hacettepe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hacettepe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.7.13

Bitse de Gitsek!!

Bitsin Artık!!!

Bulaşıklar birikti...Koltuk örtüleri darmadağın...Poğaça yemekten için kıyıldı...Her şey fosforlu kalem lekesi...Her yerden kalem fırlıyor...Notlar her yerde...Çıkmış sorular bastığın her alanda...Kitaplık darmadağın!

Bitsin artık şu final çilesi! O kadar sıkıldım ki! O kadar sıkıldık ki! O kadar sıktılar ki! İllallah dedik resmen! Hacettepe'nin "dünya kriterlerindeki" dandik sistemi yüzünden acılar içindeyiz resmen blog. "Hep ileriye...
en iyiye" mantığını çok yanlş anlamış olan Hacettepe'nin zor sınavlarından,kıytırık sisteminden,akıl almaz öğrenci düşmanı yönetiminden resmen gına geldi artık!

Ufacık...minicik...mini minnacık mantıklı bir hareket yapsalar dişimi kırmak ne kelime söküp vereceğim olduğu gibi 32 dişi ellerine!

Diğer fakültelerle karşılaştırıldığında insafsızlığın daniskası kalan soruları...Eh yuh artık dedirten mantıksızlıkları LYS tercihlerinin yapıldığı şu günlerde insanlara "Sakın gelme!" dememin en baş sebebi olsun ve kayıtlara da böyle geçsin lütfen.

TUS dershanesindeki derste hocanın söyledikleri:" İstanbul Üniversitesi'ne de ders verdim, Çapa'ya da...Hacettepe'nin soruları resmen insafsız. Onların soruları laylaylom kalmış sizinkilerin yanında."

Diyoruz ama inanan yok ya en çok da o koyuyor belki de...

Neyse işte bitsin artık şu Pazartesi-Salı ve -Allahım n'oolur ama n'ooolur geçeyim =( - bitsin şu çile!

Her Şey Aşktan....

Sonunda Işın Karaca'nın yeni albümünü dinledim blog...Ders eşliğinde tabi.

Resmen bayıldım...Arabesk çok yakışmıştı Işın Karaca'ya ve bayılarak dinlemiştim o şarkıları...Arabesk söylendiğinde beğenmediğim şarkılar Işın Karaca'nın sesiyle yepyeni taptaze olarak ruhuma işlemişti; ama ikinci arabesk albümünden sonra da bir Işın Karaca artık kendi tarzına dönemeyecek mi yoksa korkusu sarmadı da değildi bünyemi ancak bu albümle yine haklı olarak kendine hayran bıraktı beni...Tangodan popa birçok şarkı var ve ben hepsini çok beğendim özellikle "Yalnızlık" ve albüme adını veren "Her Şey Aşktan" şarkılarını...İçindeki albüm yaz vakti çıktığından olduğunu düşündüğüm remix "Helal Olsun" da orjinal hali kadar başarılı değil bence ama onu da seven vardır elbet. "Vurgunum" da harika...

Allahım bu böyle gider...Sonuç olarak cidden her şarkı tek tek çok güzel olmuş....Işın Karaca efendim...Dinleyelim...Dinletelim.

İyi ki Doğdu!!!!

Bugün 5 Temmuz'du...Yani benim biricik ablamın doğum günü!! İyi ki doğmuş o ve iyi ki hayatımda! Hem kardeşim hem ablam....Onlar olmasa ne yapardım bilmiyorum. Keşke şu lanet okul olmasaydı da evlilik hazırlıklarında yanında olabilseydim. Keşke beraber yapsaydık alışverişlerini...Yine sinir etseydim ben onu "Çok gereksiz bu ne alıyorsun." diye diye...Ama kısmet...İnşallah geçerim de şu dönem 3'ü bütünlemeye kalmadan da düğününde yardıraraktan Roman havasında affettiririm kendimi....Yani umarım.....






4.5.13

Pikniğimiz...

Merhabalar blog,
Bu sefer bir önceki yazımda "adsız" kişinin yorumuna yanıt olarak söz verdiğim üzere mutlu bir yazı yazıyorum gördüğün üzere. Yalnız haksız da değilmiş adam/kadın isyan etmekte. Son yazılarıma baktım da darlandım resmen. Ne melankolik ne depresif yazmışım. Bildiğin Güzin Abla'ya iç döker gibi dökmüşüm ne var ne yok ortaya. Haydin başlayayım.

Eh yani o kadar sık sınav oluyoruz ki haliylen sınavdan bahsetmediğim blog yazım kalmamış blog. Ama bu sefer kötü bahsetmeyeceğim. Geçen perşembe Nöroloji-Psikiyatri komitemizi olduk sevgili blogcuğum. Aslında komitenin cuma pratik sınavın perşembe olması gerekirken sevgili Hacettepe bize her zaman elinde hazır bulundurduğu kazıklardan atıp sınav günlerini değiştirdi. Biz komiteye bir gün daha az çalıştık. Amaaaa kaybı kazanca çevirmek için var gücümüzle de çalıştık.
Cuma sabahtan olan pratik sınavımızdan çıktıktan sonra hooop pikniğe gidecektik! :D
Şöyle ki grup grup sınava girdiğimizden toplanmamız zaten bir 11'i buldu. Her kadim üyemizin sınavdan çıkmasını beklemek zorundaydık çünkü takdir edersin ki. Neyse toplanana kadar ve toplandıktan sonra e başladı bir tartışma tabi: Nereye gidiyoruz? Nasıl gidiyoruz?
12 kafadan 12 farklı ses çıktığından biraz zor oldu kararlaştırılması ama mantığımız arkadaşın evinin bulunduğu Oran'daki askeri lojmanda karar kıldı ki geçen sene de orada yapmıştık pikniğimizi eğlene eğlene.

Hem arkadaşın evi de orada olduğundan kap,bıçak,tuz vs. gibi öteberimizi de onlardan karşılayabileceğimiz mantığına "Eymir Gölü'ne gidelim"ci arkadaşlar da karşı çıkamadı haliyle.

Atladık Haticegül'ün arabaya ama ne atlamak! Bir sinek için bile yer yok arabada, kapıdan yalvarıyor resmen "Beni de alın içeri vız vız." diye. O derece sıkışığız. Yolda durdursa polis ne yapardı bize merak ediyorum ama bir şekilde vardık lojmana. Yaptık alışverişimizi.
Yalnız o lojman kantini -kantin dediğim bildiğin kocaman market- nasıl bir yer öyle! Her yer çocuk dolu! Ben böyle agudu gugudu diye çocuk sevmekten alışveriş yapamadım. Arkadaşlar bana bir şey soruyorlar, ben çocuk seviyorum. Öyle bir durum.
Bir tane çocuğun çikolatanın fiyatını babasına sorması üzerine babasının da "Kasiyer amcaya sor" demesiyle kasiyer askerin "Ne amcası ya. Ben daha 25 yaşındayım" şeklindeki küskün homurdanması da yerinde komikti blog.

Hep beraber toplandıktan sonra bomboş olan piknik alanında deyim yerindeyse cirit atarak hazırlıklara başladık arkadaşlarla. Tavukları soslamak ve köfteyi yapmak bana düştü. Mangal ve salata işine hiç karışmadım. Salata muhteşemdi! Selenge,Elif,Cansu yardırmışlar ve salatada harikalar yaratmışlardı. Hem de yanıbaşlarında -çok afedersiniz- bir bok yapmayan Barış'ın homurdanmalarına rağmen hem de.
Hayır öyle bir saçmalıyor ki al elindeki 2 kilo kıymayı yapıştır suratına! Yaymış göbeğini oturup etrafa çemkiriyor. Deli etti beni. Hayır dünya tatlısı da biridir ama o hazırlık aşamasında al şişi batır göbeğine hisleri uyandırdı bende.



İzelle köfteleri hallettik. Tavuklar hazır. Salata şahane. Mangal yanıyor. Sonuç: Muhteşem bir piknik!
Aras'tan kuratabildiğimiz kadar yedik artık =D Camış ne var ne yok sildi süpürdü. Hayır metabolizmasına halay çektiğim ye ye de az kilo al değil mi? YOK! Adam yedikçe kilo veriyor, Allahın uzaylısı!
O kadar yaptığımız şeylerden Haticegül'ün hiçbir şey yememesi de üzdü...

Mangalda pişme potansiyeli olan herşeyi yedikten sonra sıra geldi Haticegül,Elif ve Çağdaş'ın doğum günlerini kutlamaya!!






3 pastayla kutladık doğum günlerini =D Hatta pastalar o kadar fazla geldi ki Barış sağ olsun yüzümüze gözümüze bile sürdük yani! Bir anda her yerimiz pasta kaplandı resmen! Hayır evde neyin olsak neyse gir duşa sıcak sıcak yıkan ama o buz gibi piknik alanı çeşmesinde beyin hücrelerim dondu resmen!



Son olarak da klasik oyunumuz "Vampir"le bitirdik günümüzü. Şöyle diyeyim "Vampir"le dostun düşman oluyor sana blog. İnsanın içindeki politikacı ortaya çıkıyor. Ama eğleniyorsun bayağı


Pikniğin akşamına ise ben ve İzel İzmir'e doğru yola çıkıyoruz...O da bir sonraki yazıya artık =)

23.9.12

Bir Komite Klasiği: Hastalığım

Dönem 3'ün ilk komitesi de geldi çattı sevgili blog. Çarşamba günü baba baba bir "Hematopoetik Sistem ve Neoplazi" komitesi önümüze gelecek. Senin anlayacağın "kan hastalıkları ve kanser"
600 sayfa notuyla dönemin en az notuna sahip -yanlış bilmiyorsam eğer- komite olmasıyla üst dönemlerden "Amaan ilk komite kolay yaa," şeklinde geçiştirilmesi ise  neden bilmiyorum beni daha bir korkutuyor sanki. Ya da bu korkum sonrakiler için mi inan ondan da emin değilim.

Stres,stres,stres...


Çok stresliyim blog. 3 günüm kaldı ve ben daha ilk okumamı bitirebildim. Sor bir şey biliyor muyum? Hayır! Çıldıracağım sanırım. Oku,oku bitmiyor.Bitenlerse kalmıyor. Nasıl iş anlamadım. Ortaokul ve lisedeyken hayat ne güzeldi halbuki. bayılırdım biyolojiye. Hiç çalışmazdım bile. Aklımda kalırdı herşey. Zevk olsun diye omurgasızlar textbooku filan okurdum. Şimdiyse bir sayfa önceden okuduğum şeyi unutuyorum. Bunama filan mı başladı lan bende yoksa?

Hastalığım...


Ve tabii ki de bir komite klasiği olarak hastalandım blog! Hastalanmasam şaşarım. Zaten geçen gün bir düşmemden ötürü dizimdeki yaranın acısı cepte. Bir de onun üzerine ağzımda aft çıktı! Aslına bakarsan basit bir sıyrık. Çocukken olmuştur hepinizin böyle kabuk filan bağlar. Hah işte ondan ama nasıl acıyor şerefsiz! Deli etti beni. Bacağımı kıpırdattığım anda zıplatıyo acısı yemin ederim! Hem bu acı hem de en sevdiğim kotumun parçalanmış olmasının acısı üstüste çekilmiyor valla blog!. B*k vardı Hacettepe A kapısının ordaki yeri öyle rende gibi tırtıklı yaptı. Neyine yetmiyor senin düz yol pis üniversite!

Afta gelirsek sabah bir uyandım,pat çıkmış ağzımda yara. Bilirsiniz gıcık bir acıdır o böyle. Atsan atılmaz, satsan satılmaz bir şey. Dilin sürekli oraya değer acıdan gözünü yaşartır böyle. Bastım tuzu -ki hep öyle yaparım- biraz hafifledi acısı ama hala yerinde duruyor utanmaz şey.

Bunar yetmedi tabi bünyem bir kere daha bana hediyesini verdi. Boğazım şiş, öksürük-hapşırık gırla, akan burun ayrı dert....Evet, sanırım üşüttüm blog. Sakın bana "Bu havada!?" şeklinde nidalarla gelme zira Ankara bu! Kıçımız donuyor akşam affedersin. Nasıl oldu inan ben de bilmiyorum ama stresin bağışıklık sistemini göçerttiğini kendi deneyimlerimle kanıtlamış bulunuyorum.

Göz seğirmesinden ise bahsetmek istemiyorum. Zira yeterince sinir bozucu zaten kendisi!

Neyse blog,gideyim de konularımı bitireyim.

Okyucularım ise -eğer okuyorlarsa- nolur bi dua neyin bişi edin bi totem yapın filan da iyi geçsin şu sınavım. Dönem 3'te bütünlemeye filan kalmak istemiyorum zira.

3.8.12

Staj...

Sonunda bütünleme sınavını da oldum blog.Artık ne gelirse bahtımıza. Sanki finalden daha insaflıydı sınav;ancak insan yine de emin olamıyor tabi. Bir yanım daima "Acaba?" diyor ki o yanımı dinlememek için elimden geleni yapıyor,pozitif düşünüyorum. Evrene pozitif iyonlar gibi pozitif düşünceler salmaya çalışıyorum.
Neyse gelelim bugünkü yazımızın konusuna: Genel cerrahi stajım!
Evet, yanlış duymadın blog. Genel cerrahide staja başladım. Şu lanet olsı bütünlemeye kalmasaydım bir ay yapacaktım;ama şimdi 15 gün yapacağım. Sonra da tatil....Neyse hadi başlayalım.
Sabah bendenize söylenen saatte gittim efendim hastaneye. Çıktım bölüm 63'e. 3. kat. Geldim masaya bekliyorum. Hemşireler sabah rutin taramalarını yapmakla meşguller tabiri caize beni takmadılar bile. En son gittim dedim bugün başlayacağım filan diye otur bekle dediler. Başladım beklemeye fakat feci halde danışma modundayım. Gelen geçen bana bir şey soruyor. Hayır, bilsem! Seve seve söylerim de bilmiyorum ki. "Iıı hemşire ablalar gelir şimdi ona sorun isterseniz. Ben stajerim kem küm." şeklinde geveledim durdum.
Sonra asistan abi geldi yanında diğer stajer arkadaş ve intern arkadaşla beraber. Akşamdan nöbetçi abiden raporları aldıktan sonra işlere giriştik.

Mission 1: Kan alma!

Kan alınması gereken hastalar vardı. Birkaçına intern, birkaçına da diğer stajer arkadaşla biz gittik. Kız işte bana anlatıyor böyle filan ben bildiğin dönem 4 filan herhalde sandım. Kız demesin mi ben dönem 1'im....Nasıl yıkıldım! Sonradan mantıklı buldum tabi kız 1 aydır stajda. O bilmeyecek de kim bilecek ama dönem 1 olduğu da anlaşılmıyor be arkadaş. Neyse izledim ben kızı alırken. Kolay bir şey de asıl trick damarı bulmak.
Neyse ilk kanımı alıyorum. Eldiveni turnike niyetine bağladım hastaya. Damarı buldum (hey maşallah!) Tak! Girdim damara az biraz kan çektim. Turnikeyi çıkarayım derken hop bendeniz mis gibi damardan çık! Yeniden bulayım derken iğnede kan pıhtılaş! Anlayacağınız fiyasko moddaydım ilk kan alışımda. Moral sıfır oldu. Kız da olur böyle ilklerde filan moral vermeye çalışıyor. Ben iyice depresyona girdim.!
Ama neyseki diğerlerinde aynı hatayı yapmadım. Çıkarmadım turnikeyi. Sülük gibi aldım kanlarını hiç acıtmadan =D

Mission 2: Pansuman!

Staj yaptığım yer genel cerrahi olunca e bir hayli pansuman işi çıkıyor tabi sevgili blog. Zira hastalara ameliyat sonrası "dren" dediğimiz karın içindeki sıvıyı boşaltan bir hortum taktığımız için bu drenin efenşme söyleyeyim dikiş yerlerinin her gün pansumanın yapılması gerekli ki malumunuz en sık komplikasyonlardan olan enfeksiyon komplikasyonun önüne geçilsin.
Pek zor değil aslında;ancak dikkat etmen gereken birkaç küçük nokta da yok değil. Eğer bunlara dikkat etmez isen bayağı bir başın ağrır sevgili blog.
Küçük önemli noktalar dışında en büyük sorun benim için aslında baticone. Bildiğin tentürdiyot yani. Maddenin kedisi sorun değil de lekesi sorun be blog. Önlüğüme bulaşıyor,hastala da kan sanıp bayağı bir iğreniyorlar haliyle...Hele ki geçen inguinal herni (kasık fıtığı) ameliyatı olmuş bir hasta geldi. Adam tam bir pimpirik. 5 dk.da 40 soru soruyor. Hayır açıklayabilsem seve seve; yanlış bir şey söylerim hastaya zarar gelir diye paso "Doktorumuza soralım." filan diye geçiştiriyorum. Neyse adam tutturdu pansuman odası pis diye. Hoppalaaaa....Dedik ne alaka beyefendi oranın örtüleri filan disposable yani tek kullanımlık. Diyor ki valla ben yerdem kan idrar gördüm. Hijyenik değil. Halbuki bilse onlar baticone lekeleri ve büyük ihtimal o lekeler odanın geri kalanından daha temiz....


Mission 3: Sonda çekme.

Sonunda iyi hekimllik uıygulamalarının yararını gördüm blog. Hastaların sonralarını çekerken (ki çok basit bir işlem) adımları tek tek tek uyguladım;ancak hastanede sndaya ne kadar serum fizyolojik basıldığının yazılmadığını gördüm ve üzüldüm. Zira yazılmalı ki istenmeyen kazalar olmasın. Durduk yere üretrayı (dış idrar yolu) parçalamayalım di mi!?


Mission 4: Ameliyat!

Bir hafta boyunca böyle takıldıktan sonra arkadaşımla cesareti toplayıp başasistana sorduk(sanki adam bizi yiyecek!) "Abi ameliyata girebilir miyiz?"
Yarın gelin girin cevabıyla biz tabi mutluluktan arşlardayız. Bir splenektomi(dalak çıkarılması) ve bir de açık kolesistektomi(safra kesesi çıkarılması) ameliyatlarına girdik. Hastanın aksesuar dalağı vardı yani doğuştan fazladan küçük bir dalak. Asistan abi onu da bana aldırdı =D
Kolesistektomide ise başta ameliyat laparoskopik başladı. Yani kamerayla hasta hiç açılmadan halledilecekti ameliyat;ancak hastanın safar kesesinde masa tenisi topu büyüklüğünde iki adet taşı -ki gerçekten öylelerdi!- olduğundan açık ameliyata geçtik. Taşlar ne mi oldu? Hasta yakınına verdik köye götürecekmiş.


Dün ise 3 farklı ameliyata girdik ve bir tanesi Whipple diye tabir ettiğimiz pankreatikodudenoktemi yani pankreas ve on iki parmak bağırsağının çıkarılması. Yaklaşık 5 saatlik bir ameliyattı. Tümör böbreğe de sıçradığı için hastanın böbreği de çıkarılmak zorunda kalındı. Çok yorulduğumuz için ameliyat sonuna kadar kalamadık;ama ben tümörü görmek için hocayla anlaştım ve kendisine sarma yapma sözü verdim. Dün gece yabancı öğrencilerle gittiğimiz clubtan gece 2de dönünce haliyle sarma da gece 4 gibi hazırdı. Dün gece 5te uyudum blog ve 9da kalktım. Gözlerim resmen acıyor uykusuzluktan. Zaten yazıyı da öğlen arasında yazıyorum okul bilgisayar laboratuvarında.....Uyusam mı acaba?

NOT: BÜTÜNLEMEYİ GEÇTİM BLOG!!! ARTIK 3. SINIFIM!!! TEY TEY TEY =D

16.4.12

Kafa Boşaltmaca vol.7

Bir "Kafa Boşaltmaca" ile daha karşındayım blog. Yine doldu tabii caaanım saksı. Haliyle boşaltmak gerekiyor azcık. Hadi başlayalım.

Vurgun vurgun üstüne...

Evet blog, bu komiteden de vurgun yemiş bulunuyorum. "Ah yine bana haram geceler" modu açtım ne yazık ki =( Zira 70 ve üzeri bir not almam gereken komiteden - Gastrointestinal Sistem - bendeniz 57 almış bulunmaktayım ki kendisi en iyi geçen anatomi sınavıma sahipti.
Ancak bu sefer vurgun hiç beklemediğim - tamam, yalan söylemeyeyim azcık da olsa beklediğim - fizyolojiden geldi!
İki adet hocamız var ki acımadan "Yahu yazık çocuklara, dur çok zor sormayayım sevinsin garibanlar" demeden ölümüne sınavı soktular! Diğer üçüncü hocamız ise - ki kendisi allahım allahım dünya tatlısı bir insan!- gayet makul ne zor ne kolay, bilgiyi ölçen sorular sordu.
Histoloji zaten komite boyunca çok iyi bir hoca olan, slaytları textbook tadında bir hocanın elindeydi ve kendisi gayet makul sorular sordu.
Anatomiyse - beni şaşırtarak - yapılabilecek sorularla doluydu...
Ah fizyoloji ah!
Neyse artık önümüzdeki komite endokrin ve ürogenital. Umarım bunda hayallerim suya düşmez...Yoksa...Yoksasını düşünmek istemiyorum...

X'elim Change'elim...

Vee sonunda SCORA X-Change çalışmalarıma başlamış bulunuyorum. Ne yazık ki hayvan gibi geç kalmış olarak...
Şimdi öncelikle "Ne ki bu?" diyen cümlelerinize bir yanıt vereyim.
Efendim SCORA X-Change bendenizin çalıştığı bir öğrenci topluluğunun -TurkMSIC (Türk Tıp Öğrencileri Uluslararası Birliği ) -
bir projesi.
Olay şu ki çalıştığım üreme sağlığı ve HIV/AIDS alt kolu bünyesinde insanlar değişim yaparak gittikleri ülkede üreme sağlığı ve HIV/AIDS ile ilgili konularda "Hacı bu ülkede işler nasıl yae?" gibi sorulara cevap arıyorlar.Yani o ülkedeki durumu öğreniyorlar vs.
Bu seneki tema Hacettepe için "Çocuk İstismarı" ve ben daha yeni prgram oluşturmaya başladım.
Teek teek tek anabilimdallarını gezip hoca bulmam gerek ve ne yazık ki hiçbir STK'dan geri dönüş alamadım. Üniversite bazlı bir program olacak yani =(
Tıp Tarihi ve Etik anabilimdalı tamam. Şimdi sırada psikiyatri,acil,halk sağlığı anabilimdalları var. Umarım doğru düzgün bi program hazırlarım.
Bana bi program lazım...O da bu hafta lazım...Poffff =(

Takılmayışlardayım!!!

Evet blogcuğum doğru duydun,takılmayışlardayım. Macaristan'daki arkadaşımdan aylardır direkt haber alamıyorum ki kendisi Facebook'tan Twitter'dan çıkmıyor. Ne mesajlarıma yanıt, ne yorumlarıma yanıt, ne paylaşımlarıma tepki! Bildiğin takmıyor beni ve üzülüşlerdeyim...
Kendisi sürekli ders çalıştığından bahsediyor ama görünen köy de kılavuz istemiyor...
Artı ben de sürekli der çalışıyorum!

Sinirimden bahsetmiyorum bile...



İstanbul Constantinopolis İstanbul

Haftaya İstanbul'dayım blog! Yani bu haftasonu. TurkMSIC'ın Nisan Genel Kurulu bu sene İstanbul'da Yeditepe Üniversitesinde gerçekleşiyor. Geçen GK Ekimdeydi ve Kocaeli'ndeydi. Çok eğlenmiştik. Bakalım bu seferki nasıl olacak?

18.3.12

Nur Topu Gibi Bir İftiram Oldu!

Çok sinirliyim blog. Hayır, nasıl da duymayacağımı düşündüler? Hadi duydum diyelim benden nasıl bir reaksiyon bekliyorlar? Hadi reaksiyonu aldılar diyelim kırtasiyeci abinin buna inacağına nasıl inandılar?

NEYİN KAFASINI YAŞIYORLAR BUNLAR BLOG!!!??

Bugün öğlen suları itibariyle ilk iftiramı almış bulunuyorum sevgili blog. Vatan millete hayırlı olsun!

Olay şu:
Hacettepe'de iki adet kırtasiye öğrenci notu çıkarmak suretiyle tıp eğitimine gerekli katkıyı yapmakta, yer yer de öğrencilerden dualarını almaktadır; ancak çok da anlaşılacağı üzere bu iki kırtasiye -  no 1 ve no 2 diyelim - birbirleriyle pek anlaşamazlar. Ticaret sonuçta. Doğal.

Ben no 1'e not yazan öğrencilerden oldum. Yazdığım nota özenir, gerekli şeyleri yazar, önemli yerleri belirtirim. Textbooktan neyin, bilginin doğruluğunu kontrol ederim vs... No 1 kırtasiyeden memnunum sonuçta ve kalkıp da kimseye: " No 1 en iyisi. No 1! Git oradan al! No 2'yi salla!" demem! Kazık kadar adamlarız sonuçta. Herkes kendi istediği yerden alır. İstediğini yapar. Bana ne!

Ancak bir sorun var ki çok can sıkmakta. Yer yer no 2 kırtasiye, no 1 kırtasiyenin notlarını ele geçirip çoğaltıp cüzi bir fiyata satmaktadır ki ticaret etiğinde çok da iyi yeri olduğunu düşünmediğim bir eylemdir.

Peki bu bana nasıl yansır?

"Ben notumu yazar geçerim." modda bir öğrenci olduğum için bugün yapılanlar benim kanıma dokundu! Bildiğin kızdım blog ki şu an bile ellerim titriyor yazarken!

Bugün, ben bir eğitim için okuldaydım ve ev arkadaşım not almak için no 1 kırtasiyeye gitmiş. Orada bir kaç kızın kırtasiye sahibinin başına toplanmış "Notları no 2 kırtasiyeye Serdar veriyor!" dediklerini duymuş.

Nassssssııııı yaaa!? "Şşşş, Hoooppp çüşşşş lan!" der orada bi insan! Nitekim dedim de. Neyin kafasını yaşıyorsunuz siz yaa!

Görseniz söyleyenleri de...Amfiden göz aşinalığıyla filan tanıyorum. Ses tonunu bilmiyorum kızın o derece!
Sen kimsin de bana iftira atıyorsun ya!? Muhabbetim olsa. YOK! Kavgalı olsam! YOK!
Bildiğin durduk yere kuyruk kurtarma çabasına bendenizi günah keçisi bellemiş akıllı(!) arkadaşlarım(!) güya beni ispiyonluyorlar!

Az önce no 1'in sahibiyle telefonda konuştum: "Sen merak etme, benim sana güvenim tam. Aldırma onlara." dedi; ama benim içimde kızgınlık ve daha çok üzüntü kaldı blog...

Ve ilk kez karşılıksız kötülüğe maruz kaldım...İnsanları masum sanmamalıyım...

15.9.11

İlk Kadavram-İlk Telafim

Ölüyorum  blog. Bildiğin yorgunum.Hem de yorgun yani! Saf! Temiz! Uyusam Nirvana'ya otostop çekeceğim uykuluk bir yorgunluk. Sebebi ise açık: Formol!!

Evet efenim gün itibariyle ilk kadavramı görmüş,görmeyi bırak kesmiş bulunmaktayım. Şimdi ne alaka diyebilirsiniz ancak kendisinin şu yorgunluk ve uykudan sorumlu olduğunu size söyler,esenlikler dilerim.- bak yazarken bile esim esim esniyorum yahu!-

Şimdi, kadavranın -ki biliyorsunuz kendisi hakk-ı rahmetine kavuşmuş bir insan- öldükten sonra dokularının çürümesinin durdurulması için fikse edilmesi gerekiyor.Hah, işte bu işi formol nam-ı diğer formaldehit dokuların çürümesini önlüyor ve feci şekilde uyku yapıyor. Neyse...buraya sonra dönücez...

Öncelikle bunu anlattım ki neden anatomi labpratuvarında telafiye kaldığımı açıklamak kolay olsun. Off sayın izleyen! Anatomide telai lab.ına kaldım!!Hem de psi psine.Tamamen kendi aptallığımdan!

Şöyle ki anatomi laboratuvarı histoloji kadar olmasa da disiplinli bir lab. Masalara ayrılıyosunuz ve elinize veriyorlar kemikleri çalışıyorsunuz partnerlerinizle vs. Kural ise diğer masalara gitmemek!! Dınınınınnnn! Bendeniz an itibariyle bu kuralı ihlal etmiş bulunuyorum. Efenim hikayem şu:

İyi okumalar...

Kahramanımız 20 yaşlarında Hacettepe Üniversitesi Kastamonu Tıp Fakültesi'nde okuyan yakışıklı,boylu poslu,sevecen,arkadaş canlısı,güler yüzlü,zeki,çevik ve ahlaklı bir öğrencidir. O gün içindeki amacı iyi bir hekim olma yolunda mihenk taşlarından olan Anatomi dersinin lab.ında öğrendiklerini uygulamak ve ardından arkadaşının dersinin bitimini bekleyip arkadaşının dersi bitince de arkadaşıyla beraber pazara gitmektir.Gel gör ki kader adeta içkili bir eğlence gecesi alkolü fazla kaçıran sarışının ruju gibi yapışmıştır bu gencimizin yakasına.

Olayın başlangıcında gencimiz lab.a girmiştir ve kocaman sarı örtüyle kaplı bir şey görmüştür ve burna gelen formol kokusu az buçuk gerçeği söylemiştir kendisine. Kadavra!

Gencimiz çok da takmaz kadavrayı şöyle bir selam verir kendisine ve ondan en uzak köşedeki masasına -B4- Gider oturur. Arkadaşları gelir,atlaslar açılır,hoca gelir,kemikler verilir...

Gencimiz çalışır,çalışır, çalışır. Bu sırada hoca ile sohbet de eder ve kadavranın yeni geldiğini, elephantiasis (fil hastalığı) hastası olan bir kimsesiz olduğunu ve bu lab.dan sonra asistan hocalarca Mustafa Hoca önderliğinde deri ve yağlarının disekte edileceğini öğrenir.

Mustafa Hoca'nın, arkadaşı İzel'in yaz staj hocası olduğunu bilen gencimiz planını kurar. Ne yapıp edip işleme dahil olacaktır. Dersin bitimine 15 dk. kala gencimiz kemiklerle çalışmasını bitirmiş boş boş oturmaktadır,hoca da yanında...

Gencimiz yerinden kalkar ve arkadaşı İzel'e planından bahsetmek üzere 1. masaya- ki lab.ın en diğer ucu- gider. Arkadaşları, Hocası arkasından çaresizce seslenmektedir; ancak lanet olası kalabalık ve havalandırma sesleri gencimizin kulağını sağır, kadavra disekte etme aşkı ise gözlerini kör etmiştir.


Ve hikayemiz burada bir acı sonla tamamlanır. Kurallara uymayan gencimiz hunharca telafi laboratuvarı ile cezalandırılır;ancak yine de o lab.dan sonra kadavra disekte ettiği(kestiği) için mutludur...

Geriye ise son haftaki telafi lab.ı ve formolün bıraktığı uyku kalmıştır...

19.5.11

Eğlenirim, acımam!

Biliyorum, boşladım bu aralar buraya yazmayı; ama vaktim yok be sayın izleyen. Ders çalışmaktan, okula gidip gelmekten bir de dizi izlemekten iki satır yazacak ne vakti bulabiliyorum şu bünyemde ne ilhamı.

(Bu noktada yazar her şeyin farkına varır ve uyanır!)

Oha yaa...Tamam Sabancı modda bi meşguliyet değilmiş be benimki de...Gayet yazabilirmişim. Aman neyse...Geç olsun da güç olmasın değil mi ya azizim =D

Son yazımdan - ki o sıralarda sinirliydim - bu yana neler oldu bakalım?

Öncelikle tıbbı bırakmayı düşünen arkadaşım caydı gibi bir şey. Sanırım onu yapabileceğine ikna ettik; ama belli oluyor daha yaa, kafasında hala bırakmak var. Her şey şu 4. komite ve finale bağlı sanırım ona göre. İstediğini alamazsa direkt bırakacak ve bende kafasını kıracağım; ama sanırım o daha kafasını kıracağımı bilmiyor. İyi hatırladım bak, bi ara hatırlatayım bu küçük (!) ayrıntıyı ona.

3. komiteyi de geride bırakırken bir tuhaflık da kapladı biz dönem 1'leri sayın izleyen. Bildiğin okul bitiyo lan! 1'de 1! Gerçi bu tamamen kalma ihtimalimin azlığına dayanarak kurulmuş bir cümle yoksa gayet batabilirim de. Zira bir final gerçeği var ki aman yarebbi tırsış modu açtım üç buçuk döktürüyorum ortalarda resmen! Ya o kadar dersin hangi birine çalışacaksın. O değil, fizyoloji diyelim..3 soru soracaklarmış. Yok biyofizik 2 soru...Bütün dersler böyle bu soru sayılarında. 2 soru için oturup ona çalışacaksın da bu sayı azlığı insana şöyle bir psikoloji veriyor "Aman yaeee, 3 soru o,yapmam onu, şu 2 soru salla onu..." Böyle böyle çalışacak ders kalmıyor geriye ve sen finalde yerin derinliklerine keşif gezisine çıkıyorsun. Hayır, kırtasiyelerde özetler filan var da...Yahu kardeşim, özet dediğin "özet" olur yani. Bunlar normal ders notlarından çok! Ön kolum kalınlığında klasör! Çocuuum manyak mısın lan! Onu okuyana kadar kendim özet çıkarırım dedim de sanırım o yetişmeyecek ve ben bu cümleleri yutup bir güzel gidip o özetleri alıcam tıpış tıpış..

Amaaaan hep ders ders nereye kadar bebeeem, azıcık da eğlenceden dem vuralım di mi ya?

Geçen haftalarda bahar şenliğimiz gerçekleşti mesela Hacettepe'de. Her ne kadar tıp ve bilimum sağlıkla ilgili bölüm öksüz evlat misali Sıhhıye' ye atılmış olsa da çirkefliğimizi yaptık, utanmadık Beytepe yollarına düştük! Sanatçı menümüz: Mor ve Ötesi, Athena, TNK, Şebnem Ferah, Yalın.

Ben sadece Mor ve Ötesi'ne gidebildim. Şebnem'i de istedim; ama hava yağacak ve ben de hasta olacak gibiydim. O yüzden gitmedim.Islanırsa,kalkamazdım yataktan. Ancak kader boş durmadı ve daima bana yaptığını yaptı, ağlarını ördü. Acımadı ve yapmur adına bir damla bile düşürmedi Ankara topraklarına konser vakti!!! Ama biliyorum ve tek tesellim bu: Eğer gitseydim yağacaktı!!!


Mor ve Ötesi'nde ise konser değil biz süperdik! Konserde elektrikler 2 kere filan gitti; ama biz 15 kişi filan olduğumuz için eğlencenin dibine vurduk ki fotoğraflardan da belli oluyodur herhalde =D O kafasında tuvalet fırçamsı şey takan benim farkettiyseniz. Kafam güzeldi, yaptım. Pişman değilim, yine olsun yine yaparım!


Onun dışında dün topluluğumuz MEDİSEP'in kapanış partisi vardı.

Topluluğun odasında yaptık partiyi. Dans etmekten belim tutuldu yemin ediyorum. Ne varsa oynadık herhalde. Bi disko kopuyoruz,bi oryantale vuruyoruz, Ankaralı'dan girip damat halayından çıkıyoruz.

 Kurt murt kalmadı, döktüm hepsini. Böyle durup fotoğraf çekildiğimize bakmayın kopardık resmen, fakülte inledi desem yeridir. Bu partiden sonra gelecek hafta da Genel Kurulumuz var ki yeni yönetimimiz seçilecek =D Yönetime adaylığımı koymadım, o kadar yükseklerde gözüm yok; ama gelecek senenin LORA'lığına adayım ki SCORA adına da çok iyi planlarım var. Asıl seneye kopacaz #)

Eh bu haftalık benden bu kadar sanırım =D Beni özleyin genşşleeerr =D

19.1.11

Doğdum,Hasta Baktım,Hediye Aldım,Mutlu Oldum.

Yaşlanıyoruz blog =P

Bir yaşıma daha girdim =D Öyle ilginç bir olay karşısında girileninden değil ama. TC. nüfus cüzdamında yazan ve de annem tarafından bizzat doğrulanmış tarihe gelmemize tekabil bir yaşıma daha girdim ki daha kısa adı "doğum günü" o tarihin =)

Artık "10"lu yaşların dışına çıktık. "Geç ergenlik"teyiz klinik değişle-hatta "çok geç ergenlik" ki bu daha gerçek hayata atılmaya kadar devam edecek ki bu da ergenlikten 26 yaşında çıkacakmışım gibi bir izlenim veriyor ki bu korkutucu nazarımda.

Günüm süper geçti blogcum. Kimin sayesinde? Tabii ki arkadaşlarımın =) Kıyamam yaa! Şu komite stresinin bünyelerimizi allak bullak ettiği; her türlü boş ders, öğlen arası, dolmuş yolculuğunu filan not okumakla geçirmek yerine kalkmışlar pasta neyin almışlar. Yetmemiş uğraşıp posterler neyin çizmişler. Canlarım benim yaa =D Bak sevgi patladım şu an. Lady Gaga'dan gelsin "love love love"
Kendimden iğrendim.Neyse...

Hediye de almışlar yaa. Ve ben o hediyeleri görünce vuruldum! Resmen vuruldum yaa! Resimde de görüldüğü üzere; artık bir adet Hacettepe mutfak önlüğüm, Hacettepe fırın eldivenim, House İzleme Kılavuz'um var. Bunlara ek olarak da yurt arkadaşlarımın aldığı mouse ve kulaklık var ki mouse kullanmamaktan artık mouse'a yabancılaşmış elim resmen bayram etti. Kulaklığımın ise 15 mt. bir uzunlukta olmasının avantaj mı yoksa dezavantaj mı olacağını üzerimde her zaman hain emeller gerçekleştirmiş olan "kader"ime ve suç ortağı olan  "zaman"a bırakıyorum.

Onun dışında bir de bugün hasta görüşmem vardı. Hatırlarsınız şuradan, daha önce yazmıştım. Hah işte onun ikinci görüşmesi. Zaten vücüüüdümde endorfin tavan yapmış, mutluluktan forever modda kopuyorum. O yüzden hasta görüşmem de çok iyi geçti =) demeyin keyfime yani...

Efenim bu seferki hastamız -eşek sıpası- sen 6 ay önce ev taşı. Sonra da beli ağrısın. E tabi ağrıyacak! Senin değil de benimki mi ağrıyacak. Ama kendisi diğerinin aksine pek bi konuşkan pek bi sempaaatikti ki benim de enerjimle birleştirince ortaya 2 dk'lık süper bir video kaydı çıktı.

Geçen seferki yanlışlarımı yapmadım. Geçen sefer unuttuğum şeyleri bu görüşmede yaptım; ama ortada bir sorun vardı. Bu sefer de geçen görüşmede doğru olanları yapmadım. Olayı hastaya özetlemedim; ama ,hastacım sağ olsun, çok iyiydi. "Kesinlikle gelirim böyle bir doktora." şeklinde bir geri bildirim verince artık içimde kelebekler uçuşuyordu, böcekler güzeldi, bahar gelmişti, cennet ayaklarımın altındaydı.

Günüm süperdi anlayacağınız. Bakalım bu süperlik bir gıdım olsa da yarınki İngilizce sınavına yetişecek mi? Allahaam n'oolur yetişsin, lütfen Yarebbim yetişsin.Yüksek aliiim İngilizceden. Dinimiz amin....

Not: Hasta no 1! Gör de feyz al! Bak çocuk nası konuşuyo! Sen sustun! Beni de gerdin! Peh!

Not 2: Hasta no 2.Aferin arkadaşım. Şöyle konuşkan ol, canımı ye. Çok teşekkür ettim geri bildirimine. Kal sağlıcakla.

22.12.10

Hasta Değilsem Bile Hasta Oldum Sayende Hacettepe!

Sonunda odayı boş bulup, zamanı tutturup, kahveyi doldurup da önüne gelebildim blog. Anlatacak çok şey var şu aklımda da üşengeçlikten, zamansızlıktan ve de bilimum internet yetersizliğinden yazamadım.

Öncelikle şunu belirteyim; komite depresyonundan sıyrıldım sayılır. Tabi buna, geçmişi unutmam mı yoksa ikincisine hayvan gibi kasmaya başlamamla depresyona vaktimin olmaması mı sebep oldu tam olarak çözemedim; ama haticeye değil neticeye bak der atalarımız ki benim kendilerine saygım sonsuz. Doğru söze ne hacet azizim..

Histoloji dersimiz başladı ve ben komite 1'deki başarısızlığımın nedenini buldum! Görsellik eksik yaa!! Tıbbi biyolojide gördüğümüz, herkesin ezberlediği ve komite sonrası unuttuğu o proteinler, hücre iskeletleri neyin şu histoloji sayesinde sonunda gediğine oturdu bende de ileride fena girecek ne yazık ki ondan korkuyorum.

Geçen ne oldu? Dersteyiz. Hocamız ders anlatıyor. Ve o kadar iyi anlatıyor ki bildiğin aydınlanıyorum derste. Böyle vahiy geliyor,nur misali ışıklar sarıyor dört bir yanımı, aman sabahlar olmasın moddayım. Sen arkadan bi ses, bi gürültü...Çat! Kadın kesti dersi, gitti! Haklı! Sonuna kadar haklı bence. Yahu kadın profesör! Gelmiş sana, işi mi yok gücü mü yok. Birinci sınıfsın yani asistan neyin göndermemiş ders anlatmaya,kendi gelmiş. Hemi de hücre yani!Kıytırık hücre! Sen kalk kadına saygısızlık yap!

Derste telefonu çalan mı dersin,konuşmalar gülüşmeler mi dersin...Gırla! Kadın da seni mi çekecek? Çekmez tabi. Bastı gitti. "Anlatmadığım yerden soracağım" dedi. Ve bazıları da  "E yuh!" dedirdetecek bir camışlıkla "En azından nereden çıkacağını öğrendik" diye sevindi. Anladım bu ülke doktorlarının neden böyle olduğunu. Bizden bi cacık olmaz zira.

Bugün laboratuvar dersi vardı mesela. Deney yapacağız.Verdiler elimize üresidir, üreazıdır. Enzimi ekle, al asitle çalkala. Olay bu yani. Bunu yapıp grafik çizeceğiz. 4 saat yapamadık!

O değil, deneyi yaptık. Veriler dandik! Kimseninki kimseninkiyle uyuşmuyor. Arkadaş da aldı eline kağıdı kalemi diğerlerini geziyor. Bütün verilerden gözümüze hangisi hoş gelirse, onu yazacağız diyorlar. "Yahu" diyorum " kendi verilerimizi yazalım. Hatallıysa da bir şey olmaz. Geçen hatalı yaptım, takmadılar." diyorum. Yok! İlla en iyisi olsun. E yalan atıyorsun! Neresi iyi! Ne o? Tıp öğrencisi deney yapıyor! Sen öyle san! Hayatımız kopya olmuş, bu da kopya olsun ne yazar mantığı! Yarın öbür gün hastada da kopya çekersin yan doktordan di mi!

Bir diğer atar konumsa sağlık sistemimiz. Daha doğrusu Hacettepe'nin durumu.

Efenim, kolumda böyle sivilcenin patlamış hali mi desem, su çiçeğinin yandan yemişi mi desem yoksa kıçı kırık bi döküntü mü desem; ne desem bilemediğim kızarıklıklar var. O gün,  işim erken bitmiş, tam da böyle hastane havamdayım. Bir arkadaşımın da ayağında tırnak batması varmış. Dedim gel beraber gidelim sağlık merkezine. Nese gittik bizim okulun sağlık merkezine.
 
Girdim adamın yanına. Bir kere ahanda şurada bahsettiğim ortam yok yani, söyleyeyim. Öğrendiğimiz her şey yalan yani. Oturdum, adam bana bakıyor, ben adama. Sonunda adam sordu sorunumu da öyle geçebildik muayeneye.

İşte kolumu gösterdim beyimize. Bir inceledi eller cepte bir şekilde şimdi, Allahı var,yalan söylemiyim." Valla su çiçeğinin son safhasına benziyor." dedi.  Adam, artık nasıl baktıysam adama, " ama öyle gidip gelmez su çiçeği." diye devam etti tırsak bi sesle. Mal yaa! " Sen bi cildiyeye görün." dedi. E bravo monsieur!

Ben salağım ya, öyle laf olsun diye geldim sana! Bana bi kağıt neyin yaz di mi! Alın bu çocuğu diye. "Nasılsa öğrencisin seni alırlar hemen." diyor. Nah alırlar! Öyle olmuyo işte o! Arkadaşa da hastaneye git dediler.
Anlıcağınız bizim sağlık merkezi insanlara hastaneye gidin demek için açılmış bi yer.

Nese gittik cildiyeye - dermatoloji değil işte cildiye! Bana randevu vermedikçe cildiye diye anıcam sizi kahrolsun dermatoloji!- Tabi doğal olarak almadılar muayeneye. Çarşamba sabah veriyorlar randevuları ve bizim de lab. derslerimiz var gelemeyiz filan diyoruz. Mal mal yüzüme bakıyor.

Asistanla konuşalım dedik, karı suratımıza kapattı kapıyı! Pislik! Kıçı fezaya çıkmış aspamın bi de atar yapıo "Aaa bakamiciiim diye!" Hayır yapacağı şey de ne? Bakçak, iki tahlil isticek! Nörolojik mi dermatolojik mi bi anlasam rahatlıcam!

Arkadaşın ayağı da kötü. Onun için de dahiliye, acil, cildiye ne varsa dolandık. Sonunda acilde ortopedi dediler de ortodepedide bi asistan - bak böyle olsun canımı yesin- bulduk da baktırdık.

Doktorluk zor meslek de hasta olmak daha zor bence...

11.11.10

İlk Hastam, Hasta Ettin Beni Haberin Yok!!!

Dün yorgundum blog. Aslında anlatacağım iki önemli olay vardı da yapamadım. Ahh ah! Şu bünyenin üşengeçliğinden gına geldi! Ama şimdi anlatıyorum ya buna şükret. Zira az daha "Ammaaaan, salla yahu." gibisinden bir düşünce yapısı sarıyordu bedenimi; ama "Yok," dedim "...yazayım da taze taze, belleklerden silinmeden web ortamında bulunsun". Hadi gene iyisin =D

Efenim, dün kariyerimde - Allah allaaah! Kariyere bak, yarebbim! 1 aydır kimya gören birinci sınıf öğrencisi...- optimum noktaya ulaştım. Zira İyi Hekimlik Uygulamaları adlı, şu bünyeye son bir aydır tıpta okuduğunu hatırlatan; yegane,biricik, caaanım bir dersimiz var. Eldiven giyme, el yıkama ve maske takma gibi gayet basit görünen; hatta çevreden “Aman yaeeee, bunu mu öğretiyolar?! Puzzp!" şeklinde geribildirimler alan; ancak davulun sesi uzaktan hoş gelir paşam atasözünü doğrulayacak kadar KAZIK olan Mesleksel Beceri Eğitimi adlı aktiviteden sonra sıra geldi iletişim becerilerimizin sınanacağı standart hasta görüşmesine. ( Hani alkış??)

Efenim, "standart hasta" ne demek? Aman aman, pek havalı di mi? Şimdi ilk ders geldi hoca, standart simule hastalarımız var bla bla bla….Anlatıyo böyle,biz bakıyoruz mal mal.   Tabi simule mimule diyince "Nooluyo lan, NASA gibi bilgisyarla mı konuşcaz?" filan diye bekledik;ama yok, canım blog, böyle havalı havalı söyledikleri şeyin en basit açıklaması şu: Yalancıktan Hasta =D

Adam gelcek karşımıza, bizim kalp dokuz sekizlik oynarken heyecandan, bize hasta ayakları yapacak…Amaç da ne? Hastayla konuşabiliyor muyum? Budur yani.

Yani sistem bu; ama çok acımasız. Şöyle ki görüşmeden sonra bu sözde hastamız bize geribildirim(feedback) veriyor ki bu da 3 şekilde olabilir haliyle.

1-) Görüşme çok iyiydi. İyi bi doktor olabilirsin..bla bla...Şeklindeki, yıkama yağlama içerikli konuşmalar.

2-) Kararsızım deyip seni “ E neden geldin o zaman lan buraya?!!” şeklinde çeşitli sövgülere sokabilecek konuşmalar,

3-) Senin gibi doktorum olsun istemem. Görüşme kötüydü bence... diye başlayıp ilerleyen dakikalarda: "Allah belanı versin! Sakın doktor olma kör olasıca,tüh yazıklar olsun sana!" şeklinde geliştirilebilecek cümleler…

Neyse işte, gün geldi çattı. Sabahtan da HÜTBAT( Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Bilim ve Araştırma Topluluğu)’ın düzenlediği ve benim diyabet hakkında bilmediğim 21234134423 tane şeyin anlatıldığı, İLK İĞNEMİ YAPTIĞIM, ilk olmasa da kitabına uygun Glukometreyi kullanmayı öğrendiğim Diyabet Eğitimleri vardı. Ve tahmin edebileceğiniz gibi makus kaderim tarafından gerekli düzenlemeler yapıldı ve ben ilk sıraya yazıldığım için video kaydımı kaçırdım!!!

 Allahım! Görevli adama döktüğüm dilin, yediğim fırçanın haddi var, hesabı yok; ama yine de sağ olsun gelmeyen birinin yerine soktu adam beni. Lan dur? Bi düşüneyim naapçam ne, etçem di mi? Bu aldı beni, attı odaya! Ben, palas pandıras girdiğimdeyse kafamda sadece odada kalem olup olmadığı vardı,düşün halimi!

Zaten odaya girmemle “Standart hastam” da teşrif etti. Tanışmamızı gerçekleştirdik. Ahh ah! Kendimi "Ordinaryus Profesör" diye tanıtacaktım da, kader işte o aceleyle 1.sınıf tıp öğrencisi, diye tanıttım.

Efenim; hastamız 25-26 yaşlarında, bana kendini "Ferhat bilmem ne" şeklinde tanıştıran, şikayeti baş ağrısı olan, oyunculuğu sıfır, bitse de gitsek modlu bi insan. Adamın ne dediğini anlasam valla yazıcam bi şeyler ama zor! Çok zor! Ama yine de diğer arkaşdalrıma göre daha fazla sormuşum. Allahım! Ne desem adam, tek yanıt. 

Yani bişiler söyle ki ben de koparayım di mi aybalam! Yok yaa! Adama " Sigara?" diyorum, "Yok." diyor...Alkol? -Yok. Ailede sorun? -Yok. Işık , gürültü? -Yok. Stres? -Var. Sizi nasıl etkiliyor? - Olumsuz. Sürekli bu!

Çıldırcam! İlaç aldın mı? -Yok. Doktora gittin mi? -Hayır. Eeeeh! 5 aydır başım ağrıyo diyon yeni doktor geliyon! Bravo!

Velhasılkelam bitti görüşmemiz. Kendisinden geribildirimimi aldım. "Gayet güzeldi" dedi. "Konuşturmaya çalıştın,göz temasın filan iyiydi" dedi.. " ama biraz daha samimi olabilirdin" dedi ve ben kaldım!

Nasıl yaa? Samimi değilim? Ben? Paşam, beni…beni beni (by Bihter) samimi bulmamış! Yaw affedersin eşşoğlusu ama  sen ne dedin ki sana ne samimiyet veriyim!? Karşımda kütük gibi oturuyon? Nasıl standart hastasın? İzlediğimiz eğitim filmi öylemiydi ya? Amcam bildiğin yedi sülalesini anlatıyodu, bana gelince mi utangaç oldun?

Ama işte, hastadır haklıdır diyerek kendisine teşekkür ettim ve çıktım =) Yine de beklediğimden iyiydi. Zira batıranlar da vardı ve ben batırmamıştım =D Mutlu mod on.


13.10.10

Kafa Boşaltmaca vol.4

Eveet blog bir Kafa Boşaltmaca'ya daha hoşgeldin. Şimdi, şöyle ki bir sürü; ama kısa kısa şey oldu. Bunlar bir yazı çıkarmaya yetmez. Ben de naaptım? Kafa boşaltmaca serisini çıkardım. İncik cıncık ne varsa yazıyorum. Bu da 4.sü =)

Öncelikle, sonunda derslerim başladı. Başladı; ama nasıl başladı? Göbeğimiz çatladı derslere geçene kadar. Yaa arkadaşım, bi üniversitenin tanıtımı 1 hafta sürer mi yaa! Yarebbim! Bir hafta bilgilendirme üstüne bilgilendirme.Yok öğrenci ne yapar,yok hacettepe sistemi,yok not sistemi,hütbat'ı,medicepi,öğrenci, zımbırtıları...ve daha nicesi! Bir öğrenci, yaa bugün inş. ders işleriz diye gider mi okula?! Gerçi oryantasyonda bizi okulu gezdiren üst dönemleri dinleseydim belki de muhteşem((!) Ankara'yı keyifle (!) gezicektim; ama şu Sibirya soğuklarının Sibirya'dan canı sıkılıp yurdumun başkentine yerleşmesiyle gezme opsiyonu yurtta bütün gün pineklemeye yerini bırakınca tıpış tıpış gittik tabi okula.

Şimdi efenim, biri bana ne okuduğumu hatırlatsın. Ara ara çıkarıp öğrenci kartıma bakıyorum, yanlış yerde miyim filan diye! Bildiğin kimya görüyoruz paso yaa! Allahım,çıldıracam! Ben kimyadan kurtuldum diye sevinirken babasına düşmüşüm meğersem. Bir biyokimya hocamız var. Acınası....

Adam ilk derse Big Bang'ten daldı yaa! Big bang! Bi de Yunus Emre'den, tasavvuftan filan alıntılarla anlatıyo dersi iyi mi! Ulvii bir kişilik yani. Ama prof.'tur, başımızın tacıdır..naapalım..

Bi de oksijen yerine "okjijen" diyen bir kimyacımız var ki o biraz daha iyi gibi...En azından powerpoint'i bilmemesi veya "okjijen" demesi gibi güldürmese de yüzlerde tebessüm ettirecek marifetleri var ki kendisine de saygım sonsuz..En azından dinliyoruz.

Bugün mesela laboratuvar dersimiz vardı. Konu da ne? Asit baz titrasyonu. Olay şu. Asidi alıyon. Bazı alıyon. Öbürüne damla damla ekliyon. Renk değişince hacmi yazıyon. BU! Ve bizim şu önceki cümleyi yapmamız 3 buçuk saatimizi aldı! Millet 10 buluyo 10,5 buluyo. Hoca max. 11 olabilir diyo. Biz 16-17lerde geziyoruz! Bıraksalar asit baz kimyasını baştan yazıcaktım da aahh ah asistanlar kıskandılar zahir engellediler =P

Başka olarak Ankara yağmurlu blogcum.Yolun düşerse filan düşmesin gelme. Berbat bi yer bence; ama işte alışmaya çalışıyoruz. Arkadaşlarla geçen Ankamall'a gittik mall mall gezdik geldik mesela. Gezmesi bile tat vermiyo anlıcağın.

Hayır sınıfta da bi iki kafa dengi yok ki kopasın. 200 küsur kişi..Herkes kendi aleminde ki gözümün tuttuğu da pek yok ya. Ama bugün iyi hekimlik Uygulamaları diye bi dersimiz var 16 kişi bi grup olduk. Diğer derslere nispeten daha iyiydi. En azından insanların konuşabildiğini öğrendim =) En çok muhabbet ettiğim kişininse Moldovalı bi öğrenci olmasıysa ironikti doğrusu. Ama Türkiye'den de arkadaş yaptım =)

Bu arada seçmeli dersim de belli oldu. Uygarlık Tarihi. Pazartesi müthiş bir sıkıntıyla derse girmiştim ki hocamızın sanat tarihi masterlı gayet hoş bir bayan olduğunu ,bizim istediğimiz şeyleri işleneceğini ,gezilerin olacağını öğrenmemle "Anam =)" dedim "...galiba bu senenin ya da bu dönemin en azından en iyi dersi olmaya aday ders bu =) Gerçi kadının mimarım,sanat tarihi okudum demesine rağmen milletin kalkıp siyasi tarih anlatın demesine sinir oldum; ama olsun olacak o kadar =)

Bi de şöyle bişey de var ki blogcum yazarının ne kadar bahtsız,kem talihli olduğunu iyice anla. O kadar kişinin,yüzlerce öğrenci arasından benim,evet evet benim kartımın arızalı çıkması! İşte bu beni tavir ediyo blogcum. Sayısal oynamayı,piyango bileti filan almayı kestim zaten.

O değil bi de koca gün o kartı değiştirmek için uğraştım. Para yatırılacak.kampüsteki bankamatikte para bitmiş. Tee ebesinin tatil yaptığı yere git, para çek. Dağı-evet bildiğin dağ- tırman sağlık kültür spor mu ne menem bişi onun başkanlığına git o seni bankaya göndersin ebenin ikinci tatil yaptığı yere! Parayı yatır, hobaaaa tekrar dağ tırman. Sonra da gel yarın al desinler! O yağmurda koştur koştur ve yarın da aynı yağmurla dağ tepe tırmanacağını bilerek sırılsıklam,yorgun yurduna dön tıpış tıpış.

Ama kartımı aldım =) İlk kartımdaki öss başvuru fotom da bu vesiyleylen bizzat verdiğim insana benzeyen fotomla değiştirildi =) Daha kullanmadım bakalım yarın inşallah geçirir turnikeden. Zira gına geldi "Kemküm benim kart arızalı filan.." gibi şeyler geveleyerek o görevlinin kınayan bakışlarına katlanmaktan. Bildiğin dilenci muamelesi yapıyo adam yaaa! Pis!

Bi de yurt var blogcum.Yurdum genel olarak iyi aslında. Yani yemeği temizliği, arkadaşları filan memnunum ama o interneti yok mu! Allahım her şeyi ekarte ediyo işte o! İzmir'de-evde- fizy'i keşfettikten sonra bilgisayarına müzik indirmeyi beyhude bulmuş olan ben burada kafamı taşlara vuruyorum! Aah keşke indirseydim pc'me o şarkıcıkları diye. Tabi internetimizin kahnı hızında olmasında oda arkadaşımızın 7x24 bişiler indirmesi de etkili ki çıldırıyorum. Porno arşivi mi yapıyodur nedir anlamadım ki! Ben indirmeye kalktım ışın karaca albümü-albüm yaa dikkatinizi çekerim 96 mb bişi-3 saatte indi!! Adam 3 saatte film indiriyo. Şeytan tüyü mü vardır nedir anlamadım!

Yani durum bu.haberin olsun blog =)

      Şu şarkı açıklar sanırım özlemimi....

4.10.10

İlk günüm,ilk hastalığım =) =(

O nasıl bir baş ağrısı yaa! Çatlıyorum blog! Bildiğin yarılıyo kafam! Burun da musluğa bağladı, gözler desen kan çanağı...Evet,  hasta oldum!İronik di mi?

Ama neyse ki bu söylediklerim akşam gerçekleşti de ben yeni eğitim öğretim yılı açılışımdan geri kalmadım =)

Evet doğru duydun bugün okullu oldum =) Hemi de ne olmak...Bi törenler bi şeyler allaam alaam sanırsın Harvar'dı kuruyoruz...Milletten bi tebrikler bi tebrikler-burada millet dekan, rektör vs. oluyor- sonradan acı gerçek tosladı suratıma; ama bozuntuya vermedim. Onlar bana değil; Hacettepeyi 700'den efenime söyleyeyim ilk 100'den kazananlaraydı...Ama dediğim gibi çok takmadım...Daha yıl uzun,kim bilir...

Neyse işte sabah uzzzzuuuuuuunnnnn bi konuşma silsilesinin ardından beyaz önlüklerimizi giydik ve Hacettepe andımızı okuduk =) Artık çeyrek doktor sayılırız anlıcağın, boru değil =P

Sabah törenin ardından 2 buçuk saat ara verildi ki o arada bendenizin aklına bişi yapmak gelmediği için avare avare kampüsü dolaştım. Zaten el kadar bi şey o da bitti mi sana yarım saate! Hobaaa! Eee?
Arkadaşa rastladım sonra yemeğe gidiyomuş takıldım peşlerine...

Ve günün ilk bombası....O yemekhaneden yiyen öğrenci olsun çalışan olsun yüzlerce insanın içinden bendenizin evet yanlış duymadınız bendenizin kartı bozuk çık!!!Yarebbim yaaa!

Hadiii gidersin ordan büro gibi yere onla uğraşırsın filan... Makus talihim beni Hacettepe'de de yalnız bırakmadı anlıcağınız....

Ondan sonra ikinci program başladı ki o sabahkine nispeten daha bi insancıldı...Seçmeli derslerle ilgili bilgi verildi ki içler acısı! 22 tane seçmeli dersin bi tanesi mi bi şeye benzemez! Koy bi Almanca! Ne olur yani eline mi yapışır?! Koskoca Hacettepe'sin di mi? En cazibi otopsi dersi ki ona da 5 kişi alınıo bendeki bu talihle tutmaz o da,biliyorum....

Ondan sonra bi iki şey de tanıttılar ama pek de ilgilenmedim açıkçası yavaş yavaş baş ağrısı baş gösteriyordu zira....

Sonra gruplara ayırdılar bizi...Başımıza da ikinci dönemden iki öğrenci... Gezdik durduk kampüsü filan kiii günün kayda değer tek olayıydı bence. Zira gezdirenler pek bi cana yakın pek bi öğrenciydi =) İşte şu cafeye gidilir şu kafeye adımını atma filan... Hoştu...Sonra da dağıldık zaten ve ben baş ağrımla başbaşa kaldım...

Bugün de uyum etkinlikleri adı atında hiç bi b*k yok! Girdim amfiye millet moron birbirine bakıp bakıp duruyo...Baktım bişi yok vınladım ordan da attım kendimi şu satırları yazdığım bilgisayar laboratuvarına.İnternet jet...oh mis =)

19.9.10

Döndüm Yahu =)

Döndüm =)
Evet blog döndüm sonunda şu caaanım İzmir'ime....Allahım allahım, lan ben koca sene n'apıcam orada sorularıylan girdim ya izmir il sınırlarına. Özüme anca döndüm blog...Havası, suyu, insanı,taşı, toprağı, denizi, kuşu, börtüsü, böcüğüylen canım İzmir...Garajda secde edicektim yeminlen muah muah diye öpecektim soğuk mermerleri de abartmayayım dedim...

Efenim malumunuz, hazırlık muafiyet sınavı içün bendeniz 5 gündür Ankara'daydım...Şimdi akıllarda: "Lan 1. aşama bir, ikinci aşama da 1 gün dersek senin maksimum 2 gün orda kalman gerekmiyo mu?" gibisinden sualler oluşabilir; fekat oluşmasın...Eğer sizin de 15'indeki sınava 12'sine bilet alan bir babanız ve de nur topu gibi bir bayram dönüşünüz varsa o bileti değiştiremiyorsanuz ve mecburen 2 gün oluyo 5 gün...

"E 5 gün orada nerde kalıcam lan ben?" şeklinde sorular almıştı ki beni, caaanım arkadaşım Hazal bana facebook'tan mesajını attı. "İtiraz istemem.Ankaraya gelince bizde kalıyosun." Kalmam mı! Canıma minnet =) Hem bütün sene özlemişim arkadaşımı. Hem kalacak yer, hem hasret giderme hemi de Ankara'yı bilen biriylen gez-toz modunu açmak. Oooh! Bir taşla kaç kuş sayamadım valla...

Neyse efendim, velhasılkelam bendeniz gecenin bir vakti çıktım yola. Hesapta biletim gece yarısı İzmir Turizmden; ama ablam ,sağ olsun, garajda çalıştığı için 11'deki benim bineceğim araçtan daha lüküs olana yer buldu ve ben 1 saat erken olarak yola çıktım...

Yolculuk şurada bahsettiğimki gibi geçmedi...Horlayan zırlayan yoktu. Dahası yanım da boştu..Oh mis anlayacağınız....Açtım tv.mi, izleye izleye gittim...İnanmazsınız uyudum bile =)

Sabah Hazal karşıladı beni Aşti'den...Oradan da direkt evlerine geçtik; zira yol öldürüyo insanı arkadaş...Uyandığımda akşam olmuştu ki zaten o gün dışarı çıkmadık...

Ertesi günse sınav yerimi görmeye gittik Beytepe'ye ki şunu hemen belirteyim ismindeki "tepe"yi harbi harbi hakkeden bi yer. Dağda abi yaa!!! Dağ yaa, bildiğin dağ! O ne oolum! Yer mi kalmadı allasen...Ortaçağ krallıkları gibi kendi içinde şehir olmuş bi yer yaa...Bi de görseniz nasıl yokuş nasıl yokuş...Bendeniz hık hık gidiyodum nefes darlığından o yokuşları merdivenleri tırmancam diye!

Tek iyi yanı otobüs sınav binammın önünde indiriyodu. Bu kadar...Başka iyi yan arama....

İşte sınav salonumu neyin hallettikten sonra sıra asıl göreve geldi: Yurt bakmak.

Yok arkadaşım yaa..Ankara yurtta tavan yapmış. Bildiğin faiş fiyatlar sözkonusu...4 kişilik odalar 650-700 filan diyolar bi de banyo tuvalet ortak filan...Biz de dedik belki Beytepe tarafında vardır özel yurtlar, hani şehir dışı filan daha bi insaflı olurlar diye ama çıh....Orada da yok...Dağ tepe tırmandığımızla kaldık anlayacağınız...

Bi de caanım babacım oradaki devlet yurtlarına bak güzeli varsa ayarlıcam ben sana filan diyo; ama yok ki...Kalıncak gibi değil devlet yurtları...

O yüzden bi iki arayıştan sonra kayıt zamanı bulduğum bi yurda kadımı yaptırdım. Hem de Hacettepe tıbba yürüyüş mesafesinde-5 dk.-

Tabi  şu noktada şöyle bi sıkıntı zuhur etti. Ben nerede okucam?

Eğer sınavı geçemez de hazırlık okursam, ben kardeşiniz beytepe yolları taştan türküleriylen Ankara dağlarına tırmanıcam; ama yok engiiiiiiinn (!) ingilizce bilgimle hazırlıktan muaf olursam çat! Sıhhiye'de yurdumun karşısındaki fakülteden başlayacam ve yol param da bana kitap,eğlence olarak kalıcak. Yani sınav önemli benim için...

Sınav demişken.giderken umutsuzdum aslında. Lan ben kimdim ki  liseyi almanca okumuş haliimle deyim yerindeyse ortaokulda aldığım ingilizcemle hacettepe hazırlığını geçicem şeklinde iç muhasebeler yaşıyodum. O yüzden de amacım sınava girip bari "beginner" değil de "upper-mediate"tan filan başlayayım filan diyordum. Zira internetten yaptığım her sınavda "upper" çıkıyodu.

İşte sınav günü geldi çattı. Her türlü yol önerisini alıp çıktık Hazal'la yola. Ve ilk darbe Sıhhiye köprüsünün üstünde yurdum polisinden geldi. Biz gayet saf bir şekilde, durağın orada görevini yapan polis amcaya "Pardon,230'a nerden binebiliriz acaba" şeklindeki sorumuzu sorduk ve sağ olsun yurdum polisi bize önünde durduğumuz durakta bekleyin demek yerine bizi, te ebesinin yazlık evine kadar gönderdi!!!

İleri gidin, dedi. Biz de gittik; ama git, git bi b*k yok affedrsiniz. Ne bi durak, ne bi şey. Şehir dışına çıkçaz. Hayır geç de kalıcaz sınava iyice b*ktan bi durum. Geri döndük sonra ve acı gerçekle karşılaştık. Az önce bomboş beklediğimiz durakta yaklaşık seksen kadar insan sıra olmuş beytepe otobüsünü bekliyordu. Polis amcaya saygı sevgi sözcükleri içimizden akarken biz de sıraya girdik mecburen ve gelen 2. otobüse en son olarak bindik ki bu da ağzımızı burnumuzu cama yapıştırarak gitmek demekti...ki öyle de oldu...

1.aşama sınava girdim böylece ve bildiğin ortaokul sınavıydı sınav....O kadar kolay olsun ki o kadar olur...Yarım saattte çıkınca bi buçuk saatlik sınavdan, yazık arkadaşım telaşlandı bişey oldu diye...Ve sürpriz olmayarak ertesi gün geçtiğimi, 2. aşama olan ve haşırt dı blekbord olan sınava girmeye hak kazanmıştım.

Ona da gittik. Ama bu sefer tecrübeliydik o kadar zor olmadı. Bu sefer de otobüs koca sene hazırlık okumuş da muafiyeti geçmeye çalışanlarla doluydu ki Erzurumlu 3 gencimizin otobüste, ellerinde kağıtlar "Oolumm soon as' den sonra sayılanlar geliyodu..." şeklinde ders çalışıyo olması, gözümü çevirdiğim her yerde insanların ingilizce bir materyal -kağıt,defter- okuyo olmasıylan ben de bi yusuf yusuf hali başgösterdi...Sonuçta bu kadar bütün sene ingilizce görmüş insan tırsıyosa ben de tırsmalıyım psikolojisi oluştu bende..

2. aşamaya da girdim. Hiç de beklediğim gibi zor değildi. Yazma konuları dandikti. Bir buçuk sayfa döşedim ;ama yeter mi bilemedim. Dinleme yoktu ve diğer bölüm de metinler üzerinden testti ve onları da yaptım. Şimdilik tek işim kaldı....Beklemek....

Ve bu bekleyiş beni deli ediyor...Nerde okuyacağım bir önce kesinleşsin de rahatlayayım...

Not: "aşti" ne dersen bi tık
Not 2: Gelecek yazı....Ankara'da Ulaşım....

2.9.10

Ankara'nın Taşı Altın Filan Değil!Gittik, gördük!!

Döndüm blog....

Bir günlük Ankara maceram sonunda bitti! Bitti; ama biteken de göbeğimi çatlattı ki bilen bilir, benim göbeğim zor çatlar!

 Neler çektik neler başkent yollarında,içerisinde bir bilsen blog...Anlatmaya başlayayım; zira yolculukta bile döküldü satırlar beynime. Sürekli "Bunu yazayım,dur şunu da yazayım...bak bunu da yazmalıyım..." moddaydım. Sanki yazsam bi b*k olacak da neyse....

Öncelikle caaanım(!) babacığımın handikabına uğradık. Zira adını bile duymadığım bi şirketle yolculuk yapacaktık ki bu konudaki hislerim error veriyordu. Ve ne yazık ki o hislerim yanılmadı.

Dakka bir gol bir...Tekerlek üstündeyiz...En arkanın önünde...Takır takır... "Nasıl uyucaz?" derken kader ikinci golünü de çok geçmeden doksana taktı. Bir aile bindi orta kapıdan...Kucaklarında gülen bir bebek!!!

Gülmesi sorun değildi elbette ki de sabaha kadar bir otobüs yolculuğunda bir bebeğin ne kadar güler modda kalacağını merak etmeye başlamıştım ki...ağlamaya başladı!!
Biz annemle birbirimize yandık bakışları atarken aile de yazık mahçup mahçup "Kusura bakmayın,birazdan uyur zaten.." filan dedi ki hakikaten çocuk uyudu...Hem de sabaha kadar....Tabi bizi bebeğe odaklayan hislerimiz asıl tehlikeyi görememişti ne yazık ki....

Bir amca bindi...Gayet zararsızdı aslında...Yanında çocuğuyla Kırıkkale'ye gidiyodu...

Televizyonda kavak yelleri açıldı...Koltuklar eğik pozisyona getirildi..Kontak çevrildi...ve yolculuk başladı...

Ve amca tespih çekmeye başladı...ama nasıl tespih! Tahta! Allahım tak tak tak....sinir ediyo insanı! Kemalpaşa' yı geçtik gidiyoruz, bu hala tak tak tak...Ya bi kes! Yok! Sonunda uyardık da homurdana homurdana kesti!

Muavin geldi ikrama filan o da kütük mü sana! Allahım,öküz yaa! Su istiyosun suratına bakıyo mal mal. Sular da sıcak zaten! İşimiz iş dedim...

Saat 12 gibi Kavak Yelleri sona yaklaşırken yol da karanlık olup görecek bir şey olmayınca kapattılar ışıkları ve kabus başladı!!!

Allahım!! Tespihçi Amca nasıl horluyo!!! Nasıl horluyo!! Anlatamam! Yok öyle bir ses! Ta otobüsün başından insanlar rahatsız oluyo! 4534534 kere uyardık! Yok! Uyuyamıyoruz...Çocuğu da o ailenin aldığı ekstra koltuğa yatırdı mı! Onlar uyuyo, biz bütün otobüs onları dinliyoruz ki şurada ikinci paragrafta belirttiğim kehanet gerçekleşti bu yüzden ve ben Ankara'nın Aşti denilen otobüs terminaline, benim diyen zombilere taş çıkartacak vaziyette indim. O kehanete ek olarak Afyon'da yediğimiz sucuk döner de midemi at alıp beygir satmaya zorladı o da ayrı...

İndik ankaraya anlıyacağınız. Allahtan orada ODTÜ pankartları tutan öğrenciler vardı da hemen yanaştık yanlarına. Sağ olsun bi kız gösterdi bize Hacettepe masasını. Yardımcı oldular ,işte şu dolmuşa binin şurda inin filan diye; ama evren benle dalga mı geçiyo nedir; dolmuş şoförü yolu bilmiyo!! "Oha!" dedik artık, yuh! İndirdi bizi Hacettepe hastanesinde...bi de yalak yalak "Yaw bağlantı vardır kampüsle" dio Öküz!

Neyse, biz şahsi çabalarımızla bulduk kampüsü. Yaptırdık kaydımızı.. Evet =) Artık resmen Hacettepeliyim...Öğrenci kartımdaki embesil ÖSYM fotoğrafıma rağmen...

Tabi maceramız burada bitmedi...biter mi hiç! burda söylediğim gibi yurt neyin çıkmadığı için haliyle bi de yurt arayışı başladı bizde.

Ve özel yurtlarla ilgili bir tespit: Hayvan gibi pahalı arkadaşım! Oha lan! 600-700 diyo adam yaa! gezdik bi kaç tane. Ama sonunda bi tane bulduk uyguna. Galiba orada kalcam. Ya zaten arkadaş bulayım da ver elini home sweet home...

Dönüşte ise anam,garip anam çilekeş anam olaya el attı ve Anadolu turizmle geldik. Diğeriyle karşılaştırılamaz bile! Hizmet,ikram,konfor...kusursuzdu!

Ama ben yine uyuyamadım ki eve gelmemle kendimi yatağa atmam bir oldu...Şu yazıyı bile anca yazıyorum....

Sonuç: Ankara'yı beğenmedim...İzmir Forever!!!

30.8.10

İstikamet Ankara...

Biletler alındı blog...Salı gecesi ver elini Ankara modundayız.

Yani yap şunu iki-üç gün de millet rahat rahat görsün işini di mi? Ama yok.Sen kalk tek bir güncük ver kayıt gününü.1 eylül...
Sabahın esselatında,o caanım Ankara kargaları herhangi bir kahvaltı girişiminde bulunmadan inicez Ankara'ya ki dolmuşların bile o saatte çalışmaya başlayacağını sanmıyorum. Gerçi kahvaltı, yol öğrenme filan anca sürer gibi geliyor da yine de sabahın 6'sında Ankara garajında, gözleri şiş, hayatından bezmiş, 100 kilo civarlarında bi şahıs görürseniz..hah işte o benim...

Gerçi her türlü tüyo arkadaşlardan alındı. Bir haftadır: "Oğlum yaa Kızılay'a çıktın mı, tamam işte. Ordan yürüyosun"," Yaa garajdan dolmuşa biniyosun işte" " Kime sorsan gösterir.."," Servisi var yaa.." gibisinden cümlelerle boğuşuyorum. Ama biliyorum, bunlar bi işe yaramayacak ve biz yine sora sora bulucaz yolu.

Bu arada Hacettepe yurtları da çıkmadı, iyi mi? Devletleri bekliyordum ki onu da az önce öğrendim. Çıkmamış. Çıksa şaşardım! Şu yüce Türk devleti ne zaman yararıma çalıştı ki benim!!
Bi de yedekteyim. 2713. sırada!! Mezun olunca gelir sıra diye düşünüyorum...

E bunun üstüne anam, garib anam, çilekeş anam bilmese de, bi de bütün gün yurt koşturacaz oralarda...İnternette araştırdım tabi ki de...de hiçbirinde fiyat filan yazmıyo ki..Oda,yatak,yemek,sıcak su...Lan anladık var hepinizde..bi fiyat tarifesi koy di mi! Yok! Çıldıracam...

Bi arkadaş diyo, "500'e kalıyom ben.", diğeri ,"Ben 400'e kalıyom". Hangisi doğru bilemedim...

Hayır, bi de şöyle bi sorun var. Hazırlık okucam mı okumucam mı? Şimdi çok zor bişi diil gibi görünüyo; ama şu sorunun yanıtı ya beni Ankara'nın göbeğinde okutucak ya da Eskişehir-Ankara karayolunun üzerinde...Zira tıpçılar Sıhhiye Kampüsünde, medeniyetin göbeğinde; Hazırlıkçılar ise Beytepe Kampüsünde allahın unuttuğu bi yerde okucaklar...

Bi de diplomada da Kastamonu Tıp fakültesi yazıcakmış, iyi mi! Ben diplomam Hacettepe Tıp olcak diye girdim, e haliyle şu bilgiyle vurgun yedim. 3 sene sonra tası tarağı toplayıp Kastamonu'ya gidicez.

Aslnda sıfır kilometre, cillop fakülteye girecez. Süper cihazlar filan da...Hocallar, Hacettepe'de uzmanlaşan asistanlar olacak. Genç kadro falan filan feşmekan gırla ortalarda da, lan o adam ne gördü ki ne öğreticek moddayım ben biraz. Ondan yatay geçişlere bakıyorum; ama onu da kaldırıyolarmış..Hobaaa...Ben iyice deliye döndüm.. Artık kaderin bana kesin bi gıcıklığı var,biliyorum..Okucaz artık paşa paşa...

Gerçi hele bi okul başlasın da...belki Hacettepe'ye geçerim,belli mi olur ;) Hayal dünyası işte naaparsın...

Not: 100 kioyum ama göstermiyorum..taş çatlasın 85.. =)

24.8.10

Kafa Boşaltmaca vol. 3

Geldim blog geldim. "Sonunda sana da vakit ayırdım." demek isterdim; ama ne yalan söyleyeyim sana yazmamamın nedeni tamamen üşengeçlik blog. Evde yat yat Diyarbakır karpuzuna döndüm.

Gazetede yazıyodu İngiliz bilimadamlarının yaptığı araştırmaya göre - ki o adamları bulursam dövücem,en zırttan şeyleri araştırıyorlar- tembellik hastalıkmış. Evet! Biliyorum. Şekil 1-a ben işte! Yatmaktan başka bişi yapmaz oldum. Televizyon bile izlemiyorum internette girmekten ki Doktorlar neyin oynuyo tv.de o derece yani.
Neyse olan bitenleri yazayım ben. Şimdi şurada da dediğim gibi kazandım üniversiteyi blog =) Ama öyle kazanmakla bitmiyor tabi takdir edersin ki. Yok yurt başvurusu,yok kayıt evrakları,cartı curtu ooff uğraşçak bir sürü mesele var.

Hayır şikayetçi değilim uğraşırım da... Arkadaşım ota b*ka da site açılmaz ki! Yurt için ayrı site,öğrenci işleri için ayrı, üniversite için ayrı, üniversitenin kendi yurdu için ayrı, tıp fakültesi için ayrı, hazırlık sınıfı için ayrı...hangi birini takip edeceğimi şaşırdım. Tırsışlardayım bir şeyin kaydını kaçıracağım diye. Sürekli takipteyim anlayacağınız.

O değil, beni geçtim bi de kardeşimin duyurularını da takip etmek zorundayım. Onda hele hata yaparsam bir aile benim yüzümden hapiste yatar, bense mezarda...

Teyzeme geldim dün. Laptobumun kablosu bozuldu. Bizim ev sanal dünyadan koptu anlayacağınız. Onu tamire verdim. Kuzenlerim de bizde kalıyodu, onları evlerine getirrdim. E internet bizim evde olmadığına göre de kalayım dedim burada. Digitürk filan da var.Oohh paso House, Er, Three Rivers filan izliyorum...Nasıl mutluyum anlatamam.

Gelirken yolda açık parfüm satan bir dükkanın camında asılı olan iki kağıt dikkatimi çekti ve acı bir Türkiye gerçeğini gördüm. Kağıtta şu yazılıydı, varın yorumu siz yapın: "Rahmetli Bihterin kokusu geldi." Yanında da "Behlül'ün kokusu geldi" yazıyordu; ama diğerinin yanında sönük kalmış.

 Diğer bir şey...Kulağımda şimdi de iltihap çıktı. İyi mi! Geçen cumartesi nasıl ağrıyo,anlatamam! Çorbayla yaşadım bütün gün. Çenemi açamadım! Arkadaşın babasını arattım arkadaşa. "Antibiyotikle, majezik alsın." dedi de cumartesi her yer kapalı! Eczaneler majezik'in kutusunu göstermiyo reçetesiz! Neyse ki teyzemde varmış da o getirdi, içtim. Azaldı biraz ağrı . Pazartesi de ilk iş doktordaydım. Nur topu gibi bi iltihabım, bi de dış kulak yolunda ödemim var artık. Nasıl mutluyum nasıl!!! Aldım ama ilaçları.Yutup duruyorum. Damlalar filan gırla zaten söylemeye gerek duymuyorum. İyileştircem bu kulağı, kararlıyım.

Bi ara da göze gidicem. Yeni gözlük almalıyım.Öyle ya 300 kişillik amfide lazım ;)  Numarası mı değişmiş ne bi de kendi gözlüğümle göremiyorum, arkadaşın gözlüğü bi takıyorum dünya HD oluyo birden. Dişe de gideyim diyorum. Ankaradan önce revizyona girmek lazım yani.

Yaa bi de o var. 14'le 15'inde -sanırım- sınav var. İngilizce muafiyet. Ama atlayamayacağım  sanırım. İnternette sınav yapıyorumm hep " uppermediate " çıkıyor. Birinci aşama tamam da ikinci aşama giricek sanırım. Zira Hacettepe'nin sınavları da kazık hani.

4 Ekim'de başlıyormuş bizim okul. Arkadaş başka bölüm okuyor, "Bizim 20 Eylülde başlıyor.Off!" diyor. Yaa arkadaşım! 11 gün ara tatilim var benim ama!! Sense yatacaksın resmen!

Of bir de hazırlık Beytepe Kampüsü'ndeymiş ve aldığım istihbarata göre orası bildiğin, şehrin dışında Eskişehir-Ankara yolundaymış.Olmasa şaşardım zaten!

Bu arada yakın arkadaşım Macaristan hazırlıklarına başladı .Sordular buna "Ocak mı Eylül mü?" diye, bu eylül dedi!! Hoş, ocak dese de görüşemeyecektik; ama ne bileyim erken gibi. Gidecek orada tıp okuyacak. Uzmanlığı da alıp gelecek. O nasıl olacak anlayamadım bi türlü; ama öyleymiş. Gelecek yaz yanına gitmeyi düşünüyorum ama... Bakalım artık,kısmet...

Bu yazım dizi izlemeden geçti resmen! Sözde Supernatural bitecek, How I Met Your Mother'la kanka olunacak, House ezberlenecek ve bir sürü dizinin ağzından girilecek burnundan çıkılacaktı; ama ne oldu ne bitti bilemeden yaz bitt. ve ben bi b*k izleyemedim. Bravo bana!

Geçen Atv'de Çocuklar Duymasın'a rastladım. "Gülmem ki ben buna" dedim, " Eskisi gibi olmaz şimdi bu." Bu kadar yanılabilirim!!! Yarıla yarıla koptum var yaa! Süperdi yaa =) Pınar-Tamer ikilisi eski tadı yakalamışlar. Ama Selami'nin olmaması üzdü biraz. Yeni yüzler de vardı ve çok da güzel olmuş. İzlenilesi...

Bu arada kilo vereceğim ben, bak diyorum buraya. Ama nasıl, orasını bilmiyorum. Depresyona girdim yaa! Herkes üçgen vücut olmuş da bir ben kalmışım! Ankara'da spor salonu vardır herhalde. Gelecek yaz yakıcam lan ortalığı! Ankara! Wait for me babe!

Aa, bir de Inception'a gittim bir arkadaşla. Güzel filmdi. Alışılmadık tamam; ama haftalarca da bahsedilecek kadar değil bence. Ama görsel efektlere filan laf yok tabi. Oyuncular desen ona keza. Gerçekten iyi. İzlenilir yani.

Eh benden bu kadar.  Zaten öyle action bi hayatım olmadığı için de bu kadar çıkması bile şaşırttı beni aslında =) kendine iyi bak blog...

Not: Kafa Boşaltmaca serisi nereye kadar gidecek acep??

Not 2 : Bak bu da müzik.Ama alakası yok yazıyla öyle içimden geldi =) http://fizy.com/#s/1ahyun

...

.....

...

...

Yorumlar....

Yorum.