YGS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YGS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26.1.11

TUS Dediğin Nedir Gülüm, Gelsin Onun Elinden Ölüm

Komiteye son 2 gün sayın izleyen...Yusuf yusuf'un dibine vurmuş durumdayız bizler ki sanmayın ben bu "yusuf yusuf forever" güruhunun dışındayım, tam tersi o güruhun kuruculuğunu üstlenip grubun vizyonu misyonu bölümlerini yazan kişiyim.Başkanım bi yerde.

Tamam, sulandırmayalım. Efenim şuradan ve şuradan bildiğiniz üzere bendeniz birinci komitede deyim yerindeyse - hiç bu kadar yerinde olmamıştı bu deyim- sıçtım! Vurgun yedim, örselendim,hor görüldüm, dağıldım, derbeder oldum, hayal kırıklığı yaşadım, depresyona girdim ve bir dolu daha umutsuzluk yayan kelime....

Geçen komitedeki başarısızlığı organik kimyaya- lanet olsun ona!!!!- ve ÖSS-YGS-LYS sisteminden -ki onlara da lanet olsun!- gelmiş şu bünyemin çözecek soru bulamamasına bağlamıştım. Ki bence hala öyle;ama durun burayı anlatmadan önce size tıp fakültesindeki işleyişi anlatayım.

Efenim, burada ilk günümüzde birinci sınıfta  - yaa daha körpeyiz, toyuz, çömeziz-  bize abilerimiz ablalarımz(!) dediler ki "Kitap almayın.Derslere gitmeyin. Notları okuyun, çıkmış sorulara çalışın. Yeter. Oh mis!"  Bizde tabi bi gözler kaydı, bi hülyalara daldık. Aslında ben dalmadım. Her derse gittim filan. Ama konumuz bu değil.

Burada bahsi geçen notlar...

İşte onlar iki kırtasiyenin ölümcül rekabetine istinaden çıkan hayat kurtarıcılar. Bunlara çalışıp düşük not alıyoruz öyle düşünün =D

Aman uzattım.Asıl konuma geleyim. Bu kırtasiyelerden biri -ki favori kendisi- işte bu gördüğümüz konulardan sorular filan çıkarmış; çalışsın çocuklar, maksat ülke tıbbına katkımız olsun fikr-i edasıyla(!). Aldık. Geri kalır mıyız? Kalmadık.

Ve diyorum ki iyi ki yapmışım. Allahım allahım, nasıl bir mutluluktur o, anlatamam size. Çözüyorum çözüyorum neşeleniyorum. Nasıl mutluyum nasıl...Sürekli suratımda salak bir sırıtış var yani o derece ve eğer şurada şu lanet YGS-LYS sistemine çalışan varsa şu yazıyı okuyan, yeminlen kıymetini bilin o soru bankalarının kuzucuklarım derim kendilerine.

İşte o soruların sonunda bi de çıkmış TUS soruları var. Ben onları çözdüm. Kolaylar. Cidden kolaylar ve çok salaklar. Hep aynı şeyi hem de ardarda senelerde sormuşlar. Hani ÖSS'de bile yapmıyorlar bunu.

Sen bunu görünce aldı mı bende bi TUS'u küçümseme, "Hıh! O da neymiş öyle,elimin kiri" modu. Çözüp çözüp daha bir neşeleniyor, çözüp çözüp daha bir küçümsüyordum ki sağımda anatomi çalışan 4 sınıfı, solumda patoloji bakan 5. sınıfı gördüm ve anladım.


TUS da bize girecek.... =(

31.12.10

Hadi 2011'de gidelim alayına!

Geçen sene yazmışım bunu bi tık 
Okudum tekrar ve aynen gerçekleştiğini farkkettim yazdıklarımın Müneccim miyim ne? =D
Bu sene de böyle olacak eminim; ama bu sefer bi fark var.Küçük bir fark; ama önemli de bir fark
Geçen sene YGS-LYS'ye hazırlanan, bir önceki senenin başarısızlığı üstünde, tıp aşkıylan yanıp tutuşan bir gençtim. Stresliydim,sinirliydim.Gereksizdi her şey. Test çözmeliydim.Ne yapacaktım ki?
Ama bu sene...bu sene istediğim yerde istediğim bölümü okuyorum. Mutluyum. Ailemden ayrıyım. Hüzünlüyüm ve farkkettim ki o midenin bozulması bile aslında hayatımdan çıkmasını istemediğim ayrıntılardanmış.
Belki gelecek sene gelemeyeceğim buraya(eve). Bu senelik programım uygun geldi; ama gelecek sene bakalım uygun gelecek mi?
İşte bu muammadan ötürü: Ailemleyim. Yeni yıl onlarla kutluyorum. İzmir Ankara geceleri aksın ben evimde akıyorum 2011'e =)

Hadi iyi yıllar. 2010 istediğimi verdi bana.Tıp fakültesine girdim.Umarım 2011 de ilk senemi bitirmemi sağlar. =)

16.8.10

Tatil,Bana Ne Yaptın!?

Her şey aslında kışın başladı. İzmir'de o soğukta yapabileceğim bi aktivite yoktu. Dershanede kafamızı sulandırana kadar ders çalıştıktan sonra tıpış tıpış eve gidiyorduk. Otobüsler de sıkıcıdır kışın ya,insanlar donar,üşür filan. O yüzden de koltuğuma pusar,sıkışır,ısı kaybını minimuma indirdikten sonra takar kulaklığımı açar müziği, biyoloji testi çözerdim.
Şimdi ne alaka di mi? Şöyle ki benim bu sağ kulak ağrımaya başladı. Böyle sızlıyo gibi. Arkadaşa söyledim "Doktora git!" dedi haliyle de bizde nerde o vakit! YGS,LYS kırmışız kafayı...
Önemsemedim ben de. Kulaklıkla dinlememe bağladım,biraz mp3'e ara verdim. İyileşti gibi.Üzerinde durmadım yani.
Ama ben nerden bileyim bu hain illetin dış kulak yolumda ilerlediğini,ürediğini,şehir altyapısı kurup koca koca gökdelenler inşa ettiğini!! Sarmış kulak zarımı pis mantar!
Şöyle ki şuradan malumunuz 4 gün görünümlü 3 günlük bir tatile gitmiştim. İşte orada deniz,havuz derken benim kulak haşat oldu tabi sudan,klordan,tuzdan...Nitekim bunlar da derinde yatan canavar mantar kolonisini harekete geçirmiş. Arkadaşıma "Kulağıma su kaçtı." dedim. O da "Yaa..." dedi. "Evet" dedim. "Babama geliosun hemen." dedi.
Gittim bugün yanına arkadaşımın babasının ki taptım adama!! Allahım nasıl kibar, nasıl profesyonel! İdolüm o artık benim! Bi de İzmir'in sayılı doktorlarından!
Neyse baktı doktor kulağıma bi boruyla-7 yıl sonra adını bilcem onun!- dedi mantar kaplamış kulak zarını. Ben bi kaldım "Hönk!" diye. "Nasıl yaa? 1 hafta oldu daha şikayet başlayalı." filan dedim.
"Deniz havuz tetiklemiş, vardı herhalde" dedi.Yıkıldım!
Beni başka odaya götürdüler. "Yat." dedi hemşire. Hemşire de diil, oradaki kayıt memuru! Yattım, kulağıma bir şey damlattı ve ben bittim!!
Allahım o ne şey öyle yaa! Bak anlatırken bile tüylerim diken diken. Fokur fokur kulağım böyle. İçerde parti veriyolar sanki. Roman mahallesi toplaşmış da dokuz sekizlik kopuyolar kafamda!
O bittikten sonra diğer kulağa da aynı işlemi uyguladılar ki bu daha beterdi. Zira sağ kulağımdı iflas olan. Ama beni bu fokurtular değil de memurun sonraki hastaya: "Siz biraz bekliceksiniz, hastamızın kulağı pismiş biraz." şeklindeki bilgilendirmesi bitirdi! Rezaletin daniskası! Pismiş! Sensin pis,pis karı! Ben kulağıma iyi bakarım bi kere! Havuz suyu kurbanı olmuşsam suçum ne! Kulağıma damlattıkları şey de oksijenli suymuş.Teallahım!!
Neyse işte böyle. Artık 20 günlük bir damla maratonu beni bekliyor.Bi de içeri su girmicek.Bak onu nasıl becericem onu ben de bilmiyorum...

1.8.10

Klima Çıkmazı!

Yılan Hikayesi'ne dönen klima mevzusu sonunda mutlu sonuna kavuştu sayın izleyici.

"Artık bizim de bir klimamız var." ve -ister inanın ister inanmayın- ben bu cümleyi söyleyebilmek için tam 1 yıl bekledim. Niye? Hasta mıyım ben? Neden salak gibi belli bir zamanı bekleyeyim, ahanda şu cümleceik için. Anlatayım...
Bi kere böyle bir eylem için elinizde olması gereken tek bir malzeme var. Üşengeç bir baba! Kendisi başlı başına bir hikayedir ki daha sonra paylaşırım onu da.
Efenim, geçen yaz hayli tatsız olayların oluşmasını engellemek amacıynan teyzemin ortaya attığı klima fikrini kabul etmiş ve eniştemin bulduğu kelepir klimaya talip olmuştuk ki az bulunacak bir şans olacağını düşünüyorduk. Tabi işin içine bir aileyi parçalamaktan da kurtarmak girince hiç yoktan peydahlandı bizde klima aşkı. Orası özel olduğu için giremiyorum; yoksa RTÜK-ki kendisi annem olur- bu blogu kapattırır.
Neyse işte alındı klima....
Kocaman ,gri, heyula gibi bişi. Bakınca aslında hafif lan bu gibisinden bi ezme çabasına girseniz de, hayır efendim bildiğin eşek ölüsü gibi ağır! Arabaya sığmıyo ki! Sığsa zaten belki de bu yazıyı kışın ortasında yazıyor olurdum ve İzmir'in o karlı(!),benim  ayaklarımın titrediği (!) soğuk salonda ders çalıştığım,anamın babamın 45 derece soba sıcağındaki oturma odasında Yaprak Dökümü izledikleri kış gecelerinde oturma organım donmazdı! YGS'de de derece yapacaktım belki de... Sırf şu klima engelledi. Hey babam hey!!
Velhasıl kelam bizim klima alındı alınmasına da Haziran 2010'a kadar teyzemlerde ikamet etti ki dikkatinizi çekerim Temmuz 2009'da alındı!!!
Kendisi bizim eve  artık dörtlü dırdırlarımıza dayanamayan babamın arkadaşının kamyonetiyle teşrif etti. Bu seferde zavallımın sancılı bekleyişi bizim alt kattaki kullanılmayan odada devam etti. Bu arada o kilimanın ödendi de bitti bile taksidi.
                                                                                ( Bunun bi de kocaman motoru var!!!!!)

Haziran'da gelince biz ümitlendik tabi, hobaleyy bu yaz pişmicez filan diye ama tıss... Ha bugün ha yarın diye bizi oyalayan babacığım sağolsun daha dün takıldı klima!!!Yahu adam sen mi takçan! Çağır işte di mi? Olmaz,evde birileri olsun başında beklensin, yok önce şu olsun bu bitsin ahanda eve geleli iki ay oldu da anca takıldı.
Pekiiii,takılınca ne oldu?? Evvet sayın izleyici bildin. Temizliği bana kaldı!!!
Duvarlardaki delik sayısını bilmiyorum ama o toz toprak evin içine etti!!Sahra ile yarışacak kadar toprak vardı salonda sanırım. Bi de büfeden indirilen bardaklara da yapışınca haliyle iş içinden çıkılmaz hale geldi ve ben de bi süpürüp silip - ki o kadarı da yetti yormaya- arkadaşilarımla gezmeye kaçtım =) Oradan da teyzeme geçtim. Kuzenim çok ısrar etti diye ve akşam annem aradı.
"Babanla oturduk karşısına klima keyfi yapıyoruz." ve ben Menemen'de pişiyorum!
Reva mı lan bu ha reva mı!!!

23.7.10

Kısa KES Aydın Havası Olsun!!!

Gitti...O güzelim saçlarımın teeek teeek tek dökülüşünü izledim o rahat berber koltuğunda.
Saçlarıma garezim yoktu, severdim kendilerini. Arada tarar, sık yıkar; gözüme, burnuma girmesine izin verirdim. Samimiydik yani.
Taa ki çevremi dinleyip ona ihanet etmeme kadar! Evet,kendimi hiç affetmeyeceğim!!
Olaylar şöyle gelişti...
Nisanda kestirmiştim zaten; ama içim rahattı o zaman. İhanet etmiyordum saçlarıma; gerekliydi çünkü. YGS'de fotoğrafta tanınmamak vardı ne de olsa işin ucunda. Net hatırlıyorum 10 nisan saat 16.10. Berberden çıktığımda yolda görenlere laf anlatmaktan anam ağladı.
"Aferin lan,adama dönmüşün."
"İyi böyle iyi bak sıcaklar da geliyo."
"Berberler de kazansın oğlum.İyi yapmışın."
"Ne o düğün mü var da kestirdin?Yakışmış,yakışmış." gibi yorumların ardından bendeniz;
"Yaa işte, kestirdim ama sınav için yani yoksa uzatçam filan..kem küm..." diye debelendim; ama millet nasıl bi takıntı yapmışsa saçımı takmadılar tabi.
Ama bu seferki sınavdan neyin değildi.şurada bahsettiğim sünnetten ötürüydü. Teyzemin: "Ucundan aldır." Annemin: "Tipin yerine gelsin." "Babamın kestir bu sıcakta, naapçan." gibi baskılarına dayanamayıp "Tamam; ama önlerini düzelttircem." diyerekten gittim berbere.
Hakkaten de niyetim önleri düzeltmekti;çünkü ağzıma burnuma giriyodu.
Girdim ben berbere ki hep de ona kestiririm. Dedim,önlerden düzeltelim azcık filan.O da, "Tamam o zaman alayım önlerden, arkaya doğru da toparlayım." dedi ve beni mahvetti!!!
Önlerden aldı da arkası uzun :S En son seksenlerde geçen dizilerde gördüğüm bişi çıktı ortaya. E ben de ne diyim, "Kısaltalım arkayı." dedim ama adam onu da anlamadı ve ben bittim! G*tüme benzedi saçım!!
Şimdi kısa saçın faydalarını düşünerekten kendimi rahatlatmaya çalışıyorum ama nafile. Olmuyo. Tek tesellim çabuk uzaması saçlarımın...Ağustos sonunda kavuşurum sanırım kendilerine de bana kırgın olurlar mı bilmem...

12.6.10

Fala inanmıcan,falsız da kalmıcan demiş atalarımız....

Sabahın köründe arkadaşımın telefonuyla fırladım yataktan ve anında yedim çemkiriği; "NERDESİN?!!". Geç kaldım! Telefonumu kurmayı unutmuşum.O yüzden de evden çıkmış,otobüste yolcuğuma başlamış olmam gerekirken,arkadaşımın sesiyle kendime geldim ve attım kendimi dışarı.
Gün böyle başlasa da gerisinin iyi geçeceğini düşünüyordum.Zira sınava girilecek,sorular çözülecek saat 4 gibi de arkadaşım  Ece gelecek ve Ece,ben,Cansu çıkıp eğlenip kafa dağıtıp iki muhabbetin belini kıracaktık.
Sınava girdik.İyiydi.Çok zor değildi; ama geometride yine kader ağlarını örmüş ve aynı kader aylardır analitik çalışmaktan bitap düşmüş beynimizi klasik geometride durdurmuştu. Sınavda açıortayın dibine vurulmuş,çemberde Final kendi rekorunu kırmış,yamuk iyice yamulmuş ve yanında bizi de yamultmuştu. Onun dışında pek de kötü değildi sınav yani.
Çıkışta ben artık kaderime mahkum olmuş, "Olsun artık matematik kurtarır" diye düşünürken Cansugeldi ve biz 5. kata çıktık. Hani bi sınıf bulur da çalışırız diye ki o sinir rehberlik hocama rastladık ve kendisi tarafından resmen PÜSKÜRTÜLDÜK!!
 Biz tam yanıbaşında, "Hocam; sınıf,hoca,etüt zart zurt..." diye konuşmaya çalışırken bu arkadaşımız gayet net bir takmamazlıkla etrafa sahte gülücükler yayıyordu. Ancaaaakkk ne zaman ki YGS'de ilk 100'e girmiş bir arkadaş geldi. İşler değişti. Bunda, çocukla bi ilgilenme,bi ilgilenme! Anlatamam. "Tamam canım,aman canım.Öğretmenler görevli; ama buluruz şimdi, dur. Nöbetçi kimdi arkadaşlar. İşte şu şu. Hah tamam fizikle geometiriyi hallettik. Hadi bakalım yavri mu"  filan... Nooluyoruz lan, filan oldum. Dedim hocam e sınıf yok mu? Yok!Kütüphanede çalışın. Allahım parçalıcam kadını!! Tam o sırada allahtan Ecenin msj gerldi de biz de çekip gittik. Hastasıyım sanki onun sınıfının!!!
Ece, annesiyle olan randevusunu bizle değiştirmişti.Yoldaydı ve geliyordu. E bizim de canımıza minnet ,çıktık yola. Önce o gelene kadar burgerda karnımızı doyurduk. Ece gelince de vurduk kendimizi yola. İstikamet: KONAK. Amaç : FAL!!
Yok,benim için değil. Cansu için; ama ben de belki baktırırım diye takıldım bunlara. Hobaaaa!! Girdik Kemeraltına, o labirentte dön allah dön ,dön allah dön! Zaten sıcaktan beynim uyuştu. Bi de buldukları bijuteriye giriyo mu bunlar sana!İyice işkence! Ama arkadaş işte naaparsın?
Neyse, Kızlar Ağası Hanı'ndan girdik filan, Ece bizi bi sokağa çıkardı.
Sokak ama nasıl?? Dumanaltı! Bildiğin, böyle havada nargile,sigara dumanı var.Bi ara kafamı yukarı kaldırdım açık havada mıyız diye valla açık havadaydık. Sis gibi duman çökmüştü oraya.Vanilya,cappucino kokulşarı iyice buhurdanlık etkisi yapıyordu.
Sonra bi yere geldik, böyle kıç kadar bi yer. Sevdam Cafe! Allahım! Minicik minicik tabureler.Yaa benim zaten popo ölçüleri belli nasıl oturcam? Zaten otursan, geçecek yer kalmıyo. Kutu kadar. Gelene direkt böyle," Mal almaya mı geldiniz?" diye sorar gibi "Fal mı?" diye soruyolar.
Kadın soruyo sözde ama arkada,hesap kitap yapan adamın da gelen giden kenevir hesabı yaptığına eminim. Ben bi kola alıyorum,Cansu da kahve haliyle. Onun için geldik çünkü. Malum önümüz LYS. Kahve kötü. Telve forever durumda. Köpük yok gibi bir şey. Fal için sıraya giriyoruz.26! Ve henüz 19 içeride.
"İki saat sonra mal hazır"der gibi "İki saat sonra gelin." diyor kız. Çıkıp gidiyoruz.Nereye? BİJUTERİYE!!!Allahım,çıldıracam. Bi tane daha kolye küpe görürsem kusacam.O moddayım. Sonra annemlerle karşılaştık.Teyzemle yaklaşan kuzenimin sünneti için konfeti filan alıyolardı. E onlarla gezince doldu tabi iki saat. Gittik biz de falımızı baktırmaya.
O kutu gibi yerden çıkıyosun demir merdivenle çatı katı gibi bi yere. Aşağısı hamam.Yukarısı Cehennem!! Bi vantilatör çalışıyo püfür püfür ama o da fal bakan kadına vuruyo.Bencil şey!
Kadın sempatik; ama bi konuşmalar filan. Dedim tamam. Bu işini biliyo. Baksana insan ilişkilerinden belli.Kadının önünde bi deste kart.Sanıyorum tarot filan bakıcak.
Neyse işte şu bu derken başladık biz. Arkadaşa paso kart çektiriyo.Kartlar tarot değil ama değişik değişik işaretler var.Sayılar bi de. Arada da kahveye bakıyo. Bildi. Ne var ne yok bildi! Arkadaşa tıbbı kazancağı müjdesini verdi ; ama ne kadar emindi ben bile bilmiyorum.
Cansu da sinir etti kadını. Kendisi korkulu,kaygılı olduğu için paso korkuları çıkıyomuş kartlarda. Böyle profesyonel yapıyo işini yani. Doğru iletiyi almadan bırakmıyo.12 yaşında filan nazar değmiş Cansu'ya."Tuzlu suyla duş al. Odanda adaçayı filan bulundur" dedi.Ve ben kadına inandım! Çünkü parapsikoloji merakımdan gelen bilgilerden. Adaçayının kötü enerjiyi def edici. Tuzun negatif enerjiyi polarize edici etkisi vardı. O an kadının 3. gözünün harıl harıl çalıştığını düşünüyodum ki fincan da arkadaşımın da doğruladığı, TUS(tıpta uzmanlık sınavı) görüldü.Ve bizde kayış koptu.
İnşallah istediği olur da girer şu tıppa yaa. Vallaha bak! Cansuyu 11 aydır filan tanıyorum; ama tıbbı onun kadar hakkeden tek bir kişi tanıyorum.Ben...Hatta benden bile daha fazla istiyo olabilir....Dua edin bize....

28.5.10

Final Countdown...

Geri sayım başladı.Artık sınava 2-3 hafta filan kaldı.Bitti artık konular dershanede. Dolayısıyla da kimse gelmiyo. Zaten; ama moral sınavlarını çıkarttılar başımıza. İnsan başta, kolay olacak moralimiz yerine gelecek filan derken geçen YGS moralde sınavların moral değil “morartma” sınavları olduğunu acı ve hazin bir şekilde öğrendik. Bu yüzden girmemeye karar verdim sınavlara o yüzden evdeyim.
Oturdum,evde kendim deneme çözdüm; ama o da moral kıvamında olduğu için muaffak olamadım haliyle.Geometrinin canı cehenneme!!!!
Bu akşam teyzeme gidicem bebek bakıcığılına.Sınırsız internetin keyfine varıcam. Zira şu avea modemle internette gönlümce sörf yapamıyorum. Malum, kota aşımında avea amca iyi dileklerini sunuyo bize!!
Fanta Gençlik Festivali’nde Şebnem Ferah, Ceza bir de TNT diye bir grup var. Şebo için gidilir. Ceza için? Bayılmıyorum. TNT, hiç duymadım.Yani gitsek mi gitmesek mi kararsızım; ama sınavdan sonra galiba. Yani rahat rahat giderim yaa. Eğlenirim azıcık. Bütün yıl boğuldum.
Bugün girdi Şrek sinemaya. Haftaya da giderim artık. Bakalım nasıl olmuş.Her ne kadar son film dense de inş. son olmaz. Seviyorum ben Şrek’i.
Yani gidip dandik animasyonların devamlarını çekeceklerine Şrek’i çeksinler! 10 Bölüm daha gider o.
Ama şu devam konusunda en içime koyan İnanılmaz Aile’dir mesela benim.Gittiler dandik dandik devam çektiler. İnanılmaz ailenin kaç yıl oldu gelmedi devamı. Çıldıracam.

7.5.10

İnternet istiyorum.....

      Sonunda kavuştum bi internet bağlantısına!Yaşasın diyecem de diyemiyorum.Sebep? İzmir'in göbeğinde internete bile girmeye yetecek kadar zamanım olmadığı için!!!Düşün artık, teee geçen hafta açıklandı YGS ve ben daha yeni Facebook,Twitter,Blog yüzü görüyorum.
Ama yine de sevinçliyim =) Zira YGS'den hayli iyi bir derece elde ettim.Umarım LYS'de de bu muaffakiyetim sürer ve şu tıp haylimin ortasına balıklama dalarım.
Sıkıldım artık arkadaşları geri çevirmekten. Eti Fest'e çağırdı arkadaş gayri-iyimser bi şekilde.Gitmedim,gidemedim. İntegralle randevum var dedim. Benzen ve türevleri bekler, dedim. Rölativistik kütleyle haşır neşir olucam dedim.aGidemedim. =( ama gelecek sene ordayım. Altını üstüne getiricem ortamın.1 Senenin stresini orada atıcam.Duyurulur.
Bu arada Işın Karaca'nın son albümünü (Arabesque) dinledim ve mest oldum!!!Ki arebesk görünce kaçacak delik arayan,duyunca yüzünü ekşiten ben, Işın'ın o mükemmel sesiyle,pop sounduyla söylediği şarkılara eşlik eder buldum kendimi.Tavsiye ederim.Dinleyin.

8.3.10

Karışık Durumlar...

Şu anda mutfaktayım ve ocakta kızaran patateslerin cızırtısı eşliğinde yazıyorum bu yazıyı.Tabi bu ayrıntıyı niye sizle paylaştığımı bilmiorum.İçimden geldi herhalde.Neyse…


Berbat bi haftasonu geçirdim sayın izleyen.Aslında her şey güzel gidecek gibiydi cumadan.Planlar yapılmış,çalışılacak dersler vs. sıraya dizilmişti.Taa ki akşama kadar.Akşam bizinkiler kapıştı.Ben annemin yanında yer alıp kardeşlerimi de fişnikleyerek babama karşı ayaklandırdım.Tek suçum bu diyecem ama haksız olan tamamen babamdı.Haftasonunda bildiğin küs oturdular.Ama kader ağlarını her zamanki gibi acımasızca ördü ve barıştılar.ŞİMDİ ONLAR İÇERDE MIRÇ!BENSE PATATES KIZARTIYORUM!! Bak,buldum neden mutfakta olduğum ayrıntısını verdiğimi.

Sonuç. Olan bana oldu sayın okur.Benim babamla aram bozuldu ama biliyorum barışıcaz yakında.Küs kalamayız zira.Sadece kabak benim başıma patladı.O yani…O zaman ne yapmıyoruuzzzz?? İki kişinin arasına girmeye kalkmıyoruz,kalkanları da uyarıyoruz.

Onun dışında bugün YGS’yi çok mu ciddiye alıyorum diye sorguladım kendimi.Bu nasıl mı oldu?Anlatayım.

Bugün pazartesi olduğu için alışagelmiş olarak dershane kapalıydı.Yani ders mers hoca neyin bulamazsınız pazartesileri. Ama gel gör ki Çağlar hoca –ki kendisi, kendisinden tarih dinlediğim insanlar arasında en sempatik,cana yakın öğretmen tahtına oturmuş bi insan- bugüne ek ders koydu. Kadın üşenmedi,kendi tatilini heba etti,sırf konu geç kalmasın diye ders koydu yaa!

Ve tabi her şey bununla başladı. Hoca üç sınıfı çağırdığı halde gele gele 11 kişi geldi!!!Haa bu beni çok mu etkiler,hayır!Tam tersi,canıma minnet. Mis gibi rahat rahat dinleriz dedim. Gayet de rahat ders işledik.Taa ki çağrılan diğer –artık düşük sınıf gibisinden bir ezme yapmayayım ama not ortalaması bizim sınıf gibi olmayan sınıf diyeyim- sınıftan bir iki –bu kelimeyi abartmayacağım- “zıpçıktı” derse girene kadar...O güzelim tarih dersi zıvanadan çıktı. Hocanın o motivasyonunun,anlatımının düşüşünü görmeliydiniz. İçim parçalandı.

Yani o an insanların bu kadar lakayit olması performansımı düşürsün mü yükseltsin mi bilemedim.Bi yandan sınav kolay olcak takma bak,millet takmıyo diyorum.Bir yandan da alarm zilleri çalıyo.Kendimi şaşırdım valla!!

Dersten sonra arkadaşlarla, yaptığım tarçınlı-zencefilli kurabiyeleri yemek gayesiylen bir yere gittik. Her ne kadar çay berbat olsa da sohbet şahaneydi ve gerisi bahaneydi. Daha sonra konu Dünya Kadınlar Günü’ne geldi. Bir arkadaşımız bu günün gereksiz olduğunu,eşitlik sağlamak için,kadının ezilişine tepki olduğu için doğduğunu söyledi ki bu günün bizzat kendisinin eşitsizlik yarattığını belirtti. Bunu da “Neden o zaman Dünya Erkekler Günü yok?” şeklinde bi düz mantıkla oluşturduğu için bizden epey bi kahkaha aldı =)

Kendisi İzmir’in göbeğinde,Avrupa’nın orta yerinde - =) – yaşadığı için kadınların neler çektiğini bilmediğine kanaat getirdik tabii.

Onun dışında pek de bir şey olmadı bu gün. Haa,bi de İzmir’e bildiğin çamur yağdı,daha da yağacak gibi…Bakalım artık inş. yağmaz ama ne demişler: Başa gelen çekilir…

Not: Tüm bayanların Dünya Kadınlar Günü’nü kutlarım. Eşitlik,hak,hukuk ayrı mesele o konu çok uzar ama şunu söyleyeyim ki neler düşündüğümü anlayın.SİZ OLMASAYDINIZ,BİZ OLMAZDIK…İyi ki varsınız…Teşekkürler...

...

.....

...

...

Yorumlar....

Yorum.