bir şeyler oturuyor ki anatomi bitiyor fizyo bastırıyor! Göz,kulak cabası! Zamanın yok,yetiştiremiyorsun!

Sinir hastası oldum yeminle. Gözüm seğiriyor 2 aydır sırf şu komite yüzünden. Yazaymıyorum resmen şu an aklıma geldikçe delleniyorum...Ooof of...

Bilgisayarım da bozuldu zaten. "L" tuşu basmıyor.

Tatil gelsin artık blog...

...

.....

...

...

Yorumlar....

Yorum.