Ah yine yazmayalı yüzyıllar olmuş sevgili bloguma...Öyle ki "En son ne yazdım ben ya?" diyerekten geçmiş yazılarımın arasına bile daldım son yazıma bakayım isterken...
Son yazımdan devam edersem Lucy'i sonunda izledim. Çok tuhaf -aslında biraz da abartı- bir bakış açısıyla işlenen insan potansiyeli olayı gibi geldi. Ama düşünce fantastik ve her ne kadar saçma gelse de içimizden ufak bir parçanın da "Ah keşke olsa..." şeklinde dilediğimiz bir olay. İzlemeyenlere öneririm, zira ne kadar kötülemeye çalışsam da beğendim filmi.
Peki o yazıdan sonra ne oldu? Evet, çok doğru bir tahminde bulunduğunu düşünüyorum -bulunmadıysan çaktırmadan okumaya devam et :) - Ankara'ya döndüm! Ancak 2 yıl üst üste çektiğim dönem 3'ün yegane amacı olan dönem 4'e bir diğer deyişle "Stajer Doktor"luğuma başlamak için!! Nitekim başladım da :D Hem de -beklediğim üzere- Pediatri yani Çocuk Hastalıkları stajıyla.
Başlamak ama ne başlamak! Yani geçen seneden ev arkadaşım da aynı süreçlerden geçtiğinden hatırı sayılır miktarda bir bilgiye sahibim ve kendimi de buna göre hazırlamıştım zaten de insan karşılaşınca daha bir farklı oluyor haliyle. Yoğunluğumuz inanılmaz! Aslında dönem 3 ile karşılaştırıldığında pek değil gibi görülüyor kağıt üzerinde;ancak iş uygulamaya geldiğinde ne yazık ki akşam eve haşat halde gelmiş oluyorum. İlk 3 hafta propedötik -muayene eğitimi- eğitiminin yanında teorik dersler diğer 5 hafta servislerde hasta başı eğitimleri, ünitelerde küçük grup dersleri, patoloji konferansları üstüne katılmamızın zorunlu olduğu mortalite, vaka ve poliklinik vaka toplantılarıyla enerjimizi hastanede bırakıp çıkmamız;ancak üstüne eve gidip hastalarımızı,ilişkili durumları ve tabi ki sınava çalışmamız gerekli. Hal böyle olunca ne spora vakit kalıyor ne de diyeti adamakıllı sürdürmeye. Ancak yine de elimden geleni yapıyorum o konuda. Yani en azından hoca bakmazken bir iki adet diyet bisküviyi ağza tıkmak elimden gelenin en iyisi sayılırsa. Yoksa bir şeyler yemeye zinhar vakit yok sevgili okuyan. Kaç arkadaş patır patır fenalaştı düşük şekerden ne sen sor ne ben söyleyeyim;ama alıştık haliyle. Şimdilerde daha iyiyiz. Vakit aldı tabi adaptasyon ne de olsa. Umarım yazın verdiğim 3-5 kiloyu da bu nedenle geri almam :(
Hasta başı eğitim demişken tabi ki 4. sınıf olmanın en güzel olayından bahsetmeden olmaz: Hastalar!
Pediatride olduğumdan hastalarım pek tabii ki çocuklar. Ve benim gibi çocuk görünce ağzı burnu kayan sırf çocuk gülsün diye şekilden şekle giren bünyeye yapılacak şey mi bu blog! Yapılacak şey mi bu stajdan başlatmak?! İlk servisimiz olan Onkolojideki hastalar -ki kendileri çok ağır tedaviler almaktalar- gülsün diye elimden geleni yaptım. Bazılarında başarılı oldum; ama bazılarında ne yazık ki olamadım :/ Zira çocuklardaki o yabancılama ve üzerimdeki beyaz önlük en büyük düşmanımdı sanırım. Hatta ilk hastamdan şöyle bir hediye bile aldım. Kendisi 7 yaşında bir kız hastamdı.(İTİRAF: Aslında benim hastamla aynı odada kalan, başka bir arkadaşımın hastasıydı;ama olsun :D Benim hastam daha büyük bir yaştaydı çünkü)
Sonraki servisimiz bebek servisiydi ve buradaki hastam onkolojideki büyük hastalarımın tersine 1.5 aylık bir bebekti. Kendisi tatlılıkta sınır tanımıyordu tahmin edebileceğiniz üzere;ancak araya bayram girdiği için kendisiyle çok fazla ilgilenme fırsatım olamadı ne yazık ki günlük muayenelerim dışında.
Pazartesi ise adölesan servisine geçiyorum. Orada da arkadaşlarımın dediğine göre çok çeşitli yaşlarda ve çok çeşitli nedenlerden yatan hastalar mevcutmuş. Umarım güzel geçer...
Tabi sınava az kaldığını ve benim konularımı yetiştiremediğimi söylememe gerek yok sanırım. OY DAĞLAR!!!
P.S: Bir sonraki yazım beni deli eden üst komşum üzerine olacak sanırım! ŞU AN BİLE -23.52- KADIN MOBİLYA ÇEKİYOR YUKARIDA YA!!!
hasta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hasta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10.10.14
16.1.13
Kafa Boşaltmaca vol. 10
Yine gecenin bir vakti klavyenin başındayım...Uzun zaman oldu yazmayalı...Çok uzun.
En son 20'lik dişimi yazmışım baktım da onun üzerine diğerini de çektirdim,alveolit oldum da iyileştim de...Sen anla artık ne kadar zaman olduğunu.
Bugün ev arkadaşımla şöyle bir konuşma geçti:
"Sen blog yazıyorsun oğlum. Kim neden seni okusun. İşşizsin."
"Doğru işsizim"
Aslında tam böyle değildi;ama ana tema buydu. Hakikaten ben blog yazıyorum;kim neden okusun beni?...Ne yazık ki anlayamadığı nokta burada. Ben başkaları okusun diye yazmıyorum ki. Yani evet başkaları okuyor yazılarımı;ancak bu sadece benim yazmamın yan etkisi gibi bir şey benim için. Bilen bilir yazmak konuşmaktan daha kolaydır bazen. İçini dökersin böyle...Alırsın kağıdı kalemi,kalvyeyi her neyse yardırırsın. Döktün mü içini,rahatladın mı da kimse görmsein istiyorsan yakarsın,yırtarsın,silersin...Ama çıkmıştır içinden o atmak istediklerin...Bir nevi detoks...
Ama anlamadı ev arkadaşım. "Kim neden okusun ki?" dedi...Olsun...Ben yazayım da...
Yar Yine Bana Depresyonlar
Kardiyoloji komitemizden de çaktım blog. Hem de öyle böyle değil. Sanırım tehlike çanları çalıyor benim için. Gerginim,yer yer sinirli yer yer mutlu yer yer suskun. Saçma sapan bir ruh halindeyim.
Bir arkadaşım "Moralin nasıl?" diyor kedi yavrusunu incitmekten korkan kişinin ses tonuyla 5 dk sonra başka bir arkadaşım "Off Serdar bir sus yae." modunda...Sanırım dengesizim. Evet,evet iyice dengesizleştim.
Çalışma stilimi değiştirdim. Umarım bu komite işime yarar;zira öncekiler gösterdi ki çalışma stilim bir b*ka yaramıyor. Şemalarla,textbooktan vs. çalışıyorum. Ama tek bir sorun var:zaman! Eğer yetiştiremezsem s*çtığımın resmidir.
Slaytlarını vermeyen hocalara da buradan "Hocam, çeyizinize mi saklayacaksınız?" sorusunu sormak istiyorum yeri gelmişken...
Diyet Diyet Diye Nicesine Sarıldım...
Dengesizliklerim yetmezmiş gibi bir de diyete başladım blog. Artık her sabah kahvaltı ediyorum. Şekeri-ekmeği kestim. Sebze dostum cips düşmanım oldu. Kolanın kokusu burnumda ,cızır cızır sesi kulaklarımda sürekli; ama ayranı yoldaş yaptım kendime. Kepekli tostlar kankam artık...
Yeşil çay içiyorum sürekli;metabolizmam hızlansın diye;ama kendisi "oturan boğa" mübarek. İbre ileri atmıyor yemin ederim. İçlerde...çok derinlerde "Spor yaaaap!" diye bağırıyor iç sesim;ama ona da zamanım yok blog. O yüzden çok da takmıyorum o sesi -ki bu ses arada arkadaşlarımın sesleri oluyor. Onları da takmıyorum.
Ve şekersiz çay-kahve cehennem gibi...
Yeni Yıl...
Sürekli aklımdaydı..yazacağım yazacağım...yazamadım. Yeni yılınız kutlu olsun. Umarım yeni yıla musmutlu,ailenizle girmişsinizdir. Benim yerime de eğlenmişsinizdir;çünkü ben o sırada ders çalışıyordum.(LANET OLASI 34 ALDIĞIM SINAVA! BAK YİNE DELLENDİM!!!) Sadece bir ara ailemle kamera açıp mezdeke eşliğinde koptuk o kadar. Kıyamam nasıl şaftım kaydıysa artık teyzem anneme dönüp: "Abla bu çocuk neden bu kadar mutsuz?" diye sordu. Ben de eğlendirmek için azcık koptum kamerada...Ah bir bilseler stresimi....
Sağlık,mutluluk bla bla....Hepsini zaten diledi çevredeki insanlar size. Benim dileğimin pek bir fark yaratacağını sanmıyorum. O yüzden tek bir dilek istiyorum: Aşk getirsin yeni yıl...
Sırf ben değil diğer tıpçı arkadaşlarım da yeni yıla gönüllerince giremediler sınav ayağına.Sonuç olarak biz de cuma günü girmeye karar verdik bir 18 gün gecikmeyle...
P.S: Fotoğraf yeni yıl gecesi masamın hali...
Siyanozlu Hastam...
Bildiğiniz gibi hekimliği öğrenme babında hasta görüşmelerimiz olmakta. Bir diğerini ise geçen gün siyanozlu hasta üzerinde gerçekleştirdik sevigli blog. Bir önceki görüşmelerimi zaten yazmıştım daha önce burada.
Siyanoz. Yani kanın yeterli oksijenlenmemesine bağlı olarak gelişen morarma tabiri caize. Bizden bu hastayla konuşup,şikayetini dinleyip, kalp ve solunum muayenesini yapmamız bekleniyor. Kalp ve solunum muayenesini geçen sene maket üzerinde öğrendiğimizden gerçek hastayla -oyuncu hasta- yapmak biraz heyecanlıydı takdir edersiniz ki...
Bilgiler gözden geçiril,videolar izlendi,kitaplar okundu ve görüşme başladı...
Artık tabiri caizse "kaşarı olduğumuzdan" görüşme kısmı gayet güzeldi. Gerekli kibarlık,iletişim,hitap,sorular vs. gayet yerindeydi. Nitekim hastam da gayet tatlı bir kadındı ve güzel bir görüşme geçirdik. Ve sıra fizik muayeneye geldi.
Solunum muayenesi,tansiyon,nabız,ateş...Hepsini birbirine karıştırdım. Tansiyonu ölçtüm, ateş için koltuk altına termometreyi koydum, bu arada solunum muayenesine başladım sonra nabız aldım akciğelere geçtim. En son kalple bitirdim. Bayağı bir karıştırdım adeta "ortaya karışık" yaptım.
En son bitirdim,giyinebilirsiniz dediğim ağza,dudaklara bakmak geldi ona ayaküstü baktım. Oturduk parmakta çomaklaşmayı sordum...Sanırım muayene kısmında olması gereken sistematiği yok ettim;ama suçun bende olduğunu da sanmıyorum! Klinikte öğretilmesi gerekn şeyleri maketle öğretim hasta yanına salmak çok da doğru değil bence...
Ama hastamdan "Öğrenci değil de profesyonel bir hekim gibiydin." geri bildirimi....İşte o an her şey silindi gözümde....
Evet, dedim. Hekim olmalıyım. Geriye sadece tek bir soru kaldı: Kalmadan başarabilecek miyim?
En son 20'lik dişimi yazmışım baktım da onun üzerine diğerini de çektirdim,alveolit oldum da iyileştim de...Sen anla artık ne kadar zaman olduğunu.
Bugün ev arkadaşımla şöyle bir konuşma geçti:
"Sen blog yazıyorsun oğlum. Kim neden seni okusun. İşşizsin."
"Doğru işsizim"
Aslında tam böyle değildi;ama ana tema buydu. Hakikaten ben blog yazıyorum;kim neden okusun beni?...Ne yazık ki anlayamadığı nokta burada. Ben başkaları okusun diye yazmıyorum ki. Yani evet başkaları okuyor yazılarımı;ancak bu sadece benim yazmamın yan etkisi gibi bir şey benim için. Bilen bilir yazmak konuşmaktan daha kolaydır bazen. İçini dökersin böyle...Alırsın kağıdı kalemi,kalvyeyi her neyse yardırırsın. Döktün mü içini,rahatladın mı da kimse görmsein istiyorsan yakarsın,yırtarsın,silersin...Ama çıkmıştır içinden o atmak istediklerin...Bir nevi detoks...
Ama anlamadı ev arkadaşım. "Kim neden okusun ki?" dedi...Olsun...Ben yazayım da...
Yar Yine Bana Depresyonlar
Kardiyoloji komitemizden de çaktım blog. Hem de öyle böyle değil. Sanırım tehlike çanları çalıyor benim için. Gerginim,yer yer sinirli yer yer mutlu yer yer suskun. Saçma sapan bir ruh halindeyim.
Bir arkadaşım "Moralin nasıl?" diyor kedi yavrusunu incitmekten korkan kişinin ses tonuyla 5 dk sonra başka bir arkadaşım "Off Serdar bir sus yae." modunda...Sanırım dengesizim. Evet,evet iyice dengesizleştim.
Çalışma stilimi değiştirdim. Umarım bu komite işime yarar;zira öncekiler gösterdi ki çalışma stilim bir b*ka yaramıyor. Şemalarla,textbooktan vs. çalışıyorum. Ama tek bir sorun var:zaman! Eğer yetiştiremezsem s*çtığımın resmidir.
Slaytlarını vermeyen hocalara da buradan "Hocam, çeyizinize mi saklayacaksınız?" sorusunu sormak istiyorum yeri gelmişken...
Diyet Diyet Diye Nicesine Sarıldım...
Dengesizliklerim yetmezmiş gibi bir de diyete başladım blog. Artık her sabah kahvaltı ediyorum. Şekeri-ekmeği kestim. Sebze dostum cips düşmanım oldu. Kolanın kokusu burnumda ,cızır cızır sesi kulaklarımda sürekli; ama ayranı yoldaş yaptım kendime. Kepekli tostlar kankam artık...
Yeşil çay içiyorum sürekli;metabolizmam hızlansın diye;ama kendisi "oturan boğa" mübarek. İbre ileri atmıyor yemin ederim. İçlerde...çok derinlerde "Spor yaaaap!" diye bağırıyor iç sesim;ama ona da zamanım yok blog. O yüzden çok da takmıyorum o sesi -ki bu ses arada arkadaşlarımın sesleri oluyor. Onları da takmıyorum.
Ve şekersiz çay-kahve cehennem gibi...
Yeni Yıl...
Sürekli aklımdaydı..yazacağım yazacağım...yazamadım. Yeni yılınız kutlu olsun. Umarım yeni yıla musmutlu,ailenizle girmişsinizdir. Benim yerime de eğlenmişsinizdir;çünkü ben o sırada ders çalışıyordum.(LANET OLASI 34 ALDIĞIM SINAVA! BAK YİNE DELLENDİM!!!) Sadece bir ara ailemle kamera açıp mezdeke eşliğinde koptuk o kadar. Kıyamam nasıl şaftım kaydıysa artık teyzem anneme dönüp: "Abla bu çocuk neden bu kadar mutsuz?" diye sordu. Ben de eğlendirmek için azcık koptum kamerada...Ah bir bilseler stresimi....Sağlık,mutluluk bla bla....Hepsini zaten diledi çevredeki insanlar size. Benim dileğimin pek bir fark yaratacağını sanmıyorum. O yüzden tek bir dilek istiyorum: Aşk getirsin yeni yıl...
Sırf ben değil diğer tıpçı arkadaşlarım da yeni yıla gönüllerince giremediler sınav ayağına.Sonuç olarak biz de cuma günü girmeye karar verdik bir 18 gün gecikmeyle...
P.S: Fotoğraf yeni yıl gecesi masamın hali...
Siyanozlu Hastam...
Bildiğiniz gibi hekimliği öğrenme babında hasta görüşmelerimiz olmakta. Bir diğerini ise geçen gün siyanozlu hasta üzerinde gerçekleştirdik sevigli blog. Bir önceki görüşmelerimi zaten yazmıştım daha önce burada.
Siyanoz. Yani kanın yeterli oksijenlenmemesine bağlı olarak gelişen morarma tabiri caize. Bizden bu hastayla konuşup,şikayetini dinleyip, kalp ve solunum muayenesini yapmamız bekleniyor. Kalp ve solunum muayenesini geçen sene maket üzerinde öğrendiğimizden gerçek hastayla -oyuncu hasta- yapmak biraz heyecanlıydı takdir edersiniz ki...
Bilgiler gözden geçiril,videolar izlendi,kitaplar okundu ve görüşme başladı...
Artık tabiri caizse "kaşarı olduğumuzdan" görüşme kısmı gayet güzeldi. Gerekli kibarlık,iletişim,hitap,sorular vs. gayet yerindeydi. Nitekim hastam da gayet tatlı bir kadındı ve güzel bir görüşme geçirdik. Ve sıra fizik muayeneye geldi.
Solunum muayenesi,tansiyon,nabız,ateş...Hepsini birbirine karıştırdım. Tansiyonu ölçtüm, ateş için koltuk altına termometreyi koydum, bu arada solunum muayenesine başladım sonra nabız aldım akciğelere geçtim. En son kalple bitirdim. Bayağı bir karıştırdım adeta "ortaya karışık" yaptım.
En son bitirdim,giyinebilirsiniz dediğim ağza,dudaklara bakmak geldi ona ayaküstü baktım. Oturduk parmakta çomaklaşmayı sordum...Sanırım muayene kısmında olması gereken sistematiği yok ettim;ama suçun bende olduğunu da sanmıyorum! Klinikte öğretilmesi gerekn şeyleri maketle öğretim hasta yanına salmak çok da doğru değil bence...
Ama hastamdan "Öğrenci değil de profesyonel bir hekim gibiydin." geri bildirimi....İşte o an her şey silindi gözümde....
Evet, dedim. Hekim olmalıyım. Geriye sadece tek bir soru kaldı: Kalmadan başarabilecek miyim?
21.9.11
Tam da Zamanı!!
Bugün dert günü blog. Bildiğin dert yanmaya yazıyorum gecenin şu yatılıp zıbarılası saatinde, ona göre adam ol! Dinle...
Bu haftam çok pis başladı blog. Bildiğin pis ama...Zira senenin -ki daha eylüldeyiz lan!- ilk hastalığına ,üzerine afiyet, yakalanmış bulunuyorum ki ne menem bir hastalıkmış anlamadım gitti.
Kanımca Amerika'nın oyunları bunlar blog. Kesin biyolojik silah ayağına bana virüs mirüs bir şeyler verdiler ve ben bu hale geldim. Çünkü hastalığım basit bir soğuk algınlığı gibi başlayıp faranjit gibi devam etti. Daha sonra nezle benzeri belirtilerden sonra öksürük başladı ki bana grip ve verem olasılıklarını hatırlatırken son olarak 20'lik dişin de katılımıyla tıp literatürüne yeni bir hastalık olarak girdi kanımca.
Bu ne yaa! İlk gün kalktım yataktan üzerimden kamyon geçmiş gibi. İspanya boğa koşusu yapılmış, gece de ben de boğaların yolunda uyumuşum gibi. Her yanım ağrıyor. Kafam kalkmıyor. Boğazlar şiş. Hayır, hasta olacak zamanım olsa hay hay başım üstüne; ama yok anasını satayım yok! Bırak hasta olmayı nefes alacak zamanım yok ki bu daha ilk komite blog. Kemikler! Hem de kasları çıkarılmış! Bir de kaslarla olaydı halimiz nice olurdu bilmem!
Neyse bu zamansızlıkta derse gitmemek de olmaz. Alayım, dedim sabah Katarin akşama doğru iyileşirim. Ancak okulda içmeyi planladığım ve içtiğim sert kahvenin uyku açıcı etkisinin sabah aldığım Katarin'in uyku etkisini nötralize etmesi planım tabii ki de işlemedi ve ben derslerde -ki kafa kemikleri!!!!!!- kafamı kaldıramadım. Peki durumum iyiye mi gitti? Hayır! Daha da ilerledi .Ses gitti, burun aldı başını gitti, boğazlar kendi halinde şişip şişip indi ve ben bittim...
Şimdi üçüncü günümdeyim ve burun akıntım bitti gibi. Tabi önce bir okyanusu akıttı içinden ondan sonra! Hapşırık aldı mı beni! Allahım alerjik insanlar olur ya paso kedi tüyüne köpek kılına hapşırırlar paso hapşırıyorum ve her hapşırık başıma zonk zonk zonklama olarak geri bildirim veriyor. Tam o da bitti, burun da sakinleşti derken öksürük başladı şimdi de! Ve inanılmaz olanı ben hala doktora gitmedim çünkü vaktim yok!
Yarına iyileşeceğimi umuyorum. Ya da Amerika'nın silahının yeni bir marifetini göreceğim, bakalım bu sefer ne çıkacak...
İşin kötü yanı bir de aşık oldum galiba blog...
Bu haftam çok pis başladı blog. Bildiğin pis ama...Zira senenin -ki daha eylüldeyiz lan!- ilk hastalığına ,üzerine afiyet, yakalanmış bulunuyorum ki ne menem bir hastalıkmış anlamadım gitti.
Kanımca Amerika'nın oyunları bunlar blog. Kesin biyolojik silah ayağına bana virüs mirüs bir şeyler verdiler ve ben bu hale geldim. Çünkü hastalığım basit bir soğuk algınlığı gibi başlayıp faranjit gibi devam etti. Daha sonra nezle benzeri belirtilerden sonra öksürük başladı ki bana grip ve verem olasılıklarını hatırlatırken son olarak 20'lik dişin de katılımıyla tıp literatürüne yeni bir hastalık olarak girdi kanımca.Bu ne yaa! İlk gün kalktım yataktan üzerimden kamyon geçmiş gibi. İspanya boğa koşusu yapılmış, gece de ben de boğaların yolunda uyumuşum gibi. Her yanım ağrıyor. Kafam kalkmıyor. Boğazlar şiş. Hayır, hasta olacak zamanım olsa hay hay başım üstüne; ama yok anasını satayım yok! Bırak hasta olmayı nefes alacak zamanım yok ki bu daha ilk komite blog. Kemikler! Hem de kasları çıkarılmış! Bir de kaslarla olaydı halimiz nice olurdu bilmem!
Neyse bu zamansızlıkta derse gitmemek de olmaz. Alayım, dedim sabah Katarin akşama doğru iyileşirim. Ancak okulda içmeyi planladığım ve içtiğim sert kahvenin uyku açıcı etkisinin sabah aldığım Katarin'in uyku etkisini nötralize etmesi planım tabii ki de işlemedi ve ben derslerde -ki kafa kemikleri!!!!!!- kafamı kaldıramadım. Peki durumum iyiye mi gitti? Hayır! Daha da ilerledi .Ses gitti, burun aldı başını gitti, boğazlar kendi halinde şişip şişip indi ve ben bittim...
Şimdi üçüncü günümdeyim ve burun akıntım bitti gibi. Tabi önce bir okyanusu akıttı içinden ondan sonra! Hapşırık aldı mı beni! Allahım alerjik insanlar olur ya paso kedi tüyüne köpek kılına hapşırırlar paso hapşırıyorum ve her hapşırık başıma zonk zonk zonklama olarak geri bildirim veriyor. Tam o da bitti, burun da sakinleşti derken öksürük başladı şimdi de! Ve inanılmaz olanı ben hala doktora gitmedim çünkü vaktim yok!
Yarına iyileşeceğimi umuyorum. Ya da Amerika'nın silahının yeni bir marifetini göreceğim, bakalım bu sefer ne çıkacak...
İşin kötü yanı bir de aşık oldum galiba blog...
19.1.11
Doğdum,Hasta Baktım,Hediye Aldım,Mutlu Oldum.
Yaşlanıyoruz blog =P
Bir yaşıma daha girdim =D Öyle ilginç bir olay karşısında girileninden değil ama. TC. nüfus cüzdamında yazan ve de annem tarafından bizzat doğrulanmış tarihe gelmemize tekabil bir yaşıma daha girdim ki daha kısa adı "doğum günü" o tarihin =)
Artık "10"lu yaşların dışına çıktık. "Geç ergenlik"teyiz klinik değişle-hatta "çok geç ergenlik" ki bu daha gerçek hayata atılmaya kadar devam edecek ki bu da ergenlikten 26 yaşında çıkacakmışım gibi bir izlenim veriyor ki bu korkutucu nazarımda.
Günüm süper geçti blogcum. Kimin sayesinde? Tabii ki arkadaşlarımın =) Kıyamam yaa! Şu komite stresinin bünyelerimizi allak bullak ettiği; her türlü boş ders, öğlen arası, dolmuş yolculuğunu filan not okumakla geçirmek yerine kalkmışlar pasta neyin almışlar. Yetmemiş uğraşıp posterler neyin çizmişler. Canlarım benim yaa =D Bak sevgi patladım şu an. Lady Gaga'dan gelsin "love love love"
Kendimden iğrendim.Neyse...
Hediye de almışlar yaa. Ve ben o hediyeleri görünce vuruldum! Resmen vuruldum yaa! Resimde de görüldüğü üzere; artık bir adet Hacettepe mutfak önlüğüm, Hacettepe fırın eldivenim, House İzleme Kılavuz'um var. Bunlara ek olarak da yurt arkadaşlarımın aldığı mouse ve kulaklık var ki mouse kullanmamaktan artık mouse'a yabancılaşmış elim resmen bayram etti. Kulaklığımın ise 15 mt. bir uzunlukta olmasının avantaj mı yoksa dezavantaj mı olacağını üzerimde her zaman hain emeller gerçekleştirmiş olan "kader"ime ve suç ortağı olan "zaman"a bırakıyorum.
Onun dışında bir de bugün hasta görüşmem vardı. Hatırlarsınız şuradan, daha önce yazmıştım. Hah işte onun ikinci görüşmesi. Zaten vücüüüdümde endorfin tavan yapmış, mutluluktan forever modda kopuyorum. O yüzden hasta görüşmem de çok iyi geçti =) demeyin keyfime yani...
Efenim bu seferki hastamız -eşek sıpası- sen 6 ay önce ev taşı. Sonra da beli ağrısın. E tabi ağrıyacak! Senin değil de benimki mi ağrıyacak. Ama kendisi diğerinin aksine pek bi konuşkan pek bi sempaaatikti ki benim de enerjimle birleştirince ortaya 2 dk'lık süper bir video kaydı çıktı.
Geçen seferki yanlışlarımı yapmadım. Geçen sefer unuttuğum şeyleri bu görüşmede yaptım; ama ortada bir sorun vardı. Bu sefer de geçen görüşmede doğru olanları yapmadım. Olayı hastaya özetlemedim; ama ,hastacım sağ olsun, çok iyiydi. "Kesinlikle gelirim böyle bir doktora." şeklinde bir geri bildirim verince artık içimde kelebekler uçuşuyordu, böcekler güzeldi, bahar gelmişti, cennet ayaklarımın altındaydı.
Günüm süperdi anlayacağınız. Bakalım bu süperlik bir gıdım olsa da yarınki İngilizce sınavına yetişecek mi? Allahaam n'oolur yetişsin, lütfen Yarebbim yetişsin.Yüksek aliiim İngilizceden. Dinimiz amin....
Not: Hasta no 1! Gör de feyz al! Bak çocuk nası konuşuyo! Sen sustun! Beni de gerdin! Peh!
Not 2: Hasta no 2.Aferin arkadaşım. Şöyle konuşkan ol, canımı ye. Çok teşekkür ettim geri bildirimine. Kal sağlıcakla.
Bir yaşıma daha girdim =D Öyle ilginç bir olay karşısında girileninden değil ama. TC. nüfus cüzdamında yazan ve de annem tarafından bizzat doğrulanmış tarihe gelmemize tekabil bir yaşıma daha girdim ki daha kısa adı "doğum günü" o tarihin =)
Artık "10"lu yaşların dışına çıktık. "Geç ergenlik"teyiz klinik değişle-hatta "çok geç ergenlik" ki bu daha gerçek hayata atılmaya kadar devam edecek ki bu da ergenlikten 26 yaşında çıkacakmışım gibi bir izlenim veriyor ki bu korkutucu nazarımda.
Günüm süper geçti blogcum. Kimin sayesinde? Tabii ki arkadaşlarımın =) Kıyamam yaa! Şu komite stresinin bünyelerimizi allak bullak ettiği; her türlü boş ders, öğlen arası, dolmuş yolculuğunu filan not okumakla geçirmek yerine kalkmışlar pasta neyin almışlar. Yetmemiş uğraşıp posterler neyin çizmişler. Canlarım benim yaa =D Bak sevgi patladım şu an. Lady Gaga'dan gelsin "love love love"
Kendimden iğrendim.Neyse...
Hediye de almışlar yaa. Ve ben o hediyeleri görünce vuruldum! Resmen vuruldum yaa! Resimde de görüldüğü üzere; artık bir adet Hacettepe mutfak önlüğüm, Hacettepe fırın eldivenim, House İzleme Kılavuz'um var. Bunlara ek olarak da yurt arkadaşlarımın aldığı mouse ve kulaklık var ki mouse kullanmamaktan artık mouse'a yabancılaşmış elim resmen bayram etti. Kulaklığımın ise 15 mt. bir uzunlukta olmasının avantaj mı yoksa dezavantaj mı olacağını üzerimde her zaman hain emeller gerçekleştirmiş olan "kader"ime ve suç ortağı olan "zaman"a bırakıyorum.Onun dışında bir de bugün hasta görüşmem vardı. Hatırlarsınız şuradan, daha önce yazmıştım. Hah işte onun ikinci görüşmesi. Zaten vücüüüdümde endorfin tavan yapmış, mutluluktan forever modda kopuyorum. O yüzden hasta görüşmem de çok iyi geçti =) demeyin keyfime yani...
Efenim bu seferki hastamız -eşek sıpası- sen 6 ay önce ev taşı. Sonra da beli ağrısın. E tabi ağrıyacak! Senin değil de benimki mi ağrıyacak. Ama kendisi diğerinin aksine pek bi konuşkan pek bi sempaaatikti ki benim de enerjimle birleştirince ortaya 2 dk'lık süper bir video kaydı çıktı.
Geçen seferki yanlışlarımı yapmadım. Geçen sefer unuttuğum şeyleri bu görüşmede yaptım; ama ortada bir sorun vardı. Bu sefer de geçen görüşmede doğru olanları yapmadım. Olayı hastaya özetlemedim; ama ,hastacım sağ olsun, çok iyiydi. "Kesinlikle gelirim böyle bir doktora." şeklinde bir geri bildirim verince artık içimde kelebekler uçuşuyordu, böcekler güzeldi, bahar gelmişti, cennet ayaklarımın altındaydı.
Günüm süperdi anlayacağınız. Bakalım bu süperlik bir gıdım olsa da yarınki İngilizce sınavına yetişecek mi? Allahaam n'oolur yetişsin, lütfen Yarebbim yetişsin.Yüksek aliiim İngilizceden. Dinimiz amin....
Not: Hasta no 1! Gör de feyz al! Bak çocuk nası konuşuyo! Sen sustun! Beni de gerdin! Peh!
Not 2: Hasta no 2.Aferin arkadaşım. Şöyle konuşkan ol, canımı ye. Çok teşekkür ettim geri bildirimine. Kal sağlıcakla.
14.1.11
Okumalık...
Yine normal insanların oturum organlarında pirelerin halay çektiği saatlerde yakaladı ilham perisi şu gariban bünyeyi sayın izleyen .Allah allah,cümleye bak.Sanat yapıcam diye k*çını yırtmış yazar cümlesi yemin ediyorum; ama konumuz bu değil.Şşşş!
Aslında konumuz da yok yani, öyle "okumalıh" bi yazı yazayım dedim gecenin köründe -gecenin körü?-
Öncelikle iyileştim sevgili okur. Yani dokularım birbirleriyle anlaşmaya başladılar. Gerçi burun mukozasında ufak tefek anlaşmazlıklar oluyor, olmuyor değil ama en azından ses tellerim bana biata geri döndüler.
Efenim,malumunuz -nerden malum olacak ama di mi? Neyse - okullarda bi finaldir bi sınav havasıdır aldı başını gidiyor ki şu noktada etrafta etekleri tutuşan öğrenci populasyonu artmakta. Ama bir güruh var ki gözlerden uzak.Aman aman evlerden ırak. Kimler mi bunlar? Hazırlık sınıfı öğrencileri!!!
Bitti! Bitti oğlum lan! Oda arkadaşım hazırlık okuyan şahsiyet,dün akşam topladı bavulunu,pılısını pırtısını evine gitti. Hemi de 40 küsur günlüğüne. 40! Oha! Benim tatilim hafta sonunu saymazsan 11 gün lan! Şaka gibi! Ama işte,giden gidiyor ve sen de mal gibi bakıyosun arkasından hasetin içinde.
Onun dışında bu haftadan bahsedelim biraz. Bu haftanın en heyecanlı olayı sanırım şurada bahsettiğim hasta görüşmemin kayıtlarını izlememiz. Bu oturumda videoları izleyip birbirimizi "Olmuş olmuş.Daha ne canım" "Güzel olmuş yaa, yeterli bence." "E ama hasta dandik!" şeklinde yağlama ve avutma içerikli konuşmalar eşliğinde eksiklerimizi gördük(!) Ve ortak karar şu: Benim hastam psikopat.
Adam sırf bende değil, diğer hiçbir doktorda -Allah söyletti valla- konuşmamış. Hele bir arkadaşa baş hareketleriyle filan cevap veriyor.O derece. Benim videoyu görmelisiniz ama!!
Zaten kaçırmışım kaydımı,sonradan yalvar yakar almışlar beni.Ben daha ne yapacağıma karar veremeden sen adam soktu beni palas pandıras odaya ki videonun başındaki o deli dana misali ortalıkta kalem kağıt aramam
hocanın dikkatinden kaçmadı.
Nasıl uzun video nasıl uzun! 7-8 dk! Milletin 3 dk civarlarında olduğunu düşünürsek bayıldık izlerken,bitsin artık noolur diye. Ne sormuşum adama ama bi görseniz. Bildiğin beyin tümörü tanısı koyucam,o derece.
Bi salaklığımı da farkettim.Onu bari yapmayayım haftaya. Adama ilaç kullandın mı diye sordum o da "Hayır." dedi tabi. Sonra birkaç soru daha...Sen yine ilaç kullanıp kullanmadığını sor ben! Allahtan hemen çevir sen onu, reçetesiz ilaç diye -işte vermidon olsun,aspirin olsun filan diye. Öyle yırtmışım.Yoksa rezil yani.
Bi de sonunda kısa oldu biraz demiyo muyum! Al, baltayla kes beni!
Bakalım gelecek haftaya n'olcak? Bu sefer bilmediğimiz bir hastalıkla gelecekler ki bakalım iletişimi her noktada tutabiliyor muyuz? Son görüşmemde samimi ol demişti. E ben de sarılıp yanaklarından şapur şupur öpmezsem!!
Aslında konumuz da yok yani, öyle "okumalıh" bi yazı yazayım dedim gecenin köründe -gecenin körü?-
Öncelikle iyileştim sevgili okur. Yani dokularım birbirleriyle anlaşmaya başladılar. Gerçi burun mukozasında ufak tefek anlaşmazlıklar oluyor, olmuyor değil ama en azından ses tellerim bana biata geri döndüler.
Efenim,malumunuz -nerden malum olacak ama di mi? Neyse - okullarda bi finaldir bi sınav havasıdır aldı başını gidiyor ki şu noktada etrafta etekleri tutuşan öğrenci populasyonu artmakta. Ama bir güruh var ki gözlerden uzak.Aman aman evlerden ırak. Kimler mi bunlar? Hazırlık sınıfı öğrencileri!!!
Bitti! Bitti oğlum lan! Oda arkadaşım hazırlık okuyan şahsiyet,dün akşam topladı bavulunu,pılısını pırtısını evine gitti. Hemi de 40 küsur günlüğüne. 40! Oha! Benim tatilim hafta sonunu saymazsan 11 gün lan! Şaka gibi! Ama işte,giden gidiyor ve sen de mal gibi bakıyosun arkasından hasetin içinde.
Onun dışında bu haftadan bahsedelim biraz. Bu haftanın en heyecanlı olayı sanırım şurada bahsettiğim hasta görüşmemin kayıtlarını izlememiz. Bu oturumda videoları izleyip birbirimizi "Olmuş olmuş.Daha ne canım" "Güzel olmuş yaa, yeterli bence." "E ama hasta dandik!" şeklinde yağlama ve avutma içerikli konuşmalar eşliğinde eksiklerimizi gördük(!) Ve ortak karar şu: Benim hastam psikopat.
Adam sırf bende değil, diğer hiçbir doktorda -Allah söyletti valla- konuşmamış. Hele bir arkadaşa baş hareketleriyle filan cevap veriyor.O derece. Benim videoyu görmelisiniz ama!!
Zaten kaçırmışım kaydımı,sonradan yalvar yakar almışlar beni.Ben daha ne yapacağıma karar veremeden sen adam soktu beni palas pandıras odaya ki videonun başındaki o deli dana misali ortalıkta kalem kağıt aramam
hocanın dikkatinden kaçmadı.
Nasıl uzun video nasıl uzun! 7-8 dk! Milletin 3 dk civarlarında olduğunu düşünürsek bayıldık izlerken,bitsin artık noolur diye. Ne sormuşum adama ama bi görseniz. Bildiğin beyin tümörü tanısı koyucam,o derece.
Bi salaklığımı da farkettim.Onu bari yapmayayım haftaya. Adama ilaç kullandın mı diye sordum o da "Hayır." dedi tabi. Sonra birkaç soru daha...Sen yine ilaç kullanıp kullanmadığını sor ben! Allahtan hemen çevir sen onu, reçetesiz ilaç diye -işte vermidon olsun,aspirin olsun filan diye. Öyle yırtmışım.Yoksa rezil yani.
Bi de sonunda kısa oldu biraz demiyo muyum! Al, baltayla kes beni!
Bakalım gelecek haftaya n'olcak? Bu sefer bilmediğimiz bir hastalıkla gelecekler ki bakalım iletişimi her noktada tutabiliyor muyuz? Son görüşmemde samimi ol demişti. E ben de sarılıp yanaklarından şapur şupur öpmezsem!!
22.12.10
Hasta Değilsem Bile Hasta Oldum Sayende Hacettepe!
Sonunda odayı boş bulup, zamanı tutturup, kahveyi doldurup da önüne gelebildim blog. Anlatacak çok şey var şu aklımda da üşengeçlikten, zamansızlıktan ve de bilimum internet yetersizliğinden yazamadım.Öncelikle şunu belirteyim; komite depresyonundan sıyrıldım sayılır. Tabi buna, geçmişi unutmam mı yoksa ikincisine hayvan gibi kasmaya başlamamla depresyona vaktimin olmaması mı sebep oldu tam olarak çözemedim; ama haticeye değil neticeye bak der atalarımız ki benim kendilerine saygım sonsuz. Doğru söze ne hacet azizim..
Histoloji dersimiz başladı ve ben komite 1'deki başarısızlığımın nedenini buldum! Görsellik eksik yaa!! Tıbbi biyolojide gördüğümüz, herkesin ezberlediği ve komite sonrası unuttuğu o proteinler, hücre iskeletleri neyin şu histoloji sayesinde sonunda gediğine oturdu bende de ileride fena girecek ne yazık ki ondan korkuyorum.
Geçen ne oldu? Dersteyiz. Hocamız ders anlatıyor. Ve o kadar iyi anlatıyor ki bildiğin aydınlanıyorum derste. Böyle vahiy geliyor,nur misali ışıklar sarıyor dört bir yanımı, aman sabahlar olmasın moddayım. Sen arkadan bi ses, bi gürültü...Çat! Kadın kesti dersi, gitti! Haklı! Sonuna kadar haklı bence. Yahu kadın profesör! Gelmiş sana, işi mi yok gücü mü yok. Birinci sınıfsın yani asistan neyin göndermemiş ders anlatmaya,kendi gelmiş. Hemi de hücre yani!Kıytırık hücre! Sen kalk kadına saygısızlık yap!
Derste telefonu çalan mı dersin,konuşmalar gülüşmeler mi dersin...Gırla! Kadın da seni mi çekecek? Çekmez tabi. Bastı gitti. "Anlatmadığım yerden soracağım" dedi. Ve bazıları da "E yuh!" dedirdetecek bir camışlıkla "En azından nereden çıkacağını öğrendik" diye sevindi. Anladım bu ülke doktorlarının neden böyle olduğunu. Bizden bi cacık olmaz zira.Bugün laboratuvar dersi vardı mesela. Deney yapacağız.Verdiler elimize üresidir, üreazıdır. Enzimi ekle, al asitle çalkala. Olay bu yani. Bunu yapıp grafik çizeceğiz. 4 saat yapamadık!
O değil, deneyi yaptık. Veriler dandik! Kimseninki kimseninkiyle uyuşmuyor. Arkadaş da aldı eline kağıdı kalemi diğerlerini geziyor. Bütün verilerden gözümüze hangisi hoş gelirse, onu yazacağız diyorlar. "Yahu" diyorum " kendi verilerimizi yazalım. Hatallıysa da bir şey olmaz. Geçen hatalı yaptım, takmadılar." diyorum. Yok! İlla en iyisi olsun. E yalan atıyorsun! Neresi iyi! Ne o? Tıp öğrencisi deney yapıyor! Sen öyle san! Hayatımız kopya olmuş, bu da kopya olsun ne yazar mantığı! Yarın öbür gün hastada da kopya çekersin yan doktordan di mi!
Bir diğer atar konumsa sağlık sistemimiz. Daha doğrusu Hacettepe'nin durumu.
Efenim, kolumda böyle sivilcenin patlamış hali mi desem, su çiçeğinin yandan yemişi mi desem yoksa kıçı kırık bi döküntü mü desem; ne desem bilemediğim kızarıklıklar var. O gün, işim erken bitmiş, tam da böyle hastane havamdayım. Bir arkadaşımın da ayağında tırnak batması varmış. Dedim gel beraber gidelim sağlık merkezine. Nese gittik bizim okulun sağlık merkezine.
Girdim adamın yanına. Bir kere ahanda şurada bahsettiğim ortam yok yani, söyleyeyim. Öğrendiğimiz her şey yalan yani. Oturdum, adam bana bakıyor, ben adama. Sonunda adam sordu sorunumu da öyle geçebildik muayeneye.
İşte kolumu gösterdim beyimize. Bir inceledi eller cepte bir şekilde şimdi, Allahı var,yalan söylemiyim." Valla su çiçeğinin son safhasına benziyor." dedi. Adam, artık nasıl baktıysam adama, " ama öyle gidip gelmez su çiçeği." diye devam etti tırsak bi sesle. Mal yaa! " Sen bi cildiyeye görün." dedi. E bravo monsieur!
Ben salağım ya, öyle laf olsun diye geldim sana! Bana bi kağıt neyin yaz di mi! Alın bu çocuğu diye. "Nasılsa öğrencisin seni alırlar hemen." diyor. Nah alırlar! Öyle olmuyo işte o! Arkadaşa da hastaneye git dediler.
Anlıcağınız bizim sağlık merkezi insanlara hastaneye gidin demek için açılmış bi yer.
Nese gittik cildiyeye - dermatoloji değil işte cildiye! Bana randevu vermedikçe cildiye diye anıcam sizi kahrolsun dermatoloji!- Tabi doğal olarak almadılar muayeneye. Çarşamba sabah veriyorlar randevuları ve bizim de lab. derslerimiz var gelemeyiz filan diyoruz. Mal mal yüzüme bakıyor.Asistanla konuşalım dedik, karı suratımıza kapattı kapıyı! Pislik! Kıçı fezaya çıkmış aspamın bi de atar yapıo "Aaa bakamiciiim diye!" Hayır yapacağı şey de ne? Bakçak, iki tahlil isticek! Nörolojik mi dermatolojik mi bi anlasam rahatlıcam!
Arkadaşın ayağı da kötü. Onun için de dahiliye, acil, cildiye ne varsa dolandık. Sonunda acilde ortopedi dediler de ortodepedide bi asistan - bak böyle olsun canımı yesin- bulduk da baktırdık.
Doktorluk zor meslek de hasta olmak daha zor bence...
11.11.10
İlk Hastam, Hasta Ettin Beni Haberin Yok!!!
Dün yorgundum blog. Aslında anlatacağım iki önemli olay vardı da yapamadım. Ahh ah! Şu bünyenin üşengeçliğinden gına geldi! Ama şimdi anlatıyorum ya buna şükret. Zira az daha "Ammaaaan, salla yahu." gibisinden bir düşünce yapısı sarıyordu bedenimi; ama "Yok," dedim "...yazayım da taze taze, belleklerden silinmeden web ortamında bulunsun". Hadi gene iyisin =D
Efenim, dün kariyerimde - Allah allaaah! Kariyere bak, yarebbim! 1 aydır kimya gören birinci sınıf öğrencisi...- optimum noktaya ulaştım. Zira İyi Hekimlik Uygulamaları adlı, şu bünyeye son bir aydır tıpta okuduğunu hatırlatan; yegane,biricik, caaanım bir dersimiz var. Eldiven giyme, el yıkama ve maske takma gibi gayet basit görünen; hatta çevreden “Aman yaeeee, bunu mu öğretiyolar?! Puzzp!" şeklinde geribildirimler alan; ancak davulun sesi uzaktan hoş gelir paşam atasözünü doğrulayacak kadar KAZIK olan Mesleksel Beceri Eğitimi adlı aktiviteden sonra sıra geldi iletişim becerilerimizin sınanacağı standart hasta görüşmesine. ( Hani alkış??)
Efenim, "standart hasta" ne demek? Aman aman, pek havalı di mi? Şimdi ilk ders geldi hoca, standart simule hastalarımız var bla bla bla….Anlatıyo böyle,biz bakıyoruz mal mal. Tabi simule mimule diyince "Nooluyo lan, NASA gibi bilgisyarla mı konuşcaz?" filan diye bekledik;ama yok, canım blog, böyle havalı havalı söyledikleri şeyin en basit açıklaması şu: Yalancıktan Hasta =D
Adam gelcek karşımıza, bizim kalp dokuz sekizlik oynarken heyecandan, bize hasta ayakları yapacak…Amaç da ne? Hastayla konuşabiliyor muyum? Budur yani.
Yani sistem bu; ama çok acımasız. Şöyle ki görüşmeden sonra bu sözde hastamız bize geribildirim(feedback) veriyor ki bu da 3 şekilde olabilir haliyle.
1-) Görüşme çok iyiydi. İyi bi doktor olabilirsin..bla bla...Şeklindeki, yıkama yağlama içerikli konuşmalar.
2-) Kararsızım deyip seni “ E neden geldin o zaman lan buraya?!!” şeklinde çeşitli sövgülere sokabilecek konuşmalar,
3-) Senin gibi doktorum olsun istemem. Görüşme kötüydü bence... diye başlayıp ilerleyen dakikalarda: "Allah belanı versin! Sakın doktor olma kör olasıca,tüh yazıklar olsun sana!" şeklinde geliştirilebilecek cümleler…
Neyse işte, gün geldi çattı. Sabahtan da HÜTBAT( Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Bilim ve Araştırma Topluluğu)’ın düzenlediği ve benim diyabet hakkında bilmediğim 21234134423 tane şeyin anlatıldığı, İLK İĞNEMİ YAPTIĞIM, ilk olmasa da kitabına uygun Glukometreyi kullanmayı öğrendiğim Diyabet Eğitimleri vardı. Ve tahmin edebileceğiniz gibi makus kaderim tarafından gerekli düzenlemeler yapıldı ve ben ilk sıraya yazıldığım için video kaydımı kaçırdım!!! Allahım! Görevli adama döktüğüm dilin, yediğim fırçanın haddi var, hesabı yok; ama yine de sağ olsun gelmeyen birinin yerine soktu adam beni. Lan dur? Bi düşüneyim naapçam ne, etçem di mi? Bu aldı beni, attı odaya! Ben, palas pandıras girdiğimdeyse kafamda sadece odada kalem olup olmadığı vardı,düşün halimi!
Zaten odaya girmemle “Standart hastam” da teşrif etti. Tanışmamızı gerçekleştirdik. Ahh ah! Kendimi "Ordinaryus Profesör" diye tanıtacaktım da, kader işte o aceleyle 1.sınıf tıp öğrencisi, diye tanıttım.
Efenim; hastamız 25-26 yaşlarında, bana kendini "Ferhat bilmem ne" şeklinde tanıştıran, şikayeti baş ağrısı olan, oyunculuğu sıfır, bitse de gitsek modlu bi insan. Adamın ne dediğini anlasam valla yazıcam bi şeyler ama zor! Çok zor! Ama yine de diğer arkaşdalrıma göre daha fazla sormuşum. Allahım! Ne desem adam, tek yanıt.
Yani bişiler söyle ki ben de koparayım di mi aybalam! Yok yaa! Adama " Sigara?" diyorum, "Yok." diyor...Alkol? -Yok. Ailede sorun? -Yok. Işık , gürültü? -Yok. Stres? -Var. Sizi nasıl etkiliyor? - Olumsuz. Sürekli bu!
Çıldırcam! İlaç aldın mı? -Yok. Doktora gittin mi? -Hayır. Eeeeh! 5 aydır başım ağrıyo diyon yeni doktor geliyon! Bravo!
Velhasılkelam bitti görüşmemiz. Kendisinden geribildirimimi aldım. "Gayet güzeldi" dedi. "Konuşturmaya çalıştın,göz temasın filan iyiydi" dedi.. " ama biraz daha samimi olabilirdin" dedi ve ben kaldım!Nasıl yaa? Samimi değilim? Ben? Paşam, beni…beni beni (by Bihter) samimi bulmamış! Yaw affedersin eşşoğlusu ama sen ne dedin ki sana ne samimiyet veriyim!? Karşımda kütük gibi oturuyon? Nasıl standart hastasın? İzlediğimiz eğitim filmi öylemiydi ya? Amcam bildiğin yedi sülalesini anlatıyodu, bana gelince mi utangaç oldun?
Ama işte, hastadır haklıdır diyerek kendisine teşekkür ettim ve çıktım =) Yine de beklediğimden iyiydi. Zira batıranlar da vardı ve ben batırmamıştım =D Mutlu mod on.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
...
.....
...
...
Yorumlar....
Yorum.



