tıp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tıp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15.9.11

İlk Kadavram-İlk Telafim

Ölüyorum  blog. Bildiğin yorgunum.Hem de yorgun yani! Saf! Temiz! Uyusam Nirvana'ya otostop çekeceğim uykuluk bir yorgunluk. Sebebi ise açık: Formol!!

Evet efenim gün itibariyle ilk kadavramı görmüş,görmeyi bırak kesmiş bulunmaktayım. Şimdi ne alaka diyebilirsiniz ancak kendisinin şu yorgunluk ve uykudan sorumlu olduğunu size söyler,esenlikler dilerim.- bak yazarken bile esim esim esniyorum yahu!-

Şimdi, kadavranın -ki biliyorsunuz kendisi hakk-ı rahmetine kavuşmuş bir insan- öldükten sonra dokularının çürümesinin durdurulması için fikse edilmesi gerekiyor.Hah, işte bu işi formol nam-ı diğer formaldehit dokuların çürümesini önlüyor ve feci şekilde uyku yapıyor. Neyse...buraya sonra dönücez...

Öncelikle bunu anlattım ki neden anatomi labpratuvarında telafiye kaldığımı açıklamak kolay olsun. Off sayın izleyen! Anatomide telai lab.ına kaldım!!Hem de psi psine.Tamamen kendi aptallığımdan!

Şöyle ki anatomi laboratuvarı histoloji kadar olmasa da disiplinli bir lab. Masalara ayrılıyosunuz ve elinize veriyorlar kemikleri çalışıyorsunuz partnerlerinizle vs. Kural ise diğer masalara gitmemek!! Dınınınınnnn! Bendeniz an itibariyle bu kuralı ihlal etmiş bulunuyorum. Efenim hikayem şu:

İyi okumalar...

Kahramanımız 20 yaşlarında Hacettepe Üniversitesi Kastamonu Tıp Fakültesi'nde okuyan yakışıklı,boylu poslu,sevecen,arkadaş canlısı,güler yüzlü,zeki,çevik ve ahlaklı bir öğrencidir. O gün içindeki amacı iyi bir hekim olma yolunda mihenk taşlarından olan Anatomi dersinin lab.ında öğrendiklerini uygulamak ve ardından arkadaşının dersinin bitimini bekleyip arkadaşının dersi bitince de arkadaşıyla beraber pazara gitmektir.Gel gör ki kader adeta içkili bir eğlence gecesi alkolü fazla kaçıran sarışının ruju gibi yapışmıştır bu gencimizin yakasına.

Olayın başlangıcında gencimiz lab.a girmiştir ve kocaman sarı örtüyle kaplı bir şey görmüştür ve burna gelen formol kokusu az buçuk gerçeği söylemiştir kendisine. Kadavra!

Gencimiz çok da takmaz kadavrayı şöyle bir selam verir kendisine ve ondan en uzak köşedeki masasına -B4- Gider oturur. Arkadaşları gelir,atlaslar açılır,hoca gelir,kemikler verilir...

Gencimiz çalışır,çalışır, çalışır. Bu sırada hoca ile sohbet de eder ve kadavranın yeni geldiğini, elephantiasis (fil hastalığı) hastası olan bir kimsesiz olduğunu ve bu lab.dan sonra asistan hocalarca Mustafa Hoca önderliğinde deri ve yağlarının disekte edileceğini öğrenir.

Mustafa Hoca'nın, arkadaşı İzel'in yaz staj hocası olduğunu bilen gencimiz planını kurar. Ne yapıp edip işleme dahil olacaktır. Dersin bitimine 15 dk. kala gencimiz kemiklerle çalışmasını bitirmiş boş boş oturmaktadır,hoca da yanında...

Gencimiz yerinden kalkar ve arkadaşı İzel'e planından bahsetmek üzere 1. masaya- ki lab.ın en diğer ucu- gider. Arkadaşları, Hocası arkasından çaresizce seslenmektedir; ancak lanet olası kalabalık ve havalandırma sesleri gencimizin kulağını sağır, kadavra disekte etme aşkı ise gözlerini kör etmiştir.


Ve hikayemiz burada bir acı sonla tamamlanır. Kurallara uymayan gencimiz hunharca telafi laboratuvarı ile cezalandırılır;ancak yine de o lab.dan sonra kadavra disekte ettiği(kestiği) için mutludur...

Geriye ise son haftaki telafi lab.ı ve formolün bıraktığı uyku kalmıştır...

31.12.10

Hadi 2011'de gidelim alayına!

Geçen sene yazmışım bunu bi tık 
Okudum tekrar ve aynen gerçekleştiğini farkkettim yazdıklarımın Müneccim miyim ne? =D
Bu sene de böyle olacak eminim; ama bu sefer bi fark var.Küçük bir fark; ama önemli de bir fark
Geçen sene YGS-LYS'ye hazırlanan, bir önceki senenin başarısızlığı üstünde, tıp aşkıylan yanıp tutuşan bir gençtim. Stresliydim,sinirliydim.Gereksizdi her şey. Test çözmeliydim.Ne yapacaktım ki?
Ama bu sene...bu sene istediğim yerde istediğim bölümü okuyorum. Mutluyum. Ailemden ayrıyım. Hüzünlüyüm ve farkkettim ki o midenin bozulması bile aslında hayatımdan çıkmasını istemediğim ayrıntılardanmış.
Belki gelecek sene gelemeyeceğim buraya(eve). Bu senelik programım uygun geldi; ama gelecek sene bakalım uygun gelecek mi?
İşte bu muammadan ötürü: Ailemleyim. Yeni yıl onlarla kutluyorum. İzmir Ankara geceleri aksın ben evimde akıyorum 2011'e =)

Hadi iyi yıllar. 2010 istediğimi verdi bana.Tıp fakültesine girdim.Umarım 2011 de ilk senemi bitirmemi sağlar. =)

4.10.10

İlk günüm,ilk hastalığım =) =(

O nasıl bir baş ağrısı yaa! Çatlıyorum blog! Bildiğin yarılıyo kafam! Burun da musluğa bağladı, gözler desen kan çanağı...Evet,  hasta oldum!İronik di mi?

Ama neyse ki bu söylediklerim akşam gerçekleşti de ben yeni eğitim öğretim yılı açılışımdan geri kalmadım =)

Evet doğru duydun bugün okullu oldum =) Hemi de ne olmak...Bi törenler bi şeyler allaam alaam sanırsın Harvar'dı kuruyoruz...Milletten bi tebrikler bi tebrikler-burada millet dekan, rektör vs. oluyor- sonradan acı gerçek tosladı suratıma; ama bozuntuya vermedim. Onlar bana değil; Hacettepeyi 700'den efenime söyleyeyim ilk 100'den kazananlaraydı...Ama dediğim gibi çok takmadım...Daha yıl uzun,kim bilir...

Neyse işte sabah uzzzzuuuuuuunnnnn bi konuşma silsilesinin ardından beyaz önlüklerimizi giydik ve Hacettepe andımızı okuduk =) Artık çeyrek doktor sayılırız anlıcağın, boru değil =P

Sabah törenin ardından 2 buçuk saat ara verildi ki o arada bendenizin aklına bişi yapmak gelmediği için avare avare kampüsü dolaştım. Zaten el kadar bi şey o da bitti mi sana yarım saate! Hobaaa! Eee?
Arkadaşa rastladım sonra yemeğe gidiyomuş takıldım peşlerine...

Ve günün ilk bombası....O yemekhaneden yiyen öğrenci olsun çalışan olsun yüzlerce insanın içinden bendenizin evet yanlış duymadınız bendenizin kartı bozuk çık!!!Yarebbim yaaa!

Hadiii gidersin ordan büro gibi yere onla uğraşırsın filan... Makus talihim beni Hacettepe'de de yalnız bırakmadı anlıcağınız....

Ondan sonra ikinci program başladı ki o sabahkine nispeten daha bi insancıldı...Seçmeli derslerle ilgili bilgi verildi ki içler acısı! 22 tane seçmeli dersin bi tanesi mi bi şeye benzemez! Koy bi Almanca! Ne olur yani eline mi yapışır?! Koskoca Hacettepe'sin di mi? En cazibi otopsi dersi ki ona da 5 kişi alınıo bendeki bu talihle tutmaz o da,biliyorum....

Ondan sonra bi iki şey de tanıttılar ama pek de ilgilenmedim açıkçası yavaş yavaş baş ağrısı baş gösteriyordu zira....

Sonra gruplara ayırdılar bizi...Başımıza da ikinci dönemden iki öğrenci... Gezdik durduk kampüsü filan kiii günün kayda değer tek olayıydı bence. Zira gezdirenler pek bi cana yakın pek bi öğrenciydi =) İşte şu cafeye gidilir şu kafeye adımını atma filan... Hoştu...Sonra da dağıldık zaten ve ben baş ağrımla başbaşa kaldım...

Bugün de uyum etkinlikleri adı atında hiç bi b*k yok! Girdim amfiye millet moron birbirine bakıp bakıp duruyo...Baktım bişi yok vınladım ordan da attım kendimi şu satırları yazdığım bilgisayar laboratuvarına.İnternet jet...oh mis =)

2.10.10

Lets begin =)

Selam blog =) Seni olan bitenlerden haberdar etme vakti geldi.

Ankara’ya geldim.Sonunda pazartesi okulum açılıyor. Dolayısla anam,garib anam,çilekeş anam ve ben topladık pılıyı pırtıyı, attık kendimizi yollara da Allahım o ne pılı pırtıymış yaa! İçine benim girip yanıma da iki 5 yaşında çocuk alabileceğim bir bavul! Ekstradan bi de ayakkabıdır,kitaptır için bi çanta bi de laptop çantası. Bavulu hazırlarken gözü dönmüş bizimkilerin; ama acı olan bunu Ankara’ya indiğimizde anlamamız. Peki bunu nasıl anladık? Anlatayım…

Her şey hazırlandı, kapının önüne istiflendi. O koca bavulu otobüsle, minibüsle ve bilimum toplu taşıma aracıyla götürmemiz gibi bir seçenek olmadığı için kardeşimin arkadaşı sağ olsun arabayla bıraktı bizi garaja. Böyle olunca pek anlamadık biz tabi ne taşıdığımızı. Garajın yerleri cillop mermer! Çek bavulu tekerlekli tekerlekli. Ooh! Mis…

İşte bindik otobüsümüze yolculuk başladı. Genel olarak iyiydi yolculuğumuz. Yine horlayan vardı; ama bu en azından daha bi insancıldı. Öyle dünyayı yutma çabalarına girişmedi. Sessiz sakin horladı. Ama ben tabii ki de uyuyamadım ve acı gerçek yüzüme çarptı! Otobüste Uyuyamıyordum! 

İlk gidişimizde horlayan var diye uyuyamadığımı sanmıştım. İkinci gidişimde film izlediğim için. Dönüşümde de gündüz olduğu için…ama bu sefer acı gerçekle yüzleştim. Belediye otobüsünde inmeme bir durak kala salya akıta akıta uyuyan, yetmedi üstüne iki perde rüya patlatan ben, şehirlerarası otobüste gözümü kırpamıyordum. Sebebini bilmiyorum; ama öğrenicem azimliyim.

Dediğim gibi Ankara'ya yaklaştıkça 25'lerdeki termometrenin yavaş yavaş 10'lara düşmesinin verdiği huzursuzluk dışında iyiydi işte yolculuğumuz.

Ankara’ya indiğimizde de problem yoktu aslında. Zira oranın garajı da cillop mermer…Amaaa ne zamanki Ankaray'da yapılan anonsu yanlış anlayıp Kızılay'ın son durak olduğunu sanıp Sıhhıye'de indik, işte çilemiz o zaman başladı ve ben bavul doldururken gözümüzün döndüğünü anladım!

Yürüdüğümüz yolu bir ben bilirim blog! Bi de neredeyse su toplayan ellerim! Mermerde bavul sürmeye benzemiyormuş tırtıklı yolda bavul çekmek acı içinde anladım…

Neyse…Çileler çeke çeke geldim yurduma sonunda. Eşyalarımı da yerleştirdim. Ya da yerleştirmeye çalıştım zira o dolap küçük geldi takdir edersiniz ki. Gerçi nasıl etçeksiniz görmeden. Ama güvenin bana küçük işte.
Onun dışında oda arkadaşlarım çok iyi =) Biri Çanakkale'den, biri de Kütahya'dan. İkisi de eczacılık okuyor. Hemen kaynaştık sayılır. Dün akşam film filan izledik abur cubur eşliğinde ki bugünkü planımız da bu. Yarın Pazar nasılsa aman sabahlar olmasın =)

Pazartesi ise büyük gün. Beyaz Önlük Giyme törenim var =) Bu işin güzel yanı. Ondan önceki konuşma silsilesi ise… işte o da çekilmez yanı ama naaparsınız tıp aşkı…Gülü seven dikenine katlanır…

25.9.10

Ulaştım Ankara'da Bir Yerlere Ama Nasıl?

Evvet blog yaa! Oldu sonunda...Her şey - ya da her şeyin büyük bir kısmı diyelim - açıklığa kavuştu sonunda. Atladım! Hazırlığı atladım! Tıp 1. sınıf öğrencisiyim artık. Bu vesileylen Allah'ın unuttuğu o dağlık araziye gitmek gibi bir gerekliliğim de kalmadı. Zira tıp fakültesi Sıhhıye'de Ankara'nın gobeinde =) Hem de yurduma uzaklığı yürüyerek 3 dk! =) Ahahaaa, hazırlık okusaydım yola sayacağım parayı artık gezmeye tozmaya sayabilirim =)

Neyse konumuza dönelim. Ne demiştik? geçen yazımda da belirttiğim gibi Ankara'da ulaşımı anlatayım.

Efendim, Ankarada ulaşım b*k gibi! Yani berbat. Neden? Çünkülüm büyük şehir, kalabalık nüfus...Ya da ben önyargılıyım, bilemedim. Bi kere o sıcakta gittik her yerlere öğlenin cas sıcağında ve ben şunu farkkettim ki birinin acilen Ankara'ya klimanın icat edildiği haberini vermesi lazım. Piştik zira arkadaşımla yollarda.

Bizde ESHOT'a tekabil eden işletme burada EGO. Ancak direkt otobüse "ego" diyor insanlar ki şöyle bir telefon konuşmasına tanık oldum.
- Okey, anne biz şimdi EGO'dayız geliyoruz.

Şimdi ben kaç senedir ESHOT'la ,efenime söyleyeyim,  İZULAŞ'la filan seyahat ederim bir kere de arayıp da "Eshottayım ben." demişliğim yoktur anneme.Tuhaf geldi ondan bendenize.

Otobüslere de yine ego denen bir kartla biniyorsunuz ki - Allahım! Belki de en sinir durumdur kartın ta kendisi! Caanım kentkartım burnumda tüttü sırf o ego kartlar yüzünden. Sanmayın ki bu ego kart dediğimiz olay bizim kentkart gibi plastikten bir şey, işte içine para dolduruyon, manyetik bi zımbırtı filan. Çıh! Kağıt kendisi. Bildiğin kağıt. Makinesi desen ortaçağdan kaldığını düşündüğüm bir alet. Kartı tutuyorsun, makine hüüp! diye içine çekiyor. İçinde bilgisayar yazıcısının kullandığı sistemin aynısı bir sistem üstüne kaçta bindiniz kartta ne kadar kaldı, işliyor zırt zırt diye. Tabi bunu yapana kadar siz ruhunuzu teslim ediyorsunuz.
Sıra var. Otobüs tıklım tıklım. Kentkarla dıt geçersiniz ama ego! İki saat onu bekliosun ki otobüsler sırf ego yüzünden rahat yarım saat kaybediyolar.

Egoyla ilk tanışmam kayıt için gittiğimde oldu. Annemle metroya binip garaja gidicektik -ki sonradan öğrendim o metro değil Ankaray'mış-  Aldık iki binişlik ego, turnikeye yaklaştım ürkek adımlarla. Ben salak, kentkart gibi tutup geçicez sanıyorum ,makine hüüpp diye yuttu. Salak salak bakıyorum böyle etrafa. Güvenlik görevlisinin bir sırıtışı var! Pislik! Görmüyon mu yabancıyız, yardım etsene! Ama sonradan öğrendim. Artık deneyimliyim.

Ankaray demişken. Bi de metro ve Ankaray var. İki farklı ray hattı ve bunlarda da klima yok!! Arkadaşımın annesinin iddiasına göre var; ama Melih Gökçek çalıştırtmıyor. Arkadaşımın iddiasına göre ise biz bindiğimizde çalışıyordu. Her iki durumda da şapır şapır terledik ama!

Bu iki hat birbirine Kızılay'da tünelle bağlı ve buradan aktarma yapabiliyorsunuz. Hahaha! İzmir'deki gibi 90 dk. oohhh beleş aktarma sandınız di mi? Değil!

45 dk.da -ki Ankara'da 45 dk.da hiçbir yere gidemezsin!- binersen senden -beleş de değil yani- 50 kuruş alıyo! Bundan dolayı oluşan küsurat da kart bitince yanıyor. Ne kaa güzel, ne kaa güzel anlıcağınız!

Metronun ve Ankaray'ın sevdiğim tek bir yanı oldu.O da anonslar. İzmir metrosundaki gibi "Dikkat! Kapılar kapanacak"," Sonraki istasyon: Stadyum."  falan yok. Bi teyze kısık bi sesle "Emek" diyo o kadar. Tıss açılıyor kapılar. Tıss kapanıyo. Bu! Sessiz sakin gidiyorsun yolunu terleye terleye!

Dolmuşlar da var; ama onlara binemedik ki kalabalıktan! Bi de nereye gidiyor bilmiyoruz. Binip de Ankara'nın bi ucunda inmek vardı sonuçta; ondan hiç bulaşmadık.

Bi de şu noktayı belirtmeliyim ki Ankara'da her şey Kızılay çevresinde dönüyor. Otobüslerin hemen hemen hepsi bi kere Kızılay'dan geçiyo da hangi duraktan geçtiğini bir polise sormayın benden söylemesi! Zira durak sistemleri çok karışık, hiçbir şey anlamadım. Gideceği duraklar mı yazıyo, geleceği duraklar mı çözemedim

Yani, yaz di mi şu şu şu numara burdan geçer, lazımsa bekle kardeşim diye! Ama yok! İnsanlara gıcıkları var ya oynatçaklar illa maymun gibi!




Yanlız gözlerim vapur aradı benim orda...

19.9.10

Döndüm Yahu =)

Döndüm =)
Evet blog döndüm sonunda şu caaanım İzmir'ime....Allahım allahım, lan ben koca sene n'apıcam orada sorularıylan girdim ya izmir il sınırlarına. Özüme anca döndüm blog...Havası, suyu, insanı,taşı, toprağı, denizi, kuşu, börtüsü, böcüğüylen canım İzmir...Garajda secde edicektim yeminlen muah muah diye öpecektim soğuk mermerleri de abartmayayım dedim...

Efenim malumunuz, hazırlık muafiyet sınavı içün bendeniz 5 gündür Ankara'daydım...Şimdi akıllarda: "Lan 1. aşama bir, ikinci aşama da 1 gün dersek senin maksimum 2 gün orda kalman gerekmiyo mu?" gibisinden sualler oluşabilir; fekat oluşmasın...Eğer sizin de 15'indeki sınava 12'sine bilet alan bir babanız ve de nur topu gibi bir bayram dönüşünüz varsa o bileti değiştiremiyorsanuz ve mecburen 2 gün oluyo 5 gün...

"E 5 gün orada nerde kalıcam lan ben?" şeklinde sorular almıştı ki beni, caaanım arkadaşım Hazal bana facebook'tan mesajını attı. "İtiraz istemem.Ankaraya gelince bizde kalıyosun." Kalmam mı! Canıma minnet =) Hem bütün sene özlemişim arkadaşımı. Hem kalacak yer, hem hasret giderme hemi de Ankara'yı bilen biriylen gez-toz modunu açmak. Oooh! Bir taşla kaç kuş sayamadım valla...

Neyse efendim, velhasılkelam bendeniz gecenin bir vakti çıktım yola. Hesapta biletim gece yarısı İzmir Turizmden; ama ablam ,sağ olsun, garajda çalıştığı için 11'deki benim bineceğim araçtan daha lüküs olana yer buldu ve ben 1 saat erken olarak yola çıktım...

Yolculuk şurada bahsettiğimki gibi geçmedi...Horlayan zırlayan yoktu. Dahası yanım da boştu..Oh mis anlayacağınız....Açtım tv.mi, izleye izleye gittim...İnanmazsınız uyudum bile =)

Sabah Hazal karşıladı beni Aşti'den...Oradan da direkt evlerine geçtik; zira yol öldürüyo insanı arkadaş...Uyandığımda akşam olmuştu ki zaten o gün dışarı çıkmadık...

Ertesi günse sınav yerimi görmeye gittik Beytepe'ye ki şunu hemen belirteyim ismindeki "tepe"yi harbi harbi hakkeden bi yer. Dağda abi yaa!!! Dağ yaa, bildiğin dağ! O ne oolum! Yer mi kalmadı allasen...Ortaçağ krallıkları gibi kendi içinde şehir olmuş bi yer yaa...Bi de görseniz nasıl yokuş nasıl yokuş...Bendeniz hık hık gidiyodum nefes darlığından o yokuşları merdivenleri tırmancam diye!

Tek iyi yanı otobüs sınav binammın önünde indiriyodu. Bu kadar...Başka iyi yan arama....

İşte sınav salonumu neyin hallettikten sonra sıra asıl göreve geldi: Yurt bakmak.

Yok arkadaşım yaa..Ankara yurtta tavan yapmış. Bildiğin faiş fiyatlar sözkonusu...4 kişilik odalar 650-700 filan diyolar bi de banyo tuvalet ortak filan...Biz de dedik belki Beytepe tarafında vardır özel yurtlar, hani şehir dışı filan daha bi insaflı olurlar diye ama çıh....Orada da yok...Dağ tepe tırmandığımızla kaldık anlayacağınız...

Bi de caanım babacım oradaki devlet yurtlarına bak güzeli varsa ayarlıcam ben sana filan diyo; ama yok ki...Kalıncak gibi değil devlet yurtları...

O yüzden bi iki arayıştan sonra kayıt zamanı bulduğum bi yurda kadımı yaptırdım. Hem de Hacettepe tıbba yürüyüş mesafesinde-5 dk.-

Tabi  şu noktada şöyle bi sıkıntı zuhur etti. Ben nerede okucam?

Eğer sınavı geçemez de hazırlık okursam, ben kardeşiniz beytepe yolları taştan türküleriylen Ankara dağlarına tırmanıcam; ama yok engiiiiiiinn (!) ingilizce bilgimle hazırlıktan muaf olursam çat! Sıhhiye'de yurdumun karşısındaki fakülteden başlayacam ve yol param da bana kitap,eğlence olarak kalıcak. Yani sınav önemli benim için...

Sınav demişken.giderken umutsuzdum aslında. Lan ben kimdim ki  liseyi almanca okumuş haliimle deyim yerindeyse ortaokulda aldığım ingilizcemle hacettepe hazırlığını geçicem şeklinde iç muhasebeler yaşıyodum. O yüzden de amacım sınava girip bari "beginner" değil de "upper-mediate"tan filan başlayayım filan diyordum. Zira internetten yaptığım her sınavda "upper" çıkıyodu.

İşte sınav günü geldi çattı. Her türlü yol önerisini alıp çıktık Hazal'la yola. Ve ilk darbe Sıhhiye köprüsünün üstünde yurdum polisinden geldi. Biz gayet saf bir şekilde, durağın orada görevini yapan polis amcaya "Pardon,230'a nerden binebiliriz acaba" şeklindeki sorumuzu sorduk ve sağ olsun yurdum polisi bize önünde durduğumuz durakta bekleyin demek yerine bizi, te ebesinin yazlık evine kadar gönderdi!!!

İleri gidin, dedi. Biz de gittik; ama git, git bi b*k yok affedrsiniz. Ne bi durak, ne bi şey. Şehir dışına çıkçaz. Hayır geç de kalıcaz sınava iyice b*ktan bi durum. Geri döndük sonra ve acı gerçekle karşılaştık. Az önce bomboş beklediğimiz durakta yaklaşık seksen kadar insan sıra olmuş beytepe otobüsünü bekliyordu. Polis amcaya saygı sevgi sözcükleri içimizden akarken biz de sıraya girdik mecburen ve gelen 2. otobüse en son olarak bindik ki bu da ağzımızı burnumuzu cama yapıştırarak gitmek demekti...ki öyle de oldu...

1.aşama sınava girdim böylece ve bildiğin ortaokul sınavıydı sınav....O kadar kolay olsun ki o kadar olur...Yarım saattte çıkınca bi buçuk saatlik sınavdan, yazık arkadaşım telaşlandı bişey oldu diye...Ve sürpriz olmayarak ertesi gün geçtiğimi, 2. aşama olan ve haşırt dı blekbord olan sınava girmeye hak kazanmıştım.

Ona da gittik. Ama bu sefer tecrübeliydik o kadar zor olmadı. Bu sefer de otobüs koca sene hazırlık okumuş da muafiyeti geçmeye çalışanlarla doluydu ki Erzurumlu 3 gencimizin otobüste, ellerinde kağıtlar "Oolumm soon as' den sonra sayılanlar geliyodu..." şeklinde ders çalışıyo olması, gözümü çevirdiğim her yerde insanların ingilizce bir materyal -kağıt,defter- okuyo olmasıylan ben de bi yusuf yusuf hali başgösterdi...Sonuçta bu kadar bütün sene ingilizce görmüş insan tırsıyosa ben de tırsmalıyım psikolojisi oluştu bende..

2. aşamaya da girdim. Hiç de beklediğim gibi zor değildi. Yazma konuları dandikti. Bir buçuk sayfa döşedim ;ama yeter mi bilemedim. Dinleme yoktu ve diğer bölüm de metinler üzerinden testti ve onları da yaptım. Şimdilik tek işim kaldı....Beklemek....

Ve bu bekleyiş beni deli ediyor...Nerde okuyacağım bir önce kesinleşsin de rahatlayayım...

Not: "aşti" ne dersen bi tık
Not 2: Gelecek yazı....Ankara'da Ulaşım....

30.8.10

İstikamet Ankara...

Biletler alındı blog...Salı gecesi ver elini Ankara modundayız.

Yani yap şunu iki-üç gün de millet rahat rahat görsün işini di mi? Ama yok.Sen kalk tek bir güncük ver kayıt gününü.1 eylül...
Sabahın esselatında,o caanım Ankara kargaları herhangi bir kahvaltı girişiminde bulunmadan inicez Ankara'ya ki dolmuşların bile o saatte çalışmaya başlayacağını sanmıyorum. Gerçi kahvaltı, yol öğrenme filan anca sürer gibi geliyor da yine de sabahın 6'sında Ankara garajında, gözleri şiş, hayatından bezmiş, 100 kilo civarlarında bi şahıs görürseniz..hah işte o benim...

Gerçi her türlü tüyo arkadaşlardan alındı. Bir haftadır: "Oğlum yaa Kızılay'a çıktın mı, tamam işte. Ordan yürüyosun"," Yaa garajdan dolmuşa biniyosun işte" " Kime sorsan gösterir.."," Servisi var yaa.." gibisinden cümlelerle boğuşuyorum. Ama biliyorum, bunlar bi işe yaramayacak ve biz yine sora sora bulucaz yolu.

Bu arada Hacettepe yurtları da çıkmadı, iyi mi? Devletleri bekliyordum ki onu da az önce öğrendim. Çıkmamış. Çıksa şaşardım! Şu yüce Türk devleti ne zaman yararıma çalıştı ki benim!!
Bi de yedekteyim. 2713. sırada!! Mezun olunca gelir sıra diye düşünüyorum...

E bunun üstüne anam, garib anam, çilekeş anam bilmese de, bi de bütün gün yurt koşturacaz oralarda...İnternette araştırdım tabi ki de...de hiçbirinde fiyat filan yazmıyo ki..Oda,yatak,yemek,sıcak su...Lan anladık var hepinizde..bi fiyat tarifesi koy di mi! Yok! Çıldıracam...

Bi arkadaş diyo, "500'e kalıyom ben.", diğeri ,"Ben 400'e kalıyom". Hangisi doğru bilemedim...

Hayır, bi de şöyle bi sorun var. Hazırlık okucam mı okumucam mı? Şimdi çok zor bişi diil gibi görünüyo; ama şu sorunun yanıtı ya beni Ankara'nın göbeğinde okutucak ya da Eskişehir-Ankara karayolunun üzerinde...Zira tıpçılar Sıhhiye Kampüsünde, medeniyetin göbeğinde; Hazırlıkçılar ise Beytepe Kampüsünde allahın unuttuğu bi yerde okucaklar...

Bi de diplomada da Kastamonu Tıp fakültesi yazıcakmış, iyi mi! Ben diplomam Hacettepe Tıp olcak diye girdim, e haliyle şu bilgiyle vurgun yedim. 3 sene sonra tası tarağı toplayıp Kastamonu'ya gidicez.

Aslnda sıfır kilometre, cillop fakülteye girecez. Süper cihazlar filan da...Hocallar, Hacettepe'de uzmanlaşan asistanlar olacak. Genç kadro falan filan feşmekan gırla ortalarda da, lan o adam ne gördü ki ne öğreticek moddayım ben biraz. Ondan yatay geçişlere bakıyorum; ama onu da kaldırıyolarmış..Hobaaa...Ben iyice deliye döndüm.. Artık kaderin bana kesin bi gıcıklığı var,biliyorum..Okucaz artık paşa paşa...

Gerçi hele bi okul başlasın da...belki Hacettepe'ye geçerim,belli mi olur ;) Hayal dünyası işte naaparsın...

Not: 100 kioyum ama göstermiyorum..taş çatlasın 85.. =)

24.8.10

Kafa Boşaltmaca vol. 3

Geldim blog geldim. "Sonunda sana da vakit ayırdım." demek isterdim; ama ne yalan söyleyeyim sana yazmamamın nedeni tamamen üşengeçlik blog. Evde yat yat Diyarbakır karpuzuna döndüm.

Gazetede yazıyodu İngiliz bilimadamlarının yaptığı araştırmaya göre - ki o adamları bulursam dövücem,en zırttan şeyleri araştırıyorlar- tembellik hastalıkmış. Evet! Biliyorum. Şekil 1-a ben işte! Yatmaktan başka bişi yapmaz oldum. Televizyon bile izlemiyorum internette girmekten ki Doktorlar neyin oynuyo tv.de o derece yani.
Neyse olan bitenleri yazayım ben. Şimdi şurada da dediğim gibi kazandım üniversiteyi blog =) Ama öyle kazanmakla bitmiyor tabi takdir edersin ki. Yok yurt başvurusu,yok kayıt evrakları,cartı curtu ooff uğraşçak bir sürü mesele var.

Hayır şikayetçi değilim uğraşırım da... Arkadaşım ota b*ka da site açılmaz ki! Yurt için ayrı site,öğrenci işleri için ayrı, üniversite için ayrı, üniversitenin kendi yurdu için ayrı, tıp fakültesi için ayrı, hazırlık sınıfı için ayrı...hangi birini takip edeceğimi şaşırdım. Tırsışlardayım bir şeyin kaydını kaçıracağım diye. Sürekli takipteyim anlayacağınız.

O değil, beni geçtim bi de kardeşimin duyurularını da takip etmek zorundayım. Onda hele hata yaparsam bir aile benim yüzümden hapiste yatar, bense mezarda...

Teyzeme geldim dün. Laptobumun kablosu bozuldu. Bizim ev sanal dünyadan koptu anlayacağınız. Onu tamire verdim. Kuzenlerim de bizde kalıyodu, onları evlerine getirrdim. E internet bizim evde olmadığına göre de kalayım dedim burada. Digitürk filan da var.Oohh paso House, Er, Three Rivers filan izliyorum...Nasıl mutluyum anlatamam.

Gelirken yolda açık parfüm satan bir dükkanın camında asılı olan iki kağıt dikkatimi çekti ve acı bir Türkiye gerçeğini gördüm. Kağıtta şu yazılıydı, varın yorumu siz yapın: "Rahmetli Bihterin kokusu geldi." Yanında da "Behlül'ün kokusu geldi" yazıyordu; ama diğerinin yanında sönük kalmış.

 Diğer bir şey...Kulağımda şimdi de iltihap çıktı. İyi mi! Geçen cumartesi nasıl ağrıyo,anlatamam! Çorbayla yaşadım bütün gün. Çenemi açamadım! Arkadaşın babasını arattım arkadaşa. "Antibiyotikle, majezik alsın." dedi de cumartesi her yer kapalı! Eczaneler majezik'in kutusunu göstermiyo reçetesiz! Neyse ki teyzemde varmış da o getirdi, içtim. Azaldı biraz ağrı . Pazartesi de ilk iş doktordaydım. Nur topu gibi bi iltihabım, bi de dış kulak yolunda ödemim var artık. Nasıl mutluyum nasıl!!! Aldım ama ilaçları.Yutup duruyorum. Damlalar filan gırla zaten söylemeye gerek duymuyorum. İyileştircem bu kulağı, kararlıyım.

Bi ara da göze gidicem. Yeni gözlük almalıyım.Öyle ya 300 kişillik amfide lazım ;)  Numarası mı değişmiş ne bi de kendi gözlüğümle göremiyorum, arkadaşın gözlüğü bi takıyorum dünya HD oluyo birden. Dişe de gideyim diyorum. Ankaradan önce revizyona girmek lazım yani.

Yaa bi de o var. 14'le 15'inde -sanırım- sınav var. İngilizce muafiyet. Ama atlayamayacağım  sanırım. İnternette sınav yapıyorumm hep " uppermediate " çıkıyor. Birinci aşama tamam da ikinci aşama giricek sanırım. Zira Hacettepe'nin sınavları da kazık hani.

4 Ekim'de başlıyormuş bizim okul. Arkadaş başka bölüm okuyor, "Bizim 20 Eylülde başlıyor.Off!" diyor. Yaa arkadaşım! 11 gün ara tatilim var benim ama!! Sense yatacaksın resmen!

Of bir de hazırlık Beytepe Kampüsü'ndeymiş ve aldığım istihbarata göre orası bildiğin, şehrin dışında Eskişehir-Ankara yolundaymış.Olmasa şaşardım zaten!

Bu arada yakın arkadaşım Macaristan hazırlıklarına başladı .Sordular buna "Ocak mı Eylül mü?" diye, bu eylül dedi!! Hoş, ocak dese de görüşemeyecektik; ama ne bileyim erken gibi. Gidecek orada tıp okuyacak. Uzmanlığı da alıp gelecek. O nasıl olacak anlayamadım bi türlü; ama öyleymiş. Gelecek yaz yanına gitmeyi düşünüyorum ama... Bakalım artık,kısmet...

Bu yazım dizi izlemeden geçti resmen! Sözde Supernatural bitecek, How I Met Your Mother'la kanka olunacak, House ezberlenecek ve bir sürü dizinin ağzından girilecek burnundan çıkılacaktı; ama ne oldu ne bitti bilemeden yaz bitt. ve ben bi b*k izleyemedim. Bravo bana!

Geçen Atv'de Çocuklar Duymasın'a rastladım. "Gülmem ki ben buna" dedim, " Eskisi gibi olmaz şimdi bu." Bu kadar yanılabilirim!!! Yarıla yarıla koptum var yaa! Süperdi yaa =) Pınar-Tamer ikilisi eski tadı yakalamışlar. Ama Selami'nin olmaması üzdü biraz. Yeni yüzler de vardı ve çok da güzel olmuş. İzlenilesi...

Bu arada kilo vereceğim ben, bak diyorum buraya. Ama nasıl, orasını bilmiyorum. Depresyona girdim yaa! Herkes üçgen vücut olmuş da bir ben kalmışım! Ankara'da spor salonu vardır herhalde. Gelecek yaz yakıcam lan ortalığı! Ankara! Wait for me babe!

Aa, bir de Inception'a gittim bir arkadaşla. Güzel filmdi. Alışılmadık tamam; ama haftalarca da bahsedilecek kadar değil bence. Ama görsel efektlere filan laf yok tabi. Oyuncular desen ona keza. Gerçekten iyi. İzlenilir yani.

Eh benden bu kadar.  Zaten öyle action bi hayatım olmadığı için de bu kadar çıkması bile şaşırttı beni aslında =) kendine iyi bak blog...

Not: Kafa Boşaltmaca serisi nereye kadar gidecek acep??

Not 2 : Bak bu da müzik.Ama alakası yok yazıyla öyle içimden geldi =) http://fizy.com/#s/1ahyun

13.8.10

Tatil Fiyaskosu ve Başarı Hikayem

 Döndüm =) Geldim o bitmeyen tatilimden blog. Hemi de amele yanıklarımın üzerine bir sünger çekerek. Artık,kırmızı-bronz tonlarda kulunuzum şu vakit.
Döndüm,döndüm ama başıma da gelmeyen kalmadı blog. Şu dört gün neler oldu neler ki hemen yazayayım da rahatlayayım.
Her şey geçen cumartesi başladı. Ben evde her zamanki gibi gayet normal günümü yaşamış,caaanım ailemi beklemeye koyulmuştum. Anam,babam,kardeşim geldi ki ardlarından ablam damladı ve yüzünde de kocaman bir gülümseme...Ne dese beğenirsiniz? "Tatile gidiyoruz!!" Biz doğal olarak bildiğimiz bir şey olduğundan "Eee,biliyoruz.Didim bizi bekliyo." filan dedik ve ablam haberini patlattı."Didim'e deeiillll.Gümüldür'e gidiyoruz." Hoppalaaaa!! Nerden çıktı şimdi bu? Hani Didim'di. Hani hep gittiğimiz oteldi. Hani cıstak cıstaktı.

Efenim,olay şudur ki ablam,canım ablam, garib ablam,çilekeş ablam geçen hafta bir arkadaşı tarafından Ayvalık'taki kampa davet edilmiş,çadır kampında gayet iyi eğlenmiş,tesisten pek bi memnun kalmıştı. Bunun üzerine araştırmış ve bize ona benzer bir kamp yeri bulmuştu. Böylece konaklamaya minimum,eğlenceye maksimum  para harcayacaktık.
Hazırlandık. Bavullar,torbalar,çantalar ne var ne yok tıktık. 4 gün gidecez sözde ;ama gören evi terk ettik sandı. Eğer olacakları bilseydim yeminlen bi şort bi tişört giderdim!!!
Garaja vardık. Gümüldür otobüslerini bulucaz, diodum ki Gümüldür dolmuşlarını bulduğumuzu farkettim!! Dolmuş!Minik,ufak,minnacık,küçücük ve boyutla ilgili her türlü küçültme ekini alan kısalık belirten sözücükler.

Klimayı bırak, havalandırmayı geçtim, camları açılsa bari! Yanıma da oturdu  mu sana bi yarma! Hem de ne yarma ki düşünün beni cam kenarına sıkıştırabilecek boyutta! Beni...beni beni...100 kilo adamı!( Bak orda beni'de bihter sesi var ;) )
Bi de oturduğum yer güneş mi sana! Hoppaaa! Baygınlıklar geçire geçire çıktık yola. Gaziemir'e geldiğimizde de adam ağzına kadar dolu dolmuşa da adam almaya devam etti yaa!! Üstüste gidiyoz böyle sardalya konservesi gibi! Hava alamıyoz! Neymiş efenim,camı açarsa çocuklar hasta olurmuş terli terli! Lan kadın deli etme beni aç o camı! Cinnet geçirecem sonra hastalancak çocuk kalmıcak ortada!
Velhasıl kelam,şu stresli yolculuk için 3 kişi 27 lira ödedikten sonra o IQ'su 0-15 arası giden gelen şoför tabii ki de bizi yanlış yerde indirdi!!!İndirmese şaşardım!
Neyse telefon edildi Fikri Bey(!)'e ki yeri tarif edilsin de bulalım diye. Bu arada gideceğimiz yerin adı da Fikri'nin Yeri.
Adamın bize söylediği bir tek şey yok ortalıkta! Ne tansaş, görebiliyoruz ne denmar ne de herhangi bakkal dahil bi alışveriz merkezi.
O kadar eşya ile sürüne sürüne, diller dışarıda bi yere vardık. Direğin tepesinde "Fikri'nin Yeri" tabelasını görünce çölde su bulmuş bedevi kadar sevinmiştim ki vurgunu yedim!!!
Hem de ne vurgun! Ablamın,canım ablamın,garib ablamın, çilekeş ablamın bize bulduğu yer kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir yerdi. Anlatılmaz,yaşanır bir yerdi. BERBATTI!!!!
Hayatımda gördüğüm en iğrenç yerdi! Fikri bey(!) ise hayatımda tanıdığım muhtemelen en berbat insanlar listesine hayli yüksek basamaklardan giriş yapmıştı! Evet 5 yıldızlı hotel beklemiyorduk tabi de bu kadarı da olmazdı ama!! Mutfak dolap var dediği kampın ortasındaki naylondan yerdi -ki etrafındaki tabak çanaktan anladım- Dolap dediği de barakaların önlerindeki paslı aletlerdi!!!Duş-banyo filan anlatmaya içim elvermez, veremez. Size bu kabusu yaşatamam sözcüklerle! Fikri Bey bi de utanmadan "Ee, insanlar mangal yapmaya geliyorlar." filan diyordu ki höh, dedim höh! İnsanda mide olur.Bu mu yani.

E tabi oradan kaçar adım uzaklaştık .Tabi hedefimizde ablam vardı. Yazık dokunsan ağlıcak modda. O ne bilsin böyle olduğunu.Safım, telefonda ne demişlerse inanmış. Nerden bilsin duşun ordaki bidon olduğunu.Veya dolapların tenekeden bozma paslı aletler olduğunu.

Neyse biz naapalım ne edelim derken tekrar Didim'de karar kıldık ve İzmir'e geri döndük. Dönüş gelişe göre daha sakin daha insancıldı. Kalabalık değildi dolmuş ve camlar filan püfür püfürdü.

Ablamla dalga geçerek de bayağı eğlendik =)

İzmir'e döndükten sonra tekrar otobüse atladık. İstikamet didim!. Tabi Pamukkale'nin o güzelim neoplanları cennet kaldı o dolmuşların yanında =D Film izleye izleye gittik ki ne oldu demeye varmadan Didim'deydik.

3 yıldır kaldığımız otele vardığımızda saat yediydi ve 4 günlük kısacık tatilimin 1 günü yollarda geçti.

Bunlar dışında tatil şahaneydi =) O club senin bu club benim gezdik de olan benim kulaklara, gözlere oldu. Su kaçan kulağım zaten sağırlığa meyilliydi. 4394894 desibel ortamda iyice gitti. Çözünürlüğü 0'a yakın olan gözlerimse o lazerli,flaşlı ışıklarla eksi piksellere düştü. Club en çok kardeşime yaradı,zira bi an bile yerine oturmadı hırtapoz! =)
Veee asıl bomba,bu sabah kahvaltıdayken ordaki bir konuşmaya kulak misafiri oluşumla geldi.
"Yerleştirmeler açıklanıyomuş bugün."
"Yaa evet seçil naaptı acaba?"
Hönk :S Ben bi kaldım. "Nası yaa? Gelecek cuma diil miydi?" derken ablamdan doğrulama geldi ki o da gazetede görmüş. Nasıl o bilgisayarı açtım nasıl girdim bilmiyorum ki evvet bee!!! Hacettepe kastamonu tıp kazanmışım!!

Nasıl sevindim nasıl sevindim anlatamam. Ayaklarım oturma organıma vura vura çıktım odaya ki telefonlar da gelmeye başladı. Tebrik edenlere çok teşekkürler =)



                         Böylece dönüş yoluna girdik ve şimdi evimdeyim.Home sweet home...

15.7.10

Havaya Uçtuğum Gün vol. 1


OLDU LAN! Valla oldu! Ahanda oldu! Çok pis teleloy diye hoplayıp zıplayasım var blog! Tıp tutturacak başarı sırasını elde ettim! Var ya kopuyorum böyle durup durup...Suratımda mütemadiyen bi sırıtma var.En salak şeyler bile Ata Demirer esprisiymişçesine koparıyo beni.Hayat güzelleşti birden. Gök mavi,güneş parlıyo,etraf kelebeklerle doldu adeta.
Gece uyuyamadım heyecandan.Adreanalin patlaması yaşadım. uyuyayım diye alkole vurdum ama bana mısın demedi! Anca sabaha karşı 5'te sızmışım.9'da da uyandım.O bir buçuk saat geçmek bilmedi!
İçimde sürekli bişi vardı böyle."Var ya geçen seneki gibi olcak.Sıççam bak. Olmadı genetik yazcam.Of ya o da olmazsa.Aman hiç olmadı biyoloji okurum.Yaa of tıp olsun.Bohuuu!" moddaydım. Beynim her türlü senaryoyu yazıp,yönetim,oscar törenine sundu ki bunda biyolojiyi 8 yılda bitirip,senden bi b*k olmaz denerek işe alınmamam,bunalıma girip hastane basmam ve oracıkta kafama sıkmamla biten senaryo takdire şayandı ki ödülü de o aldı.
Sonuçların açıklanmasına 3 dk kala kalbim artık enfarktüs ( Havalı di mi? ) geçirecek kıvama gelmişti ki ekranda T.C. kimlik no gir kutucuğu ile gönder butonu belirdi. Sayıları yazdım ve BUM!!
"İlk 5000'deysen tıbbı kazanırsın." mantığım devreye girdi ve ben havalara uçtum.İçimde ege olmaz ama gibisinden bi burukluk oluştu;ama olsun.Onun dışında bir sürü yer tutuyo. Puanlar düşçek diyolar-gerçi her sene diyolar- ama bakalım belki de Ege'ye kapak atarız.
Yanlız bi de dün arkadaşlarla gezerken eski bi kitapçıda bi kitaba gözüm takıldı onu aldım elime ki altında bi kitap vardı. "Tıbbi İngilizce" Malum mu oldu ne? Aldım hemen.Gerçi Türkçe okucam sanırım ben;ama bulunsun neme lazım...

9.7.10

En Çok Eğlendiğim Gün Volume 1

Saat 4'e 10 vardı! Ve ben otobüse bindim. Hayır,5 dakikadır beklemiyorum ben o kahrolasıca otobüsü. Bildiğin 45 dakkadır ayakta dikilerekten o otobüs durağıyla bütünleştim. Hayır, arkadaşa da söylemişim bak ben buna bincem diye,ileride de o binicek hep beraber mutlu mesut gidicez;ama yok olur mu! Neyde şansım yaver gitti ki bunda gitsin. Hayır,anayola yürüsem arkadaşın beni bulamaması gibi bi sorun var.Telefonun da mesaj ayarları bozulmuş mu! Hobeleyyy...Dünya'yla iletişimim kesildi. Biz Avea 5000 sms olmadan önce naapıomuşuz,bilmiyorum valla.
Neyse geldi sonunda lanet şey de bindim. Yolun ilerleyen kilometrelerinde de salak salak jestlerle duraktaki arkadaşımın ilgisini çekip aldım onu da otobüse,yanıbaşıma. İkimiz de siniriz;çünkü 5te buluşacağımız yere saatin 5'buçuk olmasına rağmen,bırak ulaşmayı daha yolun yarısındayız.
Neyse ki arakadaşlarla buluştuk ve Ece'ciğimin o sıcacık hareketleriyle unuttuk eshota dair tüm sinirimizi =)
Oradan geleneksel bir Kıbrıs Şehitliği turu attıktan sonra tabii ki de nereye gideceğimizi karar veremedik. Ama Güneş abimiz de pek bi yakıcı olduğundan oturduk Üsküdar Çaycısına...
İzmir'in sembolü olan bir yerde neden Üsküdar çaycısı var onu hala anlamış değilim;ancak soğuk içeceklerimizin yanındaki o sohbetimiz görülmeye değerdi. Aman sabahlar olmasın =)
Kahkahalarımız havalarda uçuşur,düşmanları çatıp çatım çatlatırkene arkadaşımızın mezuniyetini,diğer arkadaşımızın da aslında 3 yıl önce aldığı ehliyetini kutladık. Aman işte bahane olsun =D
Çevirdiğimiz tavlayı 1-1 tadında bırakaraktan burger'ın yolunu tuttuk. Damn fast food!!!
Lanet olsun ki diyet bozuldu,gitti,toz oldu,uf oldu sayın okuyucu. O güzelim king chickena eşlik eden ranch sarmısaklı mayonezle el ele verip benim yanlardaki simitlerde balayına çıktılar.İçtiğim resmi orta boy cola ile arkadaştan arakladığım gayriresmii büyük boy koladan ise haber alamadım. Kim bilir nereyi löpür löpür yağ yapçaklar.
Yanlız Burger'da sanırım karnın da doymasıyla olası kahkaha sayısı üçe beşe katlandı. Bunda,indiğimiz mahzen gibi yerin duvar dibinden orada kimse olmamasına rağmen üçer beşer çıkan insanların geldiği yeri merak etmememiz etkili oldu tabii.Zira Ece'yle o mahzen gibi yerin dibindeki oyun alanına bakıp gelme bahanemizin talihsiz bir biçimde yetersiz kalacağını tahmin edemedik. Rezil olduk bir grup ergene! Hele ki benim cümleyi duysanız gözleriniz yaşarır: " Hmm,oyun topu yokmuş burada.Tüh, çok da severdim!" Ve ben bittim...Ama hala çözemedik insanların geldiği yeri. Şüphelerimiz var: Acaba Kıbrıs Şehitli'ğindeki Burger, uzaylı üssü mü?? Araştırmalarımız sürecek...Bitiriciiim onları!
Daha sonra New York hayalleri başgösterdi ki foto da görülen kellemin ardındaki amerika görüntülerinin bunda etkisi var.
Daha sonra da kayış koptu zaten. Fotoğraf makinesi ortaya çıktı bi kere. Durulur mu! O mahzen gibi yerin ıssızlığından yararlanaraktan türlü türlü şaklabanlıklar yaptık ki emin olun hayatımda hiç bu kadar gülmemiştim ben. 4 kişiydik biz;ama kahkalarımız 30 kişilikti.
Burger'dan çıkarkense gördüğümüz insanın kız mı erkek olduğunu anlamadım. Bizim yaşlarda kısa saçlıydı ama kızı da andırıypdu ve bunu tam da düşünürken meğer 4ümüzün de aynı şeyi düşündüğümüz anlaşıldı ve bi posta da orada koptuk =)
Her şeyi konuştuk bugün.Terkedilenler,terkedenler,gelecek,amerika,tıp,matematik,New York,Adam Sandler,dandik ilişkiler,aldatma,erkeklere sövdüler,kızlara sövdük,güldük...çok güldük...Gözlerimiz yaşardı...
Oradan çıkıp Kordon'da Güneşi yakalamaca oynadık.Tabi salaklığımız üstümüzdeydi sanırım. Adam, sen gidip otuz metre öteden fotoğraf çekmeye çalışçağına deniz kıyısına gitsene! Di mi! Benim ki güzel oldu gibi ama arkadaşın biraz aralık kaldı eli.Amaaan salla, sanki gören gerçekten tuttuğumu sanıyo da...Ne farkeder...
Sonra kıçımızın yeterince ıslandığına karar verdikten sonra Kahve Diyarı'nda aldık soluğu. Şurada belirttiğim gibi o kahveler yine masaya geldi. Evet,ciddi ciddi gizli örgüt kurup kahve çekirdekleriyle ayin yapıcam...
Sonra kahvelerimiz geldi ki yemin ederim geçen içtiğim normal filtre kahveyle Yemen kahvesinin hiç bi farkı yoktu;ama öküz diiliz ya sustuk paşa paşa içtik.
O güzelim dakikalarımız mahveden demeyeyim de gölgeleyen iki şey oldu.Buradan onlara sesleniyorum.
1-) O güzel kırmızı doğanla Kordon'un önünden "Bak,benim öküz gibi ses sistemim var" dercesine bangır bangır geçen apaçi arkadaşım; sana sesleniyorum.Kes şunu yapmayı! Hayır biraz dikkat çekmek,azıcık bakışı üstünde hissetmek için binlerce küfür yemeye değmez ki kendimden biliyorum saydırdım sana ne yalan söliim!
2-) Yan masamızda oturan ecnebiilerin "double date" dedikleri çifte buluşmaya çıkmış emme basma tulumba arkadaşlarım. Gidin lutfen o mırçınızı evde yapın! Masalarımız arasında 10 cm varken o dillerin kavuşması midemi bulandırdı.Lütfen etrafa saygı,sevgi!

Oradan kalkınca da bilmem farkettiniz mi ama kesin etmişsinizdir;çünkü farkkedilmeyecek kadar küçük şeyler de diiller- İzmir'in dört bir yanında tasarım harikası inekler var.
Evet,itiraf ediyorum. Kıbrıs Şehitli'ğindeli Limon İnek! Onu evime götürmek istedim! Harika bişi yaa! Kimin aklına geldiğine bakmadım ama aklına gelenin iyi ki gelmiş. Bi de Cumhuriyet Meydanı'nın orada kahve fincanında yüzen inek.Sana ulaşmak için o kadar çile çektik;ama değdi.
Otobüsten seni görüp ilerideki durakta inelim dedik ama biz ne bilelim durağın zibilyon km ileride olacağını.
Ece'nin yürüyelim fikrini bertaraaf edip."Ne kızım,binelim tersine giden bi otobüse" Şeklindeki o harikulade fikri ortaya attım.Atmaz olaydım! Ben nereden bileyim 361'in en yakın durağının Behçet Uz hastahanesi olacağını! Hobaleyyy! Bi de oradan geri yürümek çıktı mı sana! Saat de yaklaşıyo 12ye. Lan otobüsü kaçıracaz derken kendimizi Çankaya'nın ıssız sokaklarında "Koş Lola Koş" filmivari bi yapılanma içinde bulduk. Ama değdi...Yani fotolara bakarsanız siz söyleyin değmiş mi diye =D
Sonuç olarak bugün en çok eğlendiğim günler listesine yukarı sıralardan giriş yaptı...Devamı da gelecek...

Şimdi ,günün içinden kareler var aşağıda =) Seviyorum ki ben onları yaaa =)


Şu yukarıdaki sahne çekilirken canımız çıktı.Gülmeden dur bi di mi!

Bu da koppuşlarımızdan bir kare...



Lİmoooooonnnnn!!!! Hastayım o limon ineğe!!


Ahanda kahvedeki inek! =)



12.6.10

Fala inanmıcan,falsız da kalmıcan demiş atalarımız....

Sabahın köründe arkadaşımın telefonuyla fırladım yataktan ve anında yedim çemkiriği; "NERDESİN?!!". Geç kaldım! Telefonumu kurmayı unutmuşum.O yüzden de evden çıkmış,otobüste yolcuğuma başlamış olmam gerekirken,arkadaşımın sesiyle kendime geldim ve attım kendimi dışarı.
Gün böyle başlasa da gerisinin iyi geçeceğini düşünüyordum.Zira sınava girilecek,sorular çözülecek saat 4 gibi de arkadaşım  Ece gelecek ve Ece,ben,Cansu çıkıp eğlenip kafa dağıtıp iki muhabbetin belini kıracaktık.
Sınava girdik.İyiydi.Çok zor değildi; ama geometride yine kader ağlarını örmüş ve aynı kader aylardır analitik çalışmaktan bitap düşmüş beynimizi klasik geometride durdurmuştu. Sınavda açıortayın dibine vurulmuş,çemberde Final kendi rekorunu kırmış,yamuk iyice yamulmuş ve yanında bizi de yamultmuştu. Onun dışında pek de kötü değildi sınav yani.
Çıkışta ben artık kaderime mahkum olmuş, "Olsun artık matematik kurtarır" diye düşünürken Cansugeldi ve biz 5. kata çıktık. Hani bi sınıf bulur da çalışırız diye ki o sinir rehberlik hocama rastladık ve kendisi tarafından resmen PÜSKÜRTÜLDÜK!!
 Biz tam yanıbaşında, "Hocam; sınıf,hoca,etüt zart zurt..." diye konuşmaya çalışırken bu arkadaşımız gayet net bir takmamazlıkla etrafa sahte gülücükler yayıyordu. Ancaaaakkk ne zaman ki YGS'de ilk 100'e girmiş bir arkadaş geldi. İşler değişti. Bunda, çocukla bi ilgilenme,bi ilgilenme! Anlatamam. "Tamam canım,aman canım.Öğretmenler görevli; ama buluruz şimdi, dur. Nöbetçi kimdi arkadaşlar. İşte şu şu. Hah tamam fizikle geometiriyi hallettik. Hadi bakalım yavri mu"  filan... Nooluyoruz lan, filan oldum. Dedim hocam e sınıf yok mu? Yok!Kütüphanede çalışın. Allahım parçalıcam kadını!! Tam o sırada allahtan Ecenin msj gerldi de biz de çekip gittik. Hastasıyım sanki onun sınıfının!!!
Ece, annesiyle olan randevusunu bizle değiştirmişti.Yoldaydı ve geliyordu. E bizim de canımıza minnet ,çıktık yola. Önce o gelene kadar burgerda karnımızı doyurduk. Ece gelince de vurduk kendimizi yola. İstikamet: KONAK. Amaç : FAL!!
Yok,benim için değil. Cansu için; ama ben de belki baktırırım diye takıldım bunlara. Hobaaaa!! Girdik Kemeraltına, o labirentte dön allah dön ,dön allah dön! Zaten sıcaktan beynim uyuştu. Bi de buldukları bijuteriye giriyo mu bunlar sana!İyice işkence! Ama arkadaş işte naaparsın?
Neyse, Kızlar Ağası Hanı'ndan girdik filan, Ece bizi bi sokağa çıkardı.
Sokak ama nasıl?? Dumanaltı! Bildiğin, böyle havada nargile,sigara dumanı var.Bi ara kafamı yukarı kaldırdım açık havada mıyız diye valla açık havadaydık. Sis gibi duman çökmüştü oraya.Vanilya,cappucino kokulşarı iyice buhurdanlık etkisi yapıyordu.
Sonra bi yere geldik, böyle kıç kadar bi yer. Sevdam Cafe! Allahım! Minicik minicik tabureler.Yaa benim zaten popo ölçüleri belli nasıl oturcam? Zaten otursan, geçecek yer kalmıyo. Kutu kadar. Gelene direkt böyle," Mal almaya mı geldiniz?" diye sorar gibi "Fal mı?" diye soruyolar.
Kadın soruyo sözde ama arkada,hesap kitap yapan adamın da gelen giden kenevir hesabı yaptığına eminim. Ben bi kola alıyorum,Cansu da kahve haliyle. Onun için geldik çünkü. Malum önümüz LYS. Kahve kötü. Telve forever durumda. Köpük yok gibi bir şey. Fal için sıraya giriyoruz.26! Ve henüz 19 içeride.
"İki saat sonra mal hazır"der gibi "İki saat sonra gelin." diyor kız. Çıkıp gidiyoruz.Nereye? BİJUTERİYE!!!Allahım,çıldıracam. Bi tane daha kolye küpe görürsem kusacam.O moddayım. Sonra annemlerle karşılaştık.Teyzemle yaklaşan kuzenimin sünneti için konfeti filan alıyolardı. E onlarla gezince doldu tabi iki saat. Gittik biz de falımızı baktırmaya.
O kutu gibi yerden çıkıyosun demir merdivenle çatı katı gibi bi yere. Aşağısı hamam.Yukarısı Cehennem!! Bi vantilatör çalışıyo püfür püfür ama o da fal bakan kadına vuruyo.Bencil şey!
Kadın sempatik; ama bi konuşmalar filan. Dedim tamam. Bu işini biliyo. Baksana insan ilişkilerinden belli.Kadının önünde bi deste kart.Sanıyorum tarot filan bakıcak.
Neyse işte şu bu derken başladık biz. Arkadaşa paso kart çektiriyo.Kartlar tarot değil ama değişik değişik işaretler var.Sayılar bi de. Arada da kahveye bakıyo. Bildi. Ne var ne yok bildi! Arkadaşa tıbbı kazancağı müjdesini verdi ; ama ne kadar emindi ben bile bilmiyorum.
Cansu da sinir etti kadını. Kendisi korkulu,kaygılı olduğu için paso korkuları çıkıyomuş kartlarda. Böyle profesyonel yapıyo işini yani. Doğru iletiyi almadan bırakmıyo.12 yaşında filan nazar değmiş Cansu'ya."Tuzlu suyla duş al. Odanda adaçayı filan bulundur" dedi.Ve ben kadına inandım! Çünkü parapsikoloji merakımdan gelen bilgilerden. Adaçayının kötü enerjiyi def edici. Tuzun negatif enerjiyi polarize edici etkisi vardı. O an kadının 3. gözünün harıl harıl çalıştığını düşünüyodum ki fincan da arkadaşımın da doğruladığı, TUS(tıpta uzmanlık sınavı) görüldü.Ve bizde kayış koptu.
İnşallah istediği olur da girer şu tıppa yaa. Vallaha bak! Cansuyu 11 aydır filan tanıyorum; ama tıbbı onun kadar hakkeden tek bir kişi tanıyorum.Ben...Hatta benden bile daha fazla istiyo olabilir....Dua edin bize....

15.5.10

Az Ondan,Az Bundan...

İzmir gene yaptı yapacağını be izleyici...yine yapış yapış sıcağını bir miktar yağışla beraber saldı üstümüze...

Ablam da dün dedi mi sana temizlik yapçaz hep beraber diye. Hoppalaa!! Nerden çıktı şimdi bu, demeye kalmadan,saygıdeğer anacığımla o yağmurda tuttuk Careufour'ın yolunu. Amaç? Temizlik malzemesi almak!! Kadın sıkıldım, gezcem demiyo da alış-veriş kisvesi altına sokuyo olayı.

Zaten moralim bozuk,çözdüğüm denemenin yanıt anahtarını bulamadım.Yok!Bildiğin yok! Boşu boşuna çözdüm demeye dilim varmıyo,o kadar artık, anla. Ondan aramaya devam ediyorum,internette filan ama yok. E onun sinirine battı balık yan gider modunda atladım,gittik alış-verişe.

Teyzemler de geldi mi sana! Al işte bi gün daha gitti! Yok yanlış anlaşılmasın teyzemi filan sevmediğimden değil de onlar gelince benim ders olduğu gibi yatıyo.Yemeğiydi, sohbetiydi,çayıydı, çiğdemiydi...E ne kaldı! Kalmadı tabi bişi. Ben de paşa paşa sabah çözdüğüm mat-geo sınavıyla kaldım.Hayır yanıtları olsa çim yanmıcak. Eh bu yüzden de yedim tabi arkadaştan paparayı. Zira 500 soru sözüm vardı kendisine. Ne oldu? yalan olduu.Ne diyim önümüzdeki maçlara bakıcaz artık.

Zaten o da bunalımlarda. sevgilisi amerikadan geldi havalara uçtu,iki gün geçti başladı kavgaları.Benden soğumuş bu triplerinde.Anlamadım gitti.Yanında olması mı iyi,olmaması mı? çözemedim işi.
En iyisi bi süre daha böyle sap takılmak.Baksana kimseye yaramıyo şu manita işleri. Hem yarın öbür gün ben de gidersem amerikalara (inşallah!) öyle sevgili mevgili uğraşamam. Kafam rahat olsun,ne yaşadığımı anlıyım. Di mi ya?

Bu arada unuttum söylemeyi LYS başvuruları bitti.520 bin kişi başvurmuş.Şimdi bu iyi mi kötü mü bilemedim ki ben. İnşallah lehimizedir de bizim de yüzümüz güler be izleyici'm. Ne odunlar var,üniversiteye girip yine aynı odun çıkan.Bari biz girelim de ülke gelişsin.Samimi söylüyorum bak. Yukarıda bahsi geçen arkadaşım mesela tamamen insanlık için tıp isterken -emin ol öyle,kefilim...- bir diğeri amaann girerim sağlık ocağına,yazarım reçetemi,yatarım -evet,aynen bunu söyledi- modunda. Ve görsen nasıl biri! Bırak ona muayene olmayı,oturup iki çift laf edemiyosun. ama onun puanları yüksek ve o giricek tıbba! Deli oluyoruz. E tabi başlıyo ÖSYM'ye sevgi sözcükleri.ne diyim sistem kendini bilmiyo ki biz sistemi çözelim. 

31.1.10

Yok Artık!!

Aynen öyle yok artık!!!Bi insanın üstüne bu kadar gelinmez ki ama herkesin bi dayanma sınırı var di mi ama!!!Sözde 15 tatilde ne var ne yok çalışılacak evde kitap kalmıcaktı,denemelerin biri gelicek biri gidicekti!Hayır, yok öyle bişey. Sebebi de ne? Hastalık!!!!evet,bildiğin dandik gip virüsü!!.Yetmedi mi?Onun üzerine de azdı mı sana teee ortokulda geçirdiğim akciğer iltihaplanmasının yıllık periyodik tekrarlanması! Günde 2000 mg antibiyotik bana mısın demiyo!   Öksürmekten kan geldi boğazımdan yaa! Türk filmi gibi!!!Yetmedi,onlar geçer gibi oldu,boynum da tutuldu mu sana!Allahım çıldırıcam!!!Sanki evren benim ders çalışmamı istemiyo!Şaka gibi.Zaten sinirim millete! Gittim dershaneye -tatilin daha 2. günü - dershanenin kütüphanesi hınca hınç!!Şaka gibi!!Millet bildiğin çalışıyo, ben? Nurofenle ayakta duruyorum!!!Ama onlara inat kazanıcam tıppı!!!!Görürler onlar!

...

.....

...

...

Yorumlar....

Yorum.